serdar@dm-consultancy.com

Turizmde gerçekçi olabilir miyiz?

Geçen haftalarda hizmet verdiğim sektörün yabancı dev firmalarının yöneticileriyle yaptığımız bir çalışma grubu toplantısında kalite ve üretim konularının tartışması sıcaklığını korurken birkaç maddeye dikkat çekmek isterim.

Belki turizm sektöründe benzer kaygılar günün birinde ortaya çıkarsa benzer çalışmalar ülkemizde de yapılabilir. Genel ve küresel anlamda sektöre hizmet veren tüm firmalar enerji ve tasarrufu ön plana alarak bunu gıdanın tarladan çatala ulaşması sırasındaki aşamalarının nasıl planlanması gerektiği hakkında çalışma dosyaları hazırlamakta ve uygulamaya koymaktadırlar. Bizde ise ne kamu ne de turizmden ekmek yiyen kesimin bu tip bir kaygısı bulunmamaktadır. Çünkü tersi olsa en azından küresel liderlerin ne yaptıklarını anlamak çabasında bulunabilirler. Örneğin son yıllarda dışladığımız ve krizde olduğunu haykırdığımız İspanya’nın nasıl olur da 64 milyon turist çekebildiği sorusuna kafa yormak faydalı olabilir. Veya ABD nin 75 milyon turiste hangi suni şeyler gösterdiğini algılayıp bizdeki doğal zenginliklere ciddi olarak korumacı bir uygulama getirilmesi için çalışmalar yapılabilir. Benzer şekilde Fransa sadece Paris ile 45 milyon, toplamda 85 milyon turisti nasıl konuk ediyor görebiliriz. Veya İtalya’nın 50 milyon turiste neleri pazarladığını öğrenerek mukayese yapabiliriz. İngiltere’nin sadece Londra ile ve benzer olarak Almanya’nın Berlin ile 30 milyon turist karşılığı kaç para kazandığı ilginç olabilir. Gözden uzak olan Çin ise 55 milyon turist ile gelecek on yıl için bunun iki katına çıkmayı hedeflemektedir.

Bizde ise yabancılar tarafından dikkatle takip edildiğini gördüğüm İstanbul’un %10 değer kaybetmesi üzerine yapılan vurgu bence çok iyi irdelenmelidir. Bu konuda pek çok görüş olmasına rağmen bazı tutarsız politik saplantıların aklın önüne geçtiğine şahit olmaktayız. Aslında halen çözülebilir durum ve tedbirler söz konusudur. Tek yapılması gereken teknik ve olabilirlik çalışmalarının ivedi olarak devreye alınmasıdır. Bir aşama sonrası bugün güney kıyılarımızda yaşanan durgunluk ve kayıplardır. Resme tümden bakılırsa bu kayıpların bireysel veya politik değil ancak kamusal olarak tüm toplumu yakından ilgilendirdiği yadsınamaz.       

NEYİN FARKINDAYIZ?

Uluslararası ortamda tartışılan ilginç konulardan birisi değişimdir. Değişim yönetilebilir mi? Küresel aktörlerin kafa karıştırmaktan ibaret benzer klişeler ve tanımlar sadece tartışarak zaman kaybını ifade etmektedir. Konu oldukça ilginç anlam taşımakta ve küresel açıdan bakıldığında büyük kesimleri ifade etmektedir. Bunun nedeni, son on yıllarda hepimize dayatılan türlü çeşitli göz boyamaları ile her şeyin şıpın düzeleceği, elini bile kıpırdatmadan varsıl sahibi olunacağı aldatmacasıdır. Hiç çalışmadan, alın teri dökmeden veya beyin işletmeden büyük paralar elde etmek yani bir şekilde kumar oynamak geniş kitlelere dayatılan ilginç bir model olmuştur. Bunun zor telaffuz edilen ismi de “girişimci” olarak yaygınlaştırılmaktadır. Sistem ilginç bir saadet zinciri şeklinde çalışmaktadır. Çoğu oldukça saçma olan fikirler ortaya atılmakta, sanal takipçi ve destekçiler yaratılmakta ve bu fikirler devredilerek paralar kazanılmaktadır. Bu kadar da olur mu demeyin? Mutlaka etrafınızda bu tanıma uygun pek çok girişimci bulacaksınız. Hani bir şekilde köprüyü satmaya çalışan, ayda arsa pazarlayan veya ülkeyi uçuracak ve dünya devi yapacağını vaat eden kafa hep aynı sistemden nemalanmaktadır. Haydi, pamuk eller cebe! Bir koy beş al. Ne hoş değil mi? 

Buna uygun olarak pek çok farklı görüşler proje halinde ortaya atılmakta ve insanlara resmen tuzak kurulmaktadır. Örneğin bir konut sitesi yapımında kayak pisti vaat edilmekte ancak işin teknik detayı sorulduğunda bunun suni plastik kaydırma mekanizmalarından oluştuğu ortaya çıkmaktadır. İlginç bir girişimci fikri değil mi? Veya Ankara gibi denizi olmayan bir şehirde deniz keyfi fikri meraklısını çileden çıkartmaya yetecek unsurlar taşımaktadır. Öyle ki kimse çıkıp bu teknik alt yapının nasıl elde edileceği konusunda veya kişilere maliyetini asla akla getirmemektedir. İlginç olan bu fikrin hemen kabul edilip turizme uygulanabilir bir şekle dönüştürülmesi hayalidir. Eğer deniz gelirse oteller de deniz manzaralı olabilir. Hele balık avına çıkılırsa ne mükemmel bir fırsat yakalanmış olur. Tüm bu düşünceler tekniğe ters olması yanında uygulanabilir özelliği taşımamaktadır. Dünyanın tartıştığı doğallığı ön plana alan, en yüksek doğa ve çevre korumacı çalışmaları uygulamaya koyan sistemlerin bu sektöre ne zaman önerileceğini ilgi ile takip etmekteyim. Öğrenilecek ve ders alınacak çok madde var.      

LİDER KİMDİR, LİDERLİKTEN NE ANLIYORUZ?

Yabancılarla tartışılan ilginç bir konu ise liderlik tabi ki… Bugün dünya lideri olduğunu iddia eden kişi veya politikacıları irdelemek bu örnekleri endüstriye uyarlamak büyük firmaların gündeminde olan çok dikkat edilmesi gereken bir konudur. Bu arada bu konunun ülkemizde sanayici tarafından tartışma konusu bile edilmemesi belki de endüstriyel anlamda geri kalma nedenimiz olabilir. Gerçek vurgu ise bugün küresel patronlar tarafından dayatılan kukla lider yerine takım oyununa geçilmiş olması. Artık dev firmalar kendi aralarında bilgi alış verişi yaparak gelişmeleri daha üst düzeye getirmek konusunu tartışmakta ve birbirleri ile anlaşmalar yapmaktadır. İçe dönünce bu modelin bile anlaşılmadığı ve “ben yaparım”, “ben bilirim” kibrinin her şeyin önüne geçtiği görülmektedir. Endüstride en az oranda su kullanarak yıkama işini yapan makineler, kendi içinde suyu devridaim yaparak su tasarrufu yapan sistemler söz konusu. Atıkların türlü şekilde ekonomik değere dönüşmesi hem çevre hem de ekonomik kazanıma işaret etmekte. Pişirme cihazlarında çok az enerji kullanmak, ortam ısısını çevrimde kullanmak, atık enerjiyi sıfırlamak gibi ileri teknolojiler hemen tüm büyük firma tarafından etkin olarak kullanılmaktadır. Bunlar henüz yerli turizm yatırımcısının görüş alnına giren maddeler değil.     

Lider etkili veya etkisiz olarak ayrılabilir mi? O halde “lider” tanımını nereye koyacaksınız? Lider konusu politik olarak algılansa da aslında günümüz inşaat sektörünün ne kadar kırılgan hale geldiğini gösteren ilginç bir veriler taşımaktadır. Özellikle 1980 küresel krizden sonra yaygınlaşan sözde liderler ile dünyanın geldiği durumu bugün çıplak gözle görmek yanında sıcak yaşamaktayız. Sosyal devlet devinimini tamamlayamamış ülkelerde süreç geriye doğru gitmektedir. 2000 li yıllarda eğitim ve iş yapabilirlik anlamında çöküntü tespit edilse de bugüne kadar olumlu sonuçlar elde edilememektedir. Sonuçta sıradan kişiler sözde lider yapılarak çöküntü devam etmektedir. Bunu kendiniz sorgulayın.

Diğer taraftan ilginç notları paylaşmak isterim. Yabancı dilde liderlik “leadership” olarak tanımlanır. Bunu anlamını düşünmeden telaffuz edip benzer sözcükleri yakalarsanız “lead” ve “sheep” öne çıkmaktadır. İlginç değil mi?

Bir diğeri, belki de çoğunuzun bildiği başarı sözcüğü yabancı dilde “success” kelimesini yukarıdaki gibi okursanız “suck” ve “ass” ortaya çıkar. Yorumlar okuyucuya ait.

Şimdi bunlardan anlamamız gereken nedir sorusunu irdeleyelim. Hani meşhur toplulukları yönetmek için etkin bir şekilde kullanılan bilinçaltı mesajlar sadece düşüncenin fitne uçlarıdır. Ancak o kadar dinamik ve küçük parçalara ayrılmışlardır ki, beynin düşünce sistematiğinde adeta parazit yaparak insanı farklı yönlere yönlendiren etkiye neden olmaktadır. Bir şekilde sakin karar almak yerine adeta etraf toz duman olarak kararınızın ivedi veya çok geç oluşmasını sağlamaktadır. İşte bu durum bugün elimizde mevcut olan elektronik ve ileri teknolojik aletlerin kullanımında ilginç detaylar olarak ortaya çıkartılmaktadır. Peki, bu etkileri kim neden ortaya çıkartmak istesin.

Tabi ki bu durum bizi asla etkilemez. Hani meşhur övüntümüz vardır ya, “bize bir şey olmaz” değişi ile çalışanlarımızın bu durumdan etkilenmeyeceklerini ileri sürecekler olacaktır. O halde belki ülkede açlık sınırının altında milyonlar varken neden bunların elinde aldıkları ücretin birkaç katı değerinde kısa ömürlü cep telefonları vardır sorusunun yanıtı üzerine kafa yormak gereklidir. Çünkü turizm gibi kırılgan bir endüstriyi bugüne kadar anlamamak ve geleceğe taşıyamamak yakında büyük bir çöküntü olarak ortaya çıkacaktır. Uzun erimli süslü planların vadesi yakınlaşmakta ancak kamu bir türlü gerekli yapısal değişimleri uygulama alanına koyamamaktadır.

O zaman ben bilirim kafasını bırakıp imece usulü ile bu sektör nasıl kurtulabilir konusuna değinmek fayda sağlayabilir. Yapılacak o kadar çok fazla iş var ki bunlar sistematik olarak ele alınarak çok kısa sürede olumlu sonuçlar alınabilir. Bunun için bilgi ve deneyim işin içine katılmalıdır. Danışmanlık ama bağımsız ve güvenilir hizmet veren profesyoneller ile bu işler düzelebilir. Yabancı ülkelerin tamamının uyguladıkları sistematik tam da budur. Bilenler bilmeyenlere anlatsın bir zahmet.             

Bu Makale 20.04.2015 - 10:44:10 tarihinde eklendi.

Yorum Yaz

Kullanıcı Yorumları
  • Zafer Cengiz - 08.04.2015 - 05:11

    Gelinen noktada Kral Çıplak teşhisi bir çözüm değil ve gerçekçi çözümleri acilen uygulamak gerekiyor Serdar Bey. Şampiyonluk söylemleriyle harcanan yıllarda, çarpık turizmin çarkları iyice paslandığından, artık tamir edilemeyecek imaj kayıplarıyla geleceğin de ipotek altına alınması süreci yaşanıyor. Doğaçlama yaklaşımlarla oluşan bu durum Racon haline geldiğinden suçlusu da bulunamaz ve Ulusal zararlar da tazmin edilemez? Fakat ORTAK AKIL efsanesinin peşine düşerek, Türkiyenin karnını doyuracak olan Turizmin kurtarılması, Sağduyulu herkesin görevidir AMA..?

  • Serdar Sağlamtunç, FCSI - 08.04.2015 - 01:46

    Zafer Bey, Görüşleriniz çok doğru noktaları içeriyor ve siz bunu yıllardır dile getirmektesiniz. Bana göre artık turizm ben yaptım oldu, olmadı tekrar değiştireyim, doğa neymiş, tarihi kalıntı neymiş gibi cehaletten uzaklaşıp teknik bilgi ve kuralları kabul etmeli ve özümsemelidir. Her şeyi dil ebeliği ile çözemeyeceğimizi bizler biliyoruz da o ekabirler ve sırça köşk sahipleri halen sırıtkan yüzlerle köşkü terk etmemek için geyret göstermekteler. Kaynaklar boşuna israf edilmektedir. Hem de hiç acımadan, vicdansızca.

  • Zafer Cengiz - 07.04.2015 - 04:52

    Altın yumurtlayan kaz çiftliği olarak görülen Ulusal Turizmde gerçekçi olmak ve yıllardır süregiden kafa karışıklığını ayıklamak için en pratik yaklaşım: Hızla büyüyen Türk turizmine 2000 yıllarında Çağdaş bir Yasal reçete olarak 2023 Stratejisi hazırlanıp, 2007 yılında resmen uygulamaya sokulmadı mı? Çağdaş bir düzen kurması öngörülen Kamu ve Özel kesim stratejik ortakları, obezce büyüyen sağlıksız turizmin Şampiyonluk vitrini arkasında kıvranmasına, son 8 yıldır el birliğiyle göz yummadı mı? Şimdi ise, turizm sisteminin toptan çöküşü fiilen yaşanırken, ortada başka bir geçerli çözüm de yokken, hala 9 yıllık yasal geçerliliği olan 2023 Stratejisi, neden aktif gündeme gelerek uygulanmıyor? Çok basit olarak: Bize birşey olmaz diyen zihniyet hazretlerinin artık sadede gelmesi ve Ulusal tedavi sürecine girilmesi, en kolay ve gerçekçi çözümdür.

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.