serdar@dm-consultancy.com

Yine bir felaket mi?

Genelde bir sıkıntı yaşanmadan çözüm olmaz şeklinde ortaya atılan önermenin gölgesinde insanoğlu akılcı ve pozitif yaklaşımdan bazen uzaklaşarak bunun karşılığını görmektedir.
 
İNSANIN BU ÇAĞDA SADECE FALEKET İLE DERS ALMASI NE ANLAMA GELİYOR? 

Eğer bu davranışın asıl köküne inmek istenirse, işlerin yapılmasında ve yaşamda plansızlık kendini gösterecektir. Bundan kasıt, gelişen şartlar ve ortaya çıkan gereksinimlere uygun olarak tedbirler zamanında ve tekniğine uygun olarak alınmazsa aradaki açık kapanmayacak büyüklüklere ulaşmakta ve sonunda “felaket” kolay tanımlaması hafifliği ile açıklamalar ve bahaneler ortaya atılmaktadır. Burada çok önemli bir ayrıntı ise toplumsal kuralları oluştururken bu davranışların karşılıklarının aynı durumun yaşanmaması için nasıl alınması gerektiğinin boşluğudur. Dolayısıyla sürekli olarak yapanın yanına kâr olarak kalan “ben yaptım oldu” tavrı ve buna karşı sıfır yaptırım ile hatalar adeta bir üstünlük sağlayıcı duruma getirilmektedir. Bence asıl sorun buradadır. Çünkü topluma hatanın yapılmasının hiçbir yaptırım ile karşılanmadan sürdürülebileceği fikri yerleşmektedir. Böylece düzelme olanağı ortadan kaldırılan tarz geniş kesimlere ve en önemlisi yeni yetişen nesillere örnek olmaktadır. 
 
Bunun bir adım sonrası ise işte bugünü bizlere gayet iyi anlatmaktadır. Yapılan yanlışla yaşama alışkanlığı eleştiri ve buradan sentezlenecek iyileştirmeleri ortadan kaldırarak kim egemen ise onun yaptığı geçerlidir kavramı beyinlere işlemektedir. Dolayısıyla yanlışlarını görmekte olduğumuz ancak düzeltmek için bugünkü ortamda bir şansı olmayan turizm özelinde ve diğer alanlarda sürekli bir patinaj söz konusudur. Hâlbuki bütün bu konularda yapılması gerekenler o kadar açık ve seçiktir ki, görmek isteyen göz, algılamak isteyen beyin için kolay çözümler söz konudur. Yanlışı tekrarlayarak enerjiyi boşa kullanmak bizim gibi potansiyel zengini bir ülkenin yavaşlatılması için seçilmiş bir model olarak kullanılması bile söz konusu olabilir. Bu oyuna düşmemek için uyanmamız gerekiyor.     
 
"BİZ DOĞAYI DUYGULARIMIZIN SAHTE YANSIMASI NEDENİYLE YANLIŞ ALGILIYORUZ" FRANCIS BACON
 
Belki tekrar eden düşünceler gibi gelecek veya bazı yorumcuların yazdığı gibi bu memlekette yaşamıyor ve sadece Avrupa’da yaşıyormuşum gibi bir izlenim vermek istemiyorum. Burada paylaşacağım görüşler herkesin kolayca ulaşabileceği bazı teknik çıkarımlardır. Tavsiye ederim vakit buldukça bilimsel olan ve yansız bilgileri edinmeye çalışın ki o zaman belli bir geniş görme alanına sahip olmak kolaylaşmaktadır. Çözümsüz yola doğru giden turizm yatırımlarının nasıl olması gerektiği ile ilgili epey makale yazmış ve konuk konuşmacı olarak kitlere hitap etmiş birisi olarak, yapılması gereken ilk işin sağlıklı bir fizibilite çalışmasından geçtiğini tekrarlamak faydalı olacaktır. Bu noktada tek önemli unsur, bu konuda yapılacak çalışma için yetkin kişi ve firmalarla işbirliği yapmaktır. Eğer sırf bir çalışma yaptırmak istiyorsanız ve nabza göre şerbet verilmesi hoşunuza gidiyorsa yatırımlara bu şekilde devam edin. Böylece sokak aralarında trafik çözümsüzlüğü olan, gelen konulara saç baş yolduracak tesisler yaparak farklı usuller ile turizmden kazanç elde etme yoluna başlarsınız. 
 
Fizibilite adı verilen çalışma nedense sadece doluluk oranı gözlenerek değerlendirildiği için diğer çok önemli maddeler göz ardı edilmektedir. Aslında tekniğine uygun olarak yapılmış bir fizibilite çalışması size tesisin sanal olarak tamamlanmış ve işletmeye başlamış modelini yansıtacak niteliklere sahip olan bir raporlama şeklidir. Burada ne kadar gerçekçi ve ayakları yere basan veriler çalışmaya konursa sonuçta işletme boyutunda daha az sorun yaşanacaktır. Buradan tesisin yeri ve fiziki büyüklüğü ilk önem verilen madde olarak ele alınabilir. Diğer maddeleri başka bir yazı konusu yapmayı planlıyorum. Tesisin yerleşimi ve alt toprak katmanlarının işin içine gireceği toprak bilimi çalışmaları ile birlikte değerlendirme yapılıyor olsa sel, taşkın ve erozyon sadece ansiklopedik bilgi olarak zihnimizde kalacaktır. Ancak bunlara dikkat edilmeyip özellikle insan canı kayıpları bizi farklı tartışmalara götürmektedir. 
 
Yetkili pozisyonundaki kişiler ve medya çoğu zaman yaşanan olumsuzluklara yurtdışı örnekler vererek sözde etkiyi azaltmaya ve dikkati dağıtmaya çalışmaktadırlar. Ancak yapılan hata veya meydana gelen kayıplar bu şekilde ortadan kalmıyor ki. Ayrıca ateş düştüğü yeri yakar sözüne uygun olarak kayıplar bizim ülke olarak kaybımızdır. Bir insanın yetişerek kamuya faydalı birey haline gelmesi için kamunun ayırdığı kaynak öyle anımsanacak mertebede değildir. O zaman bu değerli unsuru korumak ve toplum için kullanmak daha akılcı bir yöntemdir. Diğer bir olgu ise, kötünün örnek olmayacağıdır. Başka yerde yaşanan ne olursa olsun bizim bugün sahip olduğumuz akıl gücü ve teknoloji ile kalıcı çözümler bulmak birey sorumluluğumuzdur.      
 
Kızılderililer “Doğayı takip et, o sana nasıl davranacağını gösterir” sözüyle asırlar önce güzel bir teşhis koymuşlar ancak bugün bu söz her yapmacık felaket sonrası ortaya konan bir tekerleme olmaktadır. Buraya kadar bahis konusu edilen mevcut doğa yapısı ile karşımızda duran gerçeklerdir. Ancak özellikle son yıllarda hızla değişen ve tahrip edilen doğal yaşam önce bahsettiğimiz yapıda değişiklik yaparak o önermelerin daha fazla emniyet katsayısı kullanılarak ele alınmasını gerektirmektedir. Çünkü toprak ve su havzalarında yapılan değişiklikler belli bir zaman sonra kendini göstermektedir. Yine son yıllarda, özellikle İstanbul gibi yapı yoğunluğunun yukarıya doğru hareket ettirildiği yerleşim alanlarında zemin değişik yöntemlerle baskı altına alınmaktadır. Aslında bir nevi toprak altında gerilim yaratılmaktadır. Genel savunma, bu çalışmalarla depreme karşı tedbir alınmış olduğudur. Acaba öyle mi? Bunu gelmekte olan deprem bize açıkça gösterecek.      
 
DİĞER BİLİMSEL GERÇEKLER:  

İnsanoğlu doğaya üstünlük sağlama dürtüsüyle belli bir sahte gurur içinde teknik çözümler araştırıp bulur ve uygular. Bunda eğer doğayı da yanına alarak çalışmalarını sürdürse aşamalar farklı olacaktır. En azından sürekli gündemde olan doğayı koruma gibi önce boz sonra daha fazla masraf ve çaba ile yapılanları düzeltmeye çalışmak yanlışından dönülebilir. Son yıllarda meydana gelen ve yetkililerin sığınma noktası olan yağışların ortalamalardan daha fazla oluşması son 20 yıldır bilinen bir gerçek. Ozon tabakasının delinmesi, küresel ısınma sonucu bu yaşananlar tarif edilmiş ve edilmekte. Peki, bu uyarılar dikkate alınarak en azından yeni projelerde daha farklı çözümler kullanılarak inşaat yapılamaz mı? Pekâlâ yapılabilir. Eğer akıl sürecini kullanırsak eski binaların yeni tabiat etkilerinden nasıl daha az etkileneceği şeklinde tedbir alma çalışmaları da yapılabilir. 
 
Turizm açısından bakılırsa, bilimsel veriler, 2050 yılında suların sürekli yükselmesi ile kıyı seviyesinden 5 metre farka ulaşması söz konusudur. Bu konu hakkında tesis planlayanlar ve yatırım yapanlar ne düşünüyor ve tedbir olarak bu gerçeği ne kadar irdeliyor merak ediyorum. Öyle ya birden sular yükseldiğinde yine “felaket” söylemleri ortaya atılarak işlere devam alışkanlığını öne çıkartacak mıyız?  
 
Aslında bunlar kolay yapılacak işler. Ancak dünyanın en büyük problemi olan hızlı nüfus artışı ve şehirlerde çoğalma etkileri acaba akılcı çözümler yerine günlük politik ve maddi kazançları öne çıkartarak insan canına önem vermeme gibi bir paradoks mu yaratmıyor mu? İşte bu görüş ve düşünce tarzına karşı çıkmak gerektiğine inanıyorum.       
 
 

Bu Makale 16.07.2012 - 10:16:29 tarihinde eklendi.

Yorum Yaz

Kayıtlı yorum bulunamadı...

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.