serdar@dm-consultancy.com

Kelimelerle kitleler aldatılabilir mi?

Dil, insanların iletişim aracıdır ve doğru iletişim ancak dili iyi kullanmak ve onun zenginliklerine sahip olmakla mümkündür. Aksi takdirde herkesin bağıra bağıra konuştuğu, ancak hiç kimsenin diğerini anlamadığı bir ortam yaratılmış olur.

İnsan muazzam yaratılış düzeni içindeki yaşam formları arasında konuşarak anlaşan tek cins olarak bilinmektedir. Basit bir sistem analizi yapılırsa, düşünce insan beyninde yerleşik entelektüel birikim arasından konu ve ilgiye en uygun bilgilerin seçilmesi ve ses ile dışarıya çıkartılması şeklinde bir teknik yapıya sahiptir. Saliseler biriminde oluşan bu işlemler, insan ve yaşam ile ilgili henüz bilmediğimiz ve kavrayamadığımız ancak hatasız tekrarlayan çevrim olarak karşımızda durmaktadır. Son zamanlarda beyni uyaran mekanizmaların tavır ve düşünce öncesinde adeta hazırlandığı ve ifade için çıkması olası seçeneklerin bir adım öncesinden belirlendiği şeklinde çalışmalar devam etmektedir. İlginç olan ise bu verilerin ispatlanması durumunda daha karmaşık bir düzenin algılanması gerektiğidir. Belki de akıl düzeyleri geliştirildikten sonra bu bilgiler açığa çıkacaktır. Bilim kurgu tarafını şimdilik bir kenara koyup bilimsel bölüme bakarsak, beyindeki işlemlerin benzerinin yapay ortamlarda oluşturularak bir şekilde uzaktan kumanda mekanizmaları yapılmaktadır. Bu durumda etki altına alınmak istenen kişi veya topluluklar geniş bir yanılsama veya hipnoz içinde yaşamlarına devam etmektedir. Karmaşık toplum mühendisliği kuralları uygulayarak insanları güdülemek artık çocuk oyuncağıdır.

Burada en fazla sorulan soru, tam da tersi durum yaratılarak neden insanların daha mutlu ve bolluk içinde yaşamalarının önünün açılmadığıdır. Teknik uygulama bakımından negatiften pozitife kolay bir şekilde döndürülebilir ancak bu küresel sermaye veya kapitalist sistemin hoşuna gitmemektedir. Her ne şart altında olursa olsun, elit bir yönetici tabakanın ki bu hesap olarak %5 mertebesinde ifade edilmektedir, diğer insanlara baskı uygulayarak tüm zenginlikleri ellerinde tutma gayreti bu görüşü tek taraflı bir pratik haline getirmektedir. Bu düşünceye uygun olarak, dünyadaki insani değerler ortadan kaldırılarak sadece etki ve yönlendirme devreye girer. Yine bilimsel incelemelerde ortaya çıkartılmış olan bilinçaltı tohum ekme ve güdüleme sistemi, görsel ve duyusal etkiler ile insanları adeta sürüler haline getirecek güce sahiptir. İşte burada daha önce bahsi geçen düşüncenin ses ile ifade şeklinde dışarı vurumu, karşıdaki insanda bazı etkiler yapmaktadır. Konfor bağımlısı olan insan, bu şekilde dışarıdan gelen uyarıların sadece kendine çaba sarf ettirmeyecek, düzenini bozmayacak kısmını alır ve diğerlerini görmezden gelir. Yapılan işlemde kelimelerin anlamlı olup olmadıkları değil yarattığı etki önemlidir. İşte bu bilinen bilimsel gerçek, çok iyi bir insanları etkileme, hipnotizma düzeneği olarak kullanılabilir ve kullanılmaktadır. 

İnsanların düşünce kapıları ifadeler ve sözcükler ile açıldığına göre çoğu durumda yerleşik tanımlara ilaveler yaparak güdüleme işlemine çeşitli yönler vermek olasıdır. Burada bazı örneklemeler ile konunun daha iyi anlaşılmasına çaba göstereceğim. Özellikle kriz dönemlerinde ortaya atılan, ancak mevcut sistematiği değişime uğratan kelimeler veya kelime oyunlarının nasıl etken olduğu ortaya çıkacaktır.

SERBEST PİYASA EKONOMİSİ:

1980 yılındaki büyük kriz ve yurt içi dalgalanmalar tüm sistemleri alaşağı etmiş ama daha kötüsü ideolojik erozyonlar oluşturmuştur. Teknik bir tanım olarak görülmesine rağmen, anlam tamamen farklı bir şekilde ifade edilmiş ve yanlış düşünce beyinlere yerleştirilmiştir. Çünkü tüm dünyanın bu tanımdan anladığı, mevcut ekonomik, para ve çalışma düzeninde daha fazla rekabet ortamı ile ürün kalitesinin artırılması ve fiyatların aşağı çekilmesidir. Bizde ise ekonomik, para ve çalışma düzeni yeteri kadar güçlü yapıya sahip olmadığı ve kökleşmemiş olduğu için, “kazık atmak serbest” anlamı yüklenmiştir. Bu anlayış halen devam etmektedir. Bu düşüncenin yansımaları, sanayi ve turizmde ilginç sonuçlar yaratmıştır. Özellikle endüstriyel mutfak ve çamaşırhane sektörü önünde çok büyük fırsatlar olmasına rağmen kendi içinde debelenerek şansı kaçırmaktadır. 5-6 yıl önce fark edilmeyen ve halen bakar kör vaziyette olan üretim tarafı daha fazla üretme, pazarlama ve kazanım elde etme konularında yerinde saymaktadır. İlerleme ve icat zaten bu aşamada söz konusu bile değildir. Turizm ise insan odaklı olması nedeniyle daha farklı bir grupta yer almakta, ancak anlayış fasit bir daire içine hapsedildiği için kazanım söz konusu değildir.

TEMİZ TİCARET:

Temizlik bir işlem gerektirir ve soyut kavramların tanımlanması yapılamaz. Burada dikkat çekici bir özellik, ticaretin vasfının değiştirilme gayretidir. Eğer ilk kısımda yazılanları takip ettiyseniz, burada beyinlere bir mesaj verilmektedir. Ancak ticaret tanımlama olarak “dürüst” veya “hakkaniyetle” yapılması gereken bir işlemdir. Çok zekice bir işlemle dürüst kısmını kaldırıp yerine onun eşanlamlısı değil ama sanki çağrıştırıyor izlemi veren bir tümce koyduğunuzda, karşıdaki insan bunu farklı algılama olanağına sahiptir. Dikkat ederseniz “temiz” çok farklı biçimlerde kelimelerin önüne gelerek değişik tanımlamaları açan bir sıfat olarak kullanılmaktadır.

Temiz adam veya insan olur mu? Bu tanımın yıkanma ile asla ilişkisi yoktur. Sadece soyut bir kavram kurnazlıkla farklı bir tanım ve beyin yıkama işlemi için kullanılmaktadır. İşin diğer ilginç yanı, dilbilimsel olarak bu tarz tanımlamaların diğer dillerde yer almamasıdır. Onlar yanlış tanımlarla halkın kafasını karıştırmaktan kaçınmaktadırlar. Çünkü diğer ülkelerde, uyumsuzluk yaratan tanımların dil içine konması için değil yanlış anlamaların önlenmesi için çaba harcanmaktadır. Kamu baskısı ve yönetimi bu şekilde işlemektedir. Vatandaşın yönetimi için sarf edilen paralar onun vergilerinden elde edilen kaynakla karşılanmaktadır. Kamu, vatandaşa ciddi olarak hesap verecek şeffaflığa sahip olmak için doğru bir yolu seçmek ve halkı aldatmamak zorundadır. Peki, neden biz bu yolu takip etmekteyiz?

Burada en önemli engel dilin yeteri kadar benimsenmemesi ve zenginleştirilmemesidir. Hayret uyandıran ve salgın hastalık gibi yayılmış olan yabancı kelimelerin cümleler içinde kullanılması, anlamsız kısaltmalar yapılması, tabelaların yabancı dilde isimlerle donatılması toplum mühendislik çalışmalarına çok uygun bir ortam hazırlamaktadır. Bir kelimenin başına getirilen bir sıfat ile toplum güdülenebilir ve bu konuda düşüncesi olmayan tembel beyinler ortaya atılan yarım yamalak bilgiyi sindirme gayreti içine girerler.

Her türlü kötülüğü yapan bir kişi adının önüne “iyi” koyarsa bu onu değiştirir mi? Yavaş hareket eden bir aracın adının önüne “hızlı” konsa bu onu hızlı yapar mı? Kirli olan bir masaya “ak” ilave edilse bu onu temiz yapar mı? Örnekler çoğaltılabilir.

Ulu insan yüce Atatürk işte tam da bu nedenle Türk diline sahip olmamızı tavsiye etmiştir. Çünkü dil, insanların iletişim aracıdır ve doğru iletişim ancak dili iyi kullanmak ve onun zenginliklerine sahip olmakla mümkündür. Aksi takdirde herkesin bağıra bağıra konuştuğu, ancak hiç kimsenin diğerini anlamadığı bir ortam yaratılmış olur. Biraz dikkat ederseniz bugün yaşanan kargaşanın bu odaktan ortaya çıktığını göreceksiniz.

Bu Makale 22.06.2015 - 14:13:55 tarihinde eklendi.

Yorum Yaz

Kayıtlı yorum bulunamadı...

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.