emirhepoglu@yahoo.com

Alaçatı ayrı bir dünya

İzmir e bağlı Çeşme ilçesinin dünyalar güzeli bir beldesi olan Alaçatı son dönem artan popülerliğinin yanısıra , gerek yeniden inşa edilen , gerekse tadilat yoluyla tekrar yaşatılan yöreye özgü taş binaları ile ayrı bir tat , ayrı bir huzur veriyor insana.

Alaçatı’nın tarihçesi 16. yy a kadar dayanıyor. O dönemlerde Anadolu’nun dış ticareti Çeşme ve civarında gerçekleşiyordu. Çeşme’nin karşısındaki Sakız adasına yerleşen Cenevizli tüccarlar , 1556 yılında ada Osmanlı’ların eline geçene dek deniz ticaretinde söz sahibiydiler. Bu dönemden sonra Çeşme cazibesini kaybederek , üstünlüğü o döneme kadar küçük bir ticaret merkezinden öteye gidemeyen İzmir’e kaptırdı. Hatta Bursa da dokunan ipek bile Çeşme yerine İzmir’den yollanmaya başlandı.

1850’li yıllarda dönemin Sadrazamı Keçecizade Fuad Paşa’nın buyruğu ile , güney kısmı uzun zamandır bataklık olan Alaçatı ve çevresinin tanzimi başlar. Bataklık olan bölgeden limana kadar bir kanal açılır , ovalarda kazılan büyük hendekler sayesinde drenaj sağlanarak nihayetinde bataklık kurutulur . Açılan bu kanal daha sonra limandan içeri kadar girebilen gemilerin rahatlıkla yanaştığı bir liman olur.

Aklıma gelmişken hemen hatırlatayım , Alaçatı sakinleri ile yaptığımız sohbet esnasında ilginç birde anekdot verdiler hemen paylaşmak isterim,  merhum Turgut Özal’ın başbakanlığı döneminde Ilıca Koyu ve Alaçatı sahili arasında bir kanal inşa projesi varmış , bu kanal vasıtası ile yarımadanın çevresini dolaşmak zorunda kalmayacak olan tekneler için büyük kolaylık sağlanacakmış. Acaba rahmetli 1850 yılında gerçekleştirilen kanal projesini tamamlamayı mı amaçlıyordu bilinmez.

Hacı Memiş ağa isimli şahsın mimarlık ettiği bu projede çalıştırılmak  için sakız adasından Rum ahali bölgeye getirilir. Liman ‘ın 1000 m kuzeyine yeni bir yerleşim yapan Rum köylüler bir nevi yap-işlet –devret modeli uygulayarak bölgedeki Müslüman Türk halka ait araziyi işlemeye ve çoğunlukla bağcılık yapmaya başlarlar. Bağcılık ve şarap üretiminde oldukça başarılı olan bu köylüler , bölge şarabının dünyanın en kaliteli şaraplarının arasına girmesini sağlarlar ve doğal olarak dış ülkelere ihracat başlar bu bölgeden.

1908 de Avusturya Macaristan İmparatorluğu’nun Bosna Hersek’i ilhak etmesi sonucu başlayan Balkanlardaki sıkıntı ,Yugoslavya ,Makedonya , Girit ve İstanköy’den mübadil göçmenlerin bölgeye yerleştirilmesi ile sonuçlanır. Bu durum belde de yaşayan Rum’lar arasında panik yaratır ve kısa zamanda bölgeyi terk ederler. Zaman içerisinde şarapçılıktan anlamayan bu göçmenler tütün üretimine başlarlar böylelikle değerli Alaçatı şarabı da tarihe karışmış olur.

Alaçatı anlat anlat bitmiyor elbet , bölgenin birde termal sularından dolayı ayrı bir önemi var ,bölgede çıkan termal suların insan sağlığına faydalı ve tedavi edici özelliğe sahip olduğu bilinen bir gerçek. Termal su ve özel bitkilerin karışımı ile hazırlanan bitki banyolarının, vitamin eksikliğine bağlı kemik, eklem ve iskelet sistemi rahatsızlıklarına da çok iyi geldiği söyleniyor.
 
Sakız ağacı  adını hemen karşıdaki bir zamanlar bize ait olan sakız adasından alıyor. sakız ağacıgiller familyasından bir ağaç türü. Akdeniz bölgesinin doğal bitkisidir. Türkiye'de Batı ve Güney Anadolu'da ve Sakız Adası'nda yetişir ,Alaçatı Türkiye’nin tek sakızağacı bahçesine sahip bölgesidir. Sakız ağacından elde edilen bu kendine has sakız Eskiden balgam söktürücü olarak kullanılmıştır. Diş etlerini kuvvetlendirmek ve ağız kokusunu gidermek için kullanılır. Sanayide yapıştırıcı, cila olarak ve parfümeride kullanılır. Tatlılara, özellikle muhallebi, sütlaç gibi sütlü tatlılara katılır. Sakız, yiyeceklere güzel bir tat ve koku verir. Güveç ekmek hamuruna çeşni katmak için de kullanılır. Ayrıca Yunanistan'da mastika adıyla bilinen rakı sakızdan yapılmaktadır. Sakız adasında yaşayan Rum’lar sakız ağaçlarından geçimini kazanır ve sakız, zeytine göre daha iyi gelir getirdiği için ada halkının refahı diğer ege adalarına göre yüksektir. Biz de ise maalesef bu değerli ağacın bu kadar getirisi yoktur , daha doğrusu geliştirilmiş bir gelir kalemi olarak kullanılmamaktadır.

Ve elbette Sörf , Dünyanın en iyi surf merkezi olarak bilinen Alaçatı Surf Merkezi, her gün gençlerin akınına uğruyor. Her hafta çeşitli etkinlikler ve yarışların düzenlendiği plajda gençler hem güneşlenip denizin tadını çıkarıyor, hem de eğleniyor. Surf öğrenmek isteyenlere de ders veriliyor. Bu dersler sonunda tur atabilecek kadar surf öğrenilebiliyor. Plajda yer alan dükkânlarda ise surf için gerekli her türlü malzemeyi bulmak mümkündür. Alaçatı koyu, Ege kıyılarında yer alan pek çok koydan biri ama iki önemli özelliği onu windsurf yapanların cenneti haline getirmiş. Biri, hiç dinmeyen rüzgârı. Diğeri, denizin kıyıdan altmış-seksen metreye kadar bir buçuk metreyi geçmeyen derinliği.

Haritaları ve kaptanlığı ile tanıdığımız Piri Reis'te “Kitab-i Bahriye”de “Alaca at limanında deniz yufkadır” derken koyun dalgasız olduğunu kastetmiş. Yani onca rüzgâra rağmen koyda dalga yüksekliği sörfçülerin tadını kaçıracak boyuta ulaşmıyor. Alaçatı'da rüzgâr, yaz boyunca kuzey yönlerinden 15–25 kts (knots) süratle esiyor. Mayıstan ekime kadar rüzgâr sezonunda “yetmişiki milletten” windsurf yapanla karsılaşıyorsunuz. Alaçatı'daki surf okulları ile hem koyda hem Alaçatı'nın içindeki otel ve pansiyonlar, rüzgâr ve deniz tutkunlarını ağırlıyorlar. Alaçatı koyunun bir buçuk metreyi geçmeyen derinliği, aynı zamanda yeni başlayan sörfçüler içinde iyi bir eğitim sahası. Bu özelliğinden dolayı koy, hem ustalar hem acemiler için gözde bir surf merkezi. Usta delikanlıyla, yeni başlayan kardeşini veya kız arkadaşını birlikte surf yaparken görebiliyorsunuz burada; Ulusal ve Uluslararası pek çok yarışmada düzenleniyor bu koyda.

Peki Alaçatı da  yenilir ne içilir, bir kez sakın damla sakızlı dondurma yemeyi ihmal etmeyin zira çok şey kaçırmış olursunuz ve elbette yöreye özgü damla sakızlı Türk kahvesi inanılmaz bir lezzet... Zeytin , zeytinyağlılar , balık ve tüm deniz mahsulleri elbette bölgenin doğal yapısından dolayı oldukça taze ve leziz .Alaçatı merkez sahilden uzakta kalıyor , akşamları deniz ve sörf sonrası insanlar genelde burada bulunan ve hepsi birbirinden kaliteli ve mükemmel hizmet veren restoran , cafe ve barlarda  vakit geçiriyorlar .Arnavut kaldırımları ile döşeli dar ve uzun cadde de dolaşırken kendinizi başka bir alemdeymiş gibi hissediyorsunuz , klasik tarzdaki yapıların arasında oldukça modern tarzda döşenmiş otantik eğlence mekanları kısmen Bodrum’u hatırlatsa da vakit geçtikçe ilgisi bile olmadığını anlıyorsunuz.
 

Alaçatı sakinleri ve tatilcilerinin de profilinden dolayı daha bir elit , daha bir farklı . Belde de bulunan Butik otellerin hepsi birbirinden şirin , şık ve huzurlu , her birinin kendine ait bir hikayesi var , kimi Rumlardan kalan bir evi restore etmiş , kimi hemen yanındaki evi de alarak oda sayısını artırmış , Oda sayısı derken aklınıza öyle Antalya da olduğu gibi 200 , 300 oda gelmesin sakın çoğu otelin oda sayısı 10 u geçmiyor bile. Senenin altı ayını Flrorida Coral Springs de geçiren eski turizmci ve Fotoğraf sanatçısı İbrahim DUYGULU her bahar Alaçatıya gelerek Miami deki restorantının da adı olan Tropikana oteli sezona hazırlıyor. Şu an için sadece 5 odası olan bu otelin her odasının adı çiçek isimlerinden oluşmakla beraber , İbrahim beyin kendi koleksiyonun dan fotoğraflar duvarları süslemekte.

Uzun yıllar Ege bölgesindeki turistik tesislerde yöneticilik yapan duygulu bundan tam 23 yıl  önce eşi Çiğdem hanımla beraber Florida’ya yerleşmiş , orada da turizm ile uğraşan DUYGULU , her yıl tatil için geldiği ülkesinde yatırım yapmaya karar vermiş ve sonuç olarak bundan tam altı yıl önce bugün işlettiği oteli virane bir halde satın almış, gerekli tadilatları kendi eli ile yapmış ve sonuçta küçük bir cennet yaratmış Alaçatı da. Alaçatı koruma derneği üyesi de olan İbrahim bey ile turizm deki son gelişmeler , trendler ve yapılması gerekenler üzerine gayet uzun ve hoş bir sohbet ediyoruz.

Sadece kaliteli ve huzurlu bir tatil arayıp , rakamlara takılmayanların adresi olan alaçatı ve Çeşme hakkında birkaç hafta evvel İstanbul da ofisinde sohbet ettiğimiz Dr. Ender SARAÇ ın bir değerlendirmesi  geliyor aklıma hemen. Mas turizmde denilen kitle turizmi hakkında çarpıcı anekdot’lar sunan Dr. Ender SARAÇ , özellikle cemiyet hayatının önemli isimlerinin artık Antalya ve civarında tatil yapmadığını , Çeşme , Alaçatı , Fethiye , Marmaris ve yeniden popülerlik kazanan Bodrum civarına kaydığını belirtmişti. Birçok butik otelin bu elit tabakaya hizmet vermek amacıyla açıldığını , müşterinin alabildiği hizmet kalitesinin bu tür tesislerde yüksek olmasından dolayı önümüzdeki yıllarda da butik otel işletmeciliğinin artacağını öngören Dr. Ender SARAÇ , yaklaşık 400 odalı bir tesis de % 100 dolulukta çeşitli ülkelerden tahminen 1000 kişi ile beraber tatil yaptığınızı , beraber aynı havuzu , hamamı , sahili ve dolayısı ile tuvaletleri paylaştığınızı , açık büfede sıra beklemek zorunda kaldığınızı v.s. benzer bir çok örneği daha verebileceğini belirtiyor ve ekliyor , tatile ne için gidilir , dinlenmek için mi ? , yoksa ızgara sırasında milliyetini bile bilmediğin bir yabancı ile tartışmak için mi ?.

Doğru söz söyleyene denecek fazla bir şey yok , hepimizin bildiği bir realite üzerine sektör dışından böylesine değerli bir insanın , hedefi on iki den vuran çarpıcı açıklamaları bir şeylerin yanlış gittiği üzerine olan kanaatimi güçlendiriyor. Alaçatı’nın güzelliklerini anlatacakken konu yine turizm ve sıkıntıları üzerine kaydı.

Ancak eğer şimdiye kadar gitmediyseniz ileride bir gün pişmanlık yaşamamak adına gezi programınıza , tatilinize mutlaka bir gecede olsa Alaçatı yı dahil edin . İzmir den Çeşme istikametinde otoban dan seyrederken eğer arşivinizde varsa Chris Rea ‘nın unutulmaz parçası Road To Hell ile keyifli bir yolculuk olacağını garanti ederim.

Bu Makale 10.05.2010 - 19:54:42 tarihinde eklendi.

Yorum Yaz

Kayıtlı yorum bulunamadı...

Turizm gündemine ilişkin haberlerin her gün mail adresinize gelmesi için abone olun.