serdar@dm-consultancy.com

Olimpiyat oyunları: Spor mu finans mı?

Günümüz kapitalizm tanımı küresel güç tanımlamasına uygun olarak ilerliyor, hem de bir gün kendini de bu çarkın içine kaptıracak şekilde.

Yönetim erki, tek elden kontrol ve pazarlama kabiliyetleri bu yapının olmazsa olmaz taşlarıdır. Hâlbuki olimpiyatlar doğduğu günden itibaren sözlük anlamları ve tanımlamalarında kişisel gücün rekabetini ortaya koyan bir yerde kişisel becerileri öne çıkartan bir dizi spor karşılaşması olmasına rağmen 'kazan kazan' dayatması ile önceki masumane tanımlar artık çöpe atılmış görünüyor. Çünkü küresel güç her şeyde olduğu gibi burada da kendi üretimini öne çıkartarak parasına para katmaya devam etmek istiyor. Ancak ortada dönen paralar ve yatırımlar geri dönüyor mu bunu irdelemeye çalışacağım. 
 
Güncel olduğu için Londra örneği ile başlamakta fayda var. Londra her nedense New York ve Paris ile yarışmış ve bu oyunların kendi ülkesinde gerçekleşmesi için her şeyi yapmıştır. Spor oyunları adına yapılanları bir danışman gözü ile daha titiz değerlendirmek olasıdır. 
 
Öncelikle en önemli olan fizibilite aşaması sıkı rekabet sırasında kontrolden çıkmıştır. Çünkü ilk yola çıkılan hesaplar yaklaşık 6 milyar USD olmasına rağmen son aşamada, CBS Haber verilerine göre, 15 milyar USD olarak gerçekleşmiştir. Burada olimpiyatla ilgili ya uygun fizibilite yapılmadığı veya sonradan destekleyiciler etkisiyle yeni ve farklı açılımlar yapıldığı söylenebilir. Oyunların planlama ve projelendirme safhasında bu etkiyle daha fazla ve belki de gereksiz eklentiler ilk rakamların sapmış olma nedeni de olabilir. Aslında eski deneyimler verilerden ders çıkartılmayarak ilginç bir güç gösterme tarzı da ülkeler arası rekabetin şartı olarak faktör olabilir. Günümüzde aşırı ve karşılıksız tüketim sizde büyük olduğu söylenen ABD ve İngiltere gibi ülkeleri krize düşürmüştür. Bugün insanlığın karşı karşıya olduğu ve gelecek yıllarda devam edecek tabiat oluşumlarına karşı tedbir almak ve açlıktan kırılan büyük kesimleri göz ardı ederek sadece yaldız peşinde koşmak birkaç kuşak sonra bu yılları bu ortamda yaşamış olan bizleri torunlarımız gözünde niteliksiz kılacaktır.   
 
Olimpiyatlar eski yerleşim şehirlerinde sadece makyaj olarak nitelendirilebilir. Zaten Londra şehrinde yapılanlar sadece allayıp pullama olarak nitelendirilmektedir. Çünkü alt yapı için makyaj dışında herhangi bir yenileme ve düzeltme çalışması yapılmamıştır. Diğer yandan, yapılan tesislerin yarısı kadarı oyunlardan sonra ya yıkılacak veya farklı yerlere taşınacaktır. Kıt kaynaklar ve ekonomik zorluk karşısında olan ülkelerin bu durumda eski yerleşim yeri yerine yeni bir yerleşke şehir kurulması durumunda ne olurdu onu inceleyelim. Bu şehir oluşturulacak spor sahaları ve konutlarla cazibe merkezi olabilirdi. Küresel yaptırımlarla spora bakışımız şaşılığını korumaktadır. Devşirme insanlarla milli kadro kurmak marifet değil ki. Gerçi küresel rekabet bunu işaret ediyor ancak aldanmamak gerekir. İnsan hangi ırk olursa olsun yaşamın bir değeridir ve kendi gelişimini sağlayarak dünyaya katkı yapması beklenmelidir. 
 
Bugün spor için harcanan paralar, özellikle yabancı futbolcu için verildiği söylenen milyon yabancı paraların ekonomiye ne katkı yaptığını ve daha da önemlisi bu işlemin o spor dalına herhangi bir gelişme sağlayıp sağlamadığı tartışılmalıdır. Hep kazanma dürtüsü ile bahis ve şike ortaya çıkmıyor mu? Bir futbol konusunda dünyada dönen rakam milyarlarca yabancı para birimi olunca ne spor kalıyor ne de rekabet. Ancak geleceğe dikkat çekmek istiyorum. Acaba topların içine yerleştirilen mikro çipler yarın masum durumlarını muhafaza edebilecek mi? Yoksa belli etkilerle ve kontrol mekanizmasıyla bir ekrandan maçlar ve sonuçlar düzenlenebilir mi? Burada yatan para oldukça iştah kabartıcı değil mi? Düşünmenizi tavsiye ederim.  
 
Olimpiyatlar yaklaşık 30 gün süren bir organizasyon ve sonrasında bu yeni şehirlerde sporcu gelişmesine uygun spor okulları yapılabilir, ülkenin dört tarafından kabiliyetli gençler burada eğitilip geleceğe hazırlanabilir. Yapılacak konutların bir kısmı bu sporcular için, kalan kısmı ise üniversitede okuyan ve çalışan çocuksuz veya tek çocuklu aileler için sosyal konut olarak kullanılabilir.  
 
BOŞ TRİBÜNLER NEYİ İŞARET EDİYOR?
Burada biraz düşünmek ve hem bilet parası hem de içeride yiyecek için harcanacak paranın normal vatandaş için ne ifade ettiğinin farkında olmamız gerekli. Çünkü yaptığınız yatırıma harcadığınız parayı geri almak için fiyatları ayarladığınızda normal dünya vatandaşının bunu karşılayamadığı gerçeği ile burun buruna gelirsiniz. Hele yurtdışından bir de seyahat parası eklenince spora meraklı kitlelerin sadece belli müsabakaları izleme olanağı ancak söz konusu olabilecektir. Bu ise dünya ekonomisinin çıplak gözle görünmesine yardım eden bir gözlemdir. Ekonomi bu kadar batak içindeyken halen tüketime açık projeler yapmak ciddi olarak tartışılmalıdır. Artık herkesin anlaması gereken bir küresel gerçek, kapitalizmin anlatımına karşı olarak, kaynakların daraldığı ve sanal paranın geçerli olduğu göz boyayan ekonomik veriler yerine kendi özüne dönerek her bireyin üretime katkısının artırılmasıdır. Bu noktada dünyadaki fazla nüfusa da dikkat çekmek gereklidir. Son otuz yılda nüfus artışı politik güç olarak öngörülmekte ve az gelişmiş ülkelerde desteklenmektedir. Ancak genel ülke görünüşüne bakılırsa refah seviyesi ile doğurganlığın ters orantıda olduğu görülecektir. Buradan neslini beslemeyen ancak kalabalık insan topluluklarına sahip ülkeler tanımı yapılmaktadır.  
 
Tabi boş tribünleri asker, kamu çalışanları ve öğrencilere serbest geçiş vererek doldurmak çabası ilginç bir mozaik oluşturmuştur. Suni olması yanında savurganlık ölçütü de çıplak gözlerle görülmüş ve kayıtlara geçmiştir. Belki de önceki paragrafta belirttiğim ücretlendirme daha güncel verilere dayanan ve makul ölçüler içinde yapılmış olsaydı bu görüntüler yerine evde TV den seyretmek zorunda kalan gerçek sporseverler buradaki boşlukları doldurabilecekti. Yöneticilerin ayakları yerden havalanınca bundan farklı bir sonuç beklemek de olanaksızdır.   
 
Eski olimpiyat verilerini göz önünde tutarsak, 1996 yılında Atlanta’da yapılan oyunlarda ilk tahmin edilen bütçenin %147 ile gerçekleşmiştir. Sydney’de 2000 yılında yapılan oyunlarda harcanan kaynak %90 fazladır. 1976 Montreal olimpiyatları ise %796 ile en fazla hesabı şaşan oyunlar olmak özelliğini taşımaktadır. Son 50 yılda gerçekleştirilen olimpiyatlar ortalama %170 daha fazla bütçe ile yapılmıştır. Peki, bu harcanan paralar geri kazanılabilmiş mi? Ne yazık ki böyle bir veri yok. Diğer yandan oyunlar için hazırlanan sporcu kıyafetleri, malzemelerde ileri teknoloji kullanılarak yeni buluşlar ortaya çıkmaktadır. Benzer şekilde rekabetten her dalda elde edilen dereceler daha iyileşmektedir. Bunlar belli bir isteklendirme ve itici etki yapmaktadır. Ancak baştaki veriler ele alındığında fayda yarar katsayısının insanların gelişimine ve refahına göre iyileştirilmesi daha doğrudur. 
 
Bizim de ilerideki yıllarda olimpiyat oyunlarına aday olup alabilirsek bu süzgeçten geçirilmiş fikirleri tekrar önümüze koymakta büyük fayda olduğunu düşünüyorum. Akdeniz olimpiyatları deneyimizi de masaya yatırarak doğru bir model oluşturulması gerekiyor. Yoksa zaten sporcu üretemeyen bugünkü sistem ile büyük Atatürk’ün işaret ettiği “sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” düsturunu yakalamak olası değildir. Sporu kitlelere yaymak, günlük alışkanlık arasına koyarak normal ve sade bir şekilde insan sağlığını düzeltebiliriz.  
 

Bu Makale 27.08.2012 - 11:13:45 tarihinde eklendi.

Yorum Yaz

Kayıtlı yorum bulunamadı...

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.