serdar@dm-consultancy.com

Değer nedir?

Değer, anlam olarak farklı insanlar için farklı algılar ifade eden bir kelimedir. Aslında bu tanım bir medeniyet kadar eskidir. MÖ 365 yılında Aristoteles, değerlerin yedi türü olduğundan bahsetmiştir.

Bunlar:
1. Dini
2. Siyasi
3. Sosyal
4. Estetik
5. Etik
6. Ekonomik
7. Yargı

Bugünün ekonomik ortamında ise değer ölçütü ne yazık ki sadece ekonomik değerler bileşenleri ile tanımlanmaktadır. Bu tanımların nitelikleri bir değer mühendisliği açıklaması ile daha anlamlı hale getirilebilir.

Düşük değerin nedenleri

Bir ürün, süreç, hizmet veya sistemin değerini artırabilmek, ancak bu mekanizmalar içindeki düşük değerin nedenlerini anlayabilmekle mümkündür. Eğer yapılan her türlü işin değerli olduğu düşünülen bir ortam söz konusuysa o takdirde sorunsuz bir ortamdan bahsetmek ve dolayısıyla sağlıksız bir durumun dışa vurulamaması gibi garip bir sistematik söz konusudur.

Düşük değerlerin oluşması şu şartlar altında gerçekleşir:
Bilgi eksikliği

Bilgi tüm mühendislik ve teknik çalışmalar yanında sosyal yaşamın vazgeçilmez bir unsurudur. Bilgi ilk aşamada okullarda elde edilebilen, profesyonel yaşamda kendi çalışma alanında sürekli üst üste konan bir zincir şeklinde sonsuza uzanan yapısal durumdur. Ne kadar çok bilgi işin içine katılırsa elde edilecek sonucun o kadar az hata riskine sahip olacağı düşünülmelidir. Tabi ki bilgi edinme yollarının pozitif bilimle çelişmemesi ve yeterli objektif tanımlara uygunluğu bir diğer önemli unsurdur. Burada kritik ölçüt bilgi değerinin tartışmaya açık olmayacak niteliklere sahip olmasıdır. Son yıllarda süratle artan bilgi transferi bilginin değerini de tartışmalı hale getirmektedir. Ortaya atılan ve çoğu zaman algı yönetimi ile yönlendirilen görüşlerin bilgi olarak değerlendirilmesi bilimsel olmadığı gibi ancak sığ bir yaklaşımdır.

Yanlış inançlar

Bir birey kendisinden önce yola çıkmış meslektaşları ve yaşlılardan çok şey öğrenir. Herhangi bir sorunla karşı karşıya kalındığı zaman eskiden elde edilmiş deneyimlerden faydalanmak en azından sorunun en kısa yoldan çözülmesine yol gösteren faydalı birikimlerdir. Çözüm için akılcı yaklaşımlar yanlış inançları önleyen etkenlerdir. Genelde teknik alt yapı ve bilgi ile desteklenmeyen her türlü görüş ve fikir yanlış inanç olarak adlandırılabilir. Bilgi ve deneyimi kabul etmeyen, bağnaz ve eklektik kimi görüşler olumlu çözüm yöntemleri yerine kişi ve kurumları akılcı yaklaşımdan uzaklaştıran etkiye sahiptir. Bu ister kişisel bir karar veya toplumu ilgilendiren bir proje olabilir ve her ikisinde de kötü sonuç kaçınılmazdır.

Kişisel kayıp riski

Bu zihnin bir psikolojik çerçeve içerisine hapsedilmesidir. Kişi verdiği bir karar veya neden olacağı bir görüşün ortaya çıkması sonucu eğer işler tersine dönerse kendisinin suçlanacağı sonucuna vararak kararlarında tutukluk yapabilir. Genelde bu psikoz her şeyi kendinin bildiğini zanneden aslında bilgi ve deneyim eksikliği içinde olan karar vericilerde sıklıkla görülen bir sıkıntıdır. Ortak çözüm ve bilgi paylaşımı yerine sürekli bireysel kararlar alındığında çözümün o kişinin becerisi ve yaşam görüşü ile kısıtlı olduğu açıktır. Ancak bu durumda kişi sürekli yanlış yapma korkusunu cahilce tavırla kendinden emin bir şekilde poz yaparak karşısındakileri aldatabilir. Yönetim kademesindeki sıralamaya bağlı olarak bu tip tavırların kalıcı ve içinden çıkılmaz sorunları yaratması kaçınılmazdır.

Kamu değer yaratır mı?

Kamu diye kısaca tanımlanan, vatandaşın vergileri ile ortaya çıkartılan değerlerin toplamıdır. O halde kamu kendini yaratan felsefeye uygun olarak davranmak ve hareket etmek durumundadır. Genelde ekonomik döngü ver-al sistemine tabi olduğuna göre halktan toplanan kaynakların halk için harcanıp katma değer ortaya çıkartması ideal bir sistemi tanımlayabilir. Bu tanım içinde kamunun bazı kuralları koyarak buna topyekûn uyma zorunluluğu uygulamaları kolaylaştırıcı etkiye sahiptir.

Bu noktadan hareketle, örneğin turistik tesis projelerinde mevcut olan kuralsızlık ve eksiklerin önüne geçilebilir. Projelerin yetkin teknik donanımlı firmalardan alınması yanında yatırımcının profesyonel danışmanlık hizmeti ile korunması en basit kurallar olabilir. Firmaların yetkinliğinin denetlenmesi ve hak ihlalleri büyük bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Son yıllarda çoğalan turistik tesis sayısına uygun olarak artan oranda ihtilaflar mevcuttur. Bu kadar uygunsuzluk içinde yol almaya çalışan bir sistemden kazanım elde etmek olanaksızdır. O halde kamu bazı kritik noktalarda yönlendirici yetkisini kullanmalıdır. En basit örnek, herhangi endüstriyel tesisin fikir aşamasından proje haline getirilmesi aşamasında proje ekibinin eksiksiz olarak oluşturulması şartı uygulanabilir. Bunun anlamı bir ev veya endüstriyel tesisler olan otel ve hastane projelerinde mimari, inşaat, mekanik, elektrik mühendislik disiplinleri ile uzman danışmanlık hizmetlerinin işin içinde olması sağlamalıdır. Bugün müteahhit adı altında inşaat işlerini yapan kişi veya firmaların teknik bakımdan denetim kontrolü ise meslek odaları yani bağımsız ve bağlantısız kurumların sorumluluğu altında olmalıdır.

Kamunun değer yaratması için denetim önemlidir. En kolay yöntem ise, kamunun kuralları koyması ama denetimin bağımsız kurumlar tarafından yapılmasıdır. Bugün mevcut sistem denetimsiz ve bireysel kimi ilişkilerle sürdürülen garip bir yöntemdir. Tabi ki özellikle turizm yatırımları konusunda bu işlerde ileri ülkeler örnek alınabilir. Bu çerçeve içinde örneğin imalat sektöründeki üreticilerin sınıflandırılması, her sınıfın alt ve üst seviyelerinin belirlenmesi önlem olabilir. Bunun anlamı, her işe her firmanın katılması yerine belli sınıflardaki işlerin paylaşılmasıdır. Eğer bu yapılırsa en çok şikâyet konusu edilen taşeron sistemi ortadan kalkacaktır. Tersine işini iyi yapan firmalar daha fazla iş alarak kendilerini geliştirecek aynı zamanda bu firmada çalışanlar da gelişmenin bir parçası olacaklardır. Gelişme olmadan hiçbir sektörün ilerlemesi söz konusu değildir.

Peki, bu yönde kamu nasıl yönlendirici olabilir? Son zamanlarda yaygın olarak reklamı yapılan şehir hastaneleri projeleri ilginç şekilde yüklenicilerin kabiliyetlerine bırakılmış, hastanenin ameliyathane kadar önemli olan mutfak ve çamaşırhane bölümleri projelendirme dışına atılarak buralarda kazanım merkezleri ortaya çıkartılmaktadır. Böylece kalitenin yerine porsiyon başı fiyat ile hastane kapasitesi çarpılarak elde edilen günlük, aylık, yıllık paralar ortaya saçılmaktadır. Bu konuda ileri ülkeler özellikle sağlık yatırımlarında kişisel kazanım öngörmezken ülkemizde PPP (kamu özel sektör paylaşımı) adı altında sağlıklı yaşamlar paylaşılmaktadır. İnsan sağlığı ne yazık ki bu kadar ucuz olmamalıdır. İnsanın doğumundan yaşamında ortaya çıkan sağlık sorununa kadar olan zaman diliminde kamu o kişiye para harcamıştır ve bu bedel o kadar da ucuz değildir. İşte bu nedenle ileri ülkelerde kamu sağlık tedbirleri en üst seviyede gerçekleşir. Çünkü kamu insana yaptığı yatırıma sahip çıkarak onun iyi koşul ve şartlar içinde yaşamını sürdürmesini görev olarak kabul eder. Bu noktadaki parasal görünen maliyet bir insan yaşamı ve kamuya yararı göz önüne alındığında çok küçük mertebelerde kalmaktadır.

Sağlık ve ağırlama sektörlerinde bu tarz hesaplar yapmadan sadece birim maliyetler ile yola çıkmak oldukça yanlış hesaplara gebedir. Biraz dikkatli bir şekilde incelenirse ülkemizdeki turizm ve sağlık sektörlerindeki büyük problemin nereden kaynaklandığı ve nasıl çözüleceği kolaylıkla görülebilir. İş bu kadar çıplak ve açık olmasına rağmen neden kalıcı ve kökten çözüm yoluna gidilmediği sorusu belki yanıtlanabilecek en zor soru olarak önümüzde durmaktadır. Bugün ele alınmayan ve çözülmeyen sorunlar yarın yine karşımıza çıkacaktır. Bundan kurtuluş söz konusu bile değildir.

Belki de üzerimize sinmiş değersizlik korkularından sıyrılarak projelere bilgi, deneyim ve kamu faydası faktörlerini katmak zamanı gelmiştir. Ne dersiniz?                 


Bu Makale 16.03.2017 - 15:10:29 tarihinde eklendi.

Yorum Yaz

Kayıtlı yorum bulunamadı...

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.