serdar@dm-consultancy.com

Toz duman

Toz, kritik bir halk sağlığı sorunudur


İnsanın yaşaması için temel olan üç kaynağa gereksinim vardır. Bunlardan birisi hava, diğeri su ve üçüncü ise gıdadır. Yine bu üçlünün içinde hava en önemli ve değerli özelliğini de taşımaktadır. Çünkü olağanüstü zor şartlarda gıda ve su olmadan hayatınızı bir süre devam ettirebilirsiniz ama hava olmadan yaşamınız sona erer. Mükemmel bir tasarım yapısı olarak ele alınan insan ve diğer yaşayan organizmaların yaşamı hava almalarına bağlıdır.

Eğer bu önerme üzerinde anlaşma sağladığımızı düşünüyorsak ilerleyebiliriz. Hava bu kadar önemli ise acaba yaşayan tüm organizmalar bunun ne kadar farkındadır? Eğer botanik, fauna ve ekoloji bilgilerini derlemeye çalışırsak ortaya bizim gözlerimizle tanıklık yapacağımız çok iyi ve hassa işleyen bir sistem ortaya çıkar. Öyle ki her birim diğerinin yapıcısı ve kurtarıcısıdır. Dolayısıyla etrafımızı çevreleyen yaratım mucizeleri yaşamımızı devam ettirebilmek için kurgulanan düzeneği bize anlatmak için çaba sarf eder. Bizler de bu yapıyı algılayıp, anlayıp onun gelişmesine olanak verirsek bir cennet tasvirine uygun yaşamımızı devam ettirebiliriz.

Tabi ki sözel olarak kolaylıkla söylenen ve çoğu zaman sert eleştiriler ortaya koyduğumuz çevre bilinci her insanda, eğitimi ne olursa olsun, farklı boyutlarda ortaya çıkmaktadır. Burada insanın hükmetme ve zenginleşme olgusunun büyük tahribatlar ortaya çıkarmak için uygun şartlar yarattığı da yadsımamak gerekir. Dünya görüşü ve dini itikatlar farklılık göstereceği gibi her kişi için gözünün önünden geçen algıların farklı olması da doğaldır. Belki en yakın örnek bir ağacın doğa, temiz hava, toprağın bağlacı, diğer canlılara yuva veya kesildiğinde odun stoku olacağı gibi çeşitli sosyal ve ekonomik görüşler ortaya atılabilir. Buradan da yaşam sırasında canlı kalabilmek için dikkat edilmesi gereken bazı ipuçlarını elde etmek olasıdır. Tam da burada farklı bir görüş olarak her kişinin bu fikirlere sahip olması veya saygı göstermesini beklemek olası mıdır sorusunun irdelenmesi gerekir. Çünkü özellikle kapitalizm öğretisinde güç elde etmek ve zenginlik için doğaya karşı olsa bile birçok uygulama için tolerans gösterilmiştir. Her ne kadar bu görüş son yıllarda terk edilmeye başlanmışsa da küresel düşünce tarzı yeni bir yutturmaca olarak ortaya atılmıştır. Bu sistemleri kurgulayan ve oligarşi kurallarını uygulayan para gücünü yönetenler aynı fanus içine olduğumuzu ve kirlilikleri kim yaratırsa yaratsın bunun tüm yaşayanların sorunu olduğunu gözlerden kaçırmaktadırlar. Öyle ki doğayı tahrip için sıradan örnekleri öne sürerek işlerine devam etmektedirler.

Belki farkındasınız, son zamanlarda TV lerde meteorolojik tanımlar arasına “toz bulutu” kavramı yerleştirildi. Öyle ki daha önce hiç duyulmayan bu durumu yaşadığımız çevrede ve şehirlerde fırtına ve toz riskinin ne anlama geldiğini araştırma zahmetine bile girmeden dinlemekteyiz. Yine fanus örneğine dönersek, toz oluşumunun doğal ve insan eliyle yapılan örneklerinin yaşam için ciddi tehlike yarattığı ortadadır. Özellikle büyük şehir olarak adlandırılan, metropol yapılar çoğu kez ipin kaçırıldığı ve düzenin sağlanamadığı yerleşkeler olarak hayatını devam ettirmektedir. Ancak burada yaşayan birey kendisi için yaratılan tehdit karşısında algı eksikliği yaşamaktadır. Çünkü oldukça yoğun haline getirilen gündelik yaşam bireyin sakin ve mantıklı düşünmesinin önüne geçmektedir. İşte küresel kurgu bilimciler tam da bu noktada oylarına oy katarak yaşam alanlarını bozmaktadırlar.   

Son yıllarda yabancı ülkelerde de başlatılan ve ülkemizde de abartılarak sürdürülen sigara yasağından daha vahim olan toza karşı ivedi önlem alınması gerekmektedir. Solunan hava içindeki her parçacık akciğerlerden süzülerek geçmekte ve formül değiştirerek atmosfere atılmaktadır. Peki, hava içindeki ufak parçacıklar sigara dumanı gibi tanımlanmamışsa vatandaşı korumak iddiası boştur. Çünkü dünyada yapılan pek çok araştırma şehir tozunun asbest eşiti olduğuna ve sağlığa ciddi zararının olduğunu ortaya koymuştur. Havayı kirleten etmenler neler diye düşünürsek, toz, duman, araçlardan atılan gaz, baca atıkları, kanalizasyon ve diğer atık gazlar ortaya çıkmaktadır.

Yazı konusu toz oluşumunu mercek altına alırsak, burada sözde medeni kurgular planlayarak inşa ettiğimiz binaların yapım aşamasında ve sonrasında yaşadığımız şehirlerde toprak ile ilişkimizi kesemediğimiz sonucu ortaya çıkmaktadır. Çok teknik bir iş olan inşaat yöntemleri işinin ehli olanlar tarafından yapılmadığından ve ayrıca inşaatlarda detay bilgi ve çözümler takip edilmediğinden şehirlerde toz izlerini araçların üstlerinde, evlerde mobilya üstlerinde, giyeceklerde ve daha ciddi olan yiyeceklerin üzerlerinde kolaylıkla tespit edebilirisiniz. Eğer ön yargısız olarak inşaat işlerini izlerseniz toz oluşmasını önleyecek hiçbir detay bilginin yapım aşamasında uygulamaya konmadığını kolaylıkla görürsünüz. Garip bir şekilde toz toprak içinde yapılan çalışmalar sonunda arta kalan tozlar etrafa savrulmaktadır. Ancak bunlar pek de masum kabul edilmezler çünkü nefes aldıkça akciğerlerimizi doldurduğumuz bu garip parçacıklar ileride ölüm fermanımızı da hazırlamaktadır. Çok basit olarak belediyeler tarafından yapılan bir kazı çalışmasını izleyin. Kazı alanı hiçbir koruyucu önlem alınmadan açılır, içerideki toprak dışarı atılır, bir süre dışarıda kalan toprak kütlesi rüzgâr, yağmur etkisi ile azaldıktan sonra açık kasa kamyonlarda bir yerlere taşınır. Bu süreç içinde ortada kalan toprak etrafa dağılır ve kanalizasyona yönlenir. Bu tozları yutarız, geri kalanı da rögarları tıkayarak sularla akıntılar ve taşkınlar yaratır. Böylece eksilen toprağı bir yerlerden taşıyarak tekrar toz oluşmasına yardım ederiz. Tipik bir fasit daire oluşur ve bu bizim inşaat sektöründe hangi seviyede olduğumuzu da göstermektedir.

Her yıl yenilenen yollar ve kaldırımlar şehir tozunun miktar olarak artmasına neden olmaktadır. Çünkü asfalt ve kaldırımın toprak ile olan ilişkisini kesecek detay çözümler ortada yoktur. Kara mizah olarak adlandırılabilecek bir yöntemle toprak üzerine asfalt döşenir, asfalt toprak ile irtibatlıdır ve yapılan asfalt toz içinde kalır, araçların tekerlekleri ile ivme kazanarak nefes aldıkça içimize girer. Refüjler beton bloklarla sınırlandırılır ve iç kısımlarına toprak atılır çünkü yola toz toprak gelmelidir. Böylece yağmur ve sulama ile toprak toz olarak asfalta akar, oradan da burunların içinden akciğerlere ulaşır. Basit ve kolay uygulanan bir yöntem gibi görünüyor ne dersiniz? Acaba bu kadar basit olan ancak gözden kaçırılan sonuçları bakımından yaşam kaybına yol açan sakıncalı durumlar ne zaman ortadan kaldırılacak? Tabi ki burada inşaat tekniğine uygun olarak imal edilmiş bir asfalt yolun ve kaldırımın dayanma ve ekonomik süresinin 20 yıl olduğunu ve 1 km asfaltın 1,9 milyon TL maliyeti olduğunu, her yıl yapılan yol uzunluğunun bu rakamla çarpılarak havaya savrulan para miktarını hesap etmek oldukça kolaydır.  

Herhalde kimse bu işler inşaat sektöründe ilerlemiş ülkelerde nasıl yapılıyor diye soru sormaz. Veya ileri ülkelere gidince neden yollarda yürüdüğünüz ayakkabılar tozlanmıyor diye merak etmez. En basitinden bir hesaplama yaparsak, şehirlerdeki toz nedeniyle kirlenen araçların ortalama her hafta yıkanması ile ortaya çıkacak su sarfiyatı, para ödemesi ve kanalizasyona dolan atık çamurun bertaraf edilmesi için harcanan milli servet çok yüksek bedellere mal olmaktadır. Hesap kolaylığı için her aracın 200-500 lt su ile temizlendiğini varsayalım, bu rakam yaklaşık 2 ila 5 insanın duş sırasında sarf ettiği suya karşı gelmektedir. Ankara’da bir milyon araç olduğunu varsayalım. Her hafta araç temizliği için harcanan su miktarını kolaylıkla hesaplayabilirisiniz. Su ile araçların temizliğinde 2 gr kimyasal temizleyici ajan kullanılsa ve her araçtan yıkama sırasında 50 gr toz kanalizasyona atılsa varın siz hesap edin alt yapıya neler oluyor. Peki, bunları belediyeler ve burada çalışan asli görevi kamu hizmeti olan yönetici ve teknik insanlar bilmez mi? Bilirse neden önlem alınmaz?

Bu cennet ülke üzerinde yaşayanlar ellerinde olan mevcut zenginliklerin farkına varıp bunları hoyratça sarf etmekten ne zaman vazgeçmeye başlarsa o zaman ilerlemeye, yönünü karanlıktan güneşe doğru çevirmeye başlayacaktır. Gerisi fasa fiso değil mi?


Bu Makale 02.10.2012 - 20:31:47 tarihinde eklendi.

Yorum Yaz

Kayıtlı yorum bulunamadı...

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.