Üniversitenin devrimci öğrencisinden kültür turlarının duayenliğine: Faruk Pekin

    14.07.2016 - 15:18:36

    Sektör kamuoyunun ilgiyle takip ettiği TurizmdenPortreler'in yeni kanuğu Faruk Pekin. Faruk Pekin kim mi? Daha öğrencilik yıllarında çırçırı, zeytinyağı üetimini, değirmen kullanmayı öğrenen, aynı dönemde işçi sınıfı ile tanışan, sonraki yıllarda ise öğrenci birliklerinde, siyasi partilerde ve sendikalarda hak mücadelesi yürüten bir eneteltüel, siyasetçi, gazeteci ve bunların da ötesinde duayen bir turizmci... Gelin bu maharetli insanın yaşamına biraz daha yakndan bakalım... İyi okumalar.



    Arkadaşına Gönder | Ana Sayfa | Haberi Paylaşın :

    Turizmden Portreler-TurizmGüncel



    Faruk Pekin, 1942’de İzmir’in Menemen ilçesinde doğmuş. Babası çok ortaklı ‘Hamdi Pekin ve Ortakları’ isimli bir çırçır, yağ ve un fabrikasının patronu olan Pekin’in Menemen’de Hafız Recep diye bilinen dedesi, Menemenli zengin bir aileye damat gelen, girişimci bir insan. Menemen’in ilk fabrikasını Pekin'in dedesi kurduğu içim  herkes onu fabrikatör çocuğu olarak görürmüş. Ancak statüsü yüksek görünen bu işin geliri o kadar da faza değildir. Zaten daha sonra ortaklar arasında anlaşmazlık çıkmış ve iş yürümemiş.



    Bu fabrikada çalışarak çırçırı, zeytinyağı üretimini, değirmeni kullanmayı öğrenen Pekin, işçilerle ilk temasını da 3 vardiya çalışan bu fabrikada kuruyor

    Babasının  anne tarafı Menemen’de yerleşik soylu bir aile, baba tarafı ise Manisa’nın köylülerinden. Anne tarafıysa İzmirli bir aile ve ailede Çerkezler, Mora’dan gelenler de bulunuyor.

    ‘’BABAM ÇOK OKURDU, ENTELEKTÜEL BİRİKİMİME CİDDİ KATKISI OLDU’’

    ''Ailemiz görüntü olarak zengin görünen ama aslında o kadar zengin olmayan orta üst gelire sahip bir aileydi.'' diyor Pekin ve ekliyor: ''Babam Yunanlar İzmir’i işgal ettikten sonra lise 2’de eğitimine ara vermiş, daha sonra da okumamış. Sonrasında tornacılığı bir makina mühendisi kadar iyi öğrenmiş. Ustasından Rumca öğrenen babam, İngilizceyi de çok iyi konuşurmuş. Annem ise başlangıçta ev hanımıyken, evin mali durumu bozulunca terziliğe başladı ve bu alanda çok başarılı oldu.''


    Faruk Pekin'in anne ve babası dünya evine giriyor - 1933

    Pekin’in babası çok okuyan bir biridir ve evde ciddi bir kütüphaneleri vardır. Bu durum Pekin’in entelektüel gelişimine ciddi katkı sağlamış.

    Dört kardeşten en küçüğü olan Pekin'in iki ablası hala yaşıyor, ağabeyini ise evvelki sene kaybetmiş. Ağabeyi ve küçük ablası üniversite bitirip bankacı olmuş, büyük ablası ise üniversiteyi bırakarak evlenmiş. Sonra da çalışmamış.


    İzmir Yamanlar Dağı, tüm aile bir arada

    8 YIL BOYUNCA MUSEVİ BİR TÜCCARIN YANINDA ÇALIŞMIŞ

    İlkokul birden sonra 7-8 yaz Musevi bir tüccarın yanında çalışan Faruk Pekin, sonlara doğru ciddi bir gelir elde etmeye başlıyor. Bu geliriyle bütün kış kendisine bakabilen Pekin üniversite sınavlarına hazırlanmak için işi bırakmak zorunda kalmış.

    Üzüm, pamuk, susam, keçi kılı... Her şeyi alıp satan bu tüccar, Pekin’e hayat konusunda çok şey öğretmiş. Ustası aralarında 5 kat fiyat farkı olan normal bademle acı bademi karıştırarak kar etmeye çalışır, böyle küçük oyunlara çok başvururmuş. Bu iş de Pekin’e köylülerle bağ kurma imkanı vermiş. Pekin, defter tutmayı da burada öğrenmiş.



    TREN SEVDASININ ARKASINDA NE YATIYOR?

    İlkokulu Menemen’de okuyan Pekin, Asteğmen Kubilay’ın anısıyla büyüdüğünü söylüyor. İlkokul boyunca her yıl bu konuda ödev yapan Pekin’in hem üvey dayısı hem de 10 yıl Menemen Belediye Başkanı olan eniştesi, Kubilay olayı yaşandığında hayattaymış. Pekin, ''Bu yüzden onlardan anılarını dinleyip ödevlerini öyle yapardım.'' diyor.

    Faruk Pekin ortaokul ve liseyi ‘nihari’ (gündüzlü) denen şekilde her gün Menemen’den gidip gelme koşuluyla İzmir’de okuduğunu anlatıyor. Ortaokulu Türk Koleji’nde, liseyi ise Atatürk Lisesi’nde okuyan Pekin, çok iyi bir eğitim aldığını ve hocalarına minnettar olduğunu belirtiyor. ''Bu yüzden bu 6 yıl boyunca banliyö treni, posta treni, ekpres gibi her türlü demir yolu aracını kullandım. Fest Travel’ın demir yolu yolculuklarına bu kadar odaklanmasının ardında benim tren sevdam yatıyor.'' bilgisini paylaşıyor.


    Faruk Pekin(sağda) ve kardeşleri

    3 GÜNLÜK DOĞU EKSPRESİ SEYAHATİ HAYATINI DEĞİŞTİRDİ

    Peki Pekin ilk uzun yolculuğunu nereye-nasıl gerçekleştirdi? O anısını şöyle anlatıyor:

    ‘’Ben lisedeyken, ablam eşinin işi sebebiyle Erzurum’a yerleşmişti. Kışın bir sömestr tatilinde beni Menemen’den Doğu Ekspresi trenini bindirdiler. 3 gün boyunca trenle yolculuk yaptım Tek başına bir çocuk olarak benim için müthiş heyecan verici bir olaydı.

    Çok güzel kompartıman dostlarım oldu. Bir tanesi genç bir öğretmen, diğeri de yaşlı bir teyzeydi. Öğretmen aynı yolu gide gide öğrenmiş, eğer tren bir durakta 1-2 saat duracaksa eşyalarımızı teyzeye bırakıp o şehirleri geziyorduk. Ben o zamana kadar pek fazla yer görmemiştim. Bu tren yolculuğu sırasında bir sürü yer gördüm. Örneğin Sivas’ta 3 saat durduk. 1961 yılında Sivas büyük bir kasabaydı ve ben Sivas gibi pek çok yer gördüm.’’

    BASIN HAYATININ İLK ADIMLARINI ATIYOR

    Lise dönemini bitirene kadar sınıf birincisi olan Pekin edebiyatı çok güçlü, coğrafya ve tarihe ise çok meraklı bir öğrencidir. Pekin anlatıyor;

    ''Lise 2 gibi o zamanki Cumhuriyet Gazetesi, Varlık dergisi gibi yayınları okumaya başladım. Lisesinin 75’inci yıllığını da ben çıakrdım ve bu benim ilk basın-yayın maceramdı. Baskı, ciltleme... hepsini burada öğrendim.''


    Üniversiteden arkadaşlarıyla

    FEST TRAVEL İSMİ NEREDEN GELİYOR?

    Pekin, 1964 yılında Robert Koleji Yüksekokulu’nu burslu olarak kazanır. ‘’Bizim zamanımızda akıllı çocukların mühendis olması gerektiği gibi bir önyargı vardı’’ diyen Pekin, kimya mühendisliğini kazanıyor. Ancak derslerin 3’te birini oluşturan seçmeli derslerde hep esas ilgi alanı olan sanat tarihi derslerini seçiyor ve hayatı boyunca hiç mühendislik yapmıyor.

    Üniversitede 1 yıl İngilizce hazırlık okuyan Faruk Pekin, o sırada da İstanbul’a adapte olmaya çalışıyor. Aynı zamanda bu dönem yavaş yavaş siyasallaşma dönemidir ve siyasete ilk girişini şöyle anlatıyor:

    ''Üniversite birinci sınıfta, önce Robert Koleji Mühendis Mektebi Talebe Cemiyeti’ne üye oldum, daha sonra da genel sekreterlik görevini üstlendim. Aynı yılın sonunda da Robert Koleji Öğrenci Birliği’nin ikinci başkanı oldum. Birliğin o dönemki başkanı İbrahim Betil’di. Ardından, Robert Koleji’nde bir fikir kulübü olan ‘Şölen Kulübü’nü kurduk. Fest Travel'ın ismini de bu kulüpten esinlenerek koyduk.''



    VE EŞİYLE TANIŞIYOR...

    Burada bir parantez: Faruk Pekin, üniversitede kendisinin başkan olduğu Öğrenci Birliği’nin yönetim kurulu üyesi olan eşiyle tanışıyor. Okulda siyasete ilgi duyan insan az olduğundan ve Pekin başkan olarak herkes tarafından tanındığından öğrenci hareketleri içinde doğal gelişen bir süreçle tanışıyorlar. 1970 yılında nişanlanlanan çift, 1971 yılında Faruk Pekin aranırken, sahte kimlikle seyahat ettiği İzmir’de, 24 yaşında evlenmişler. Daha sonra aynı üniversitede öğretim üyeliğine devam eden eşi, Pekin hapisteyken ona bakma sorumluluğunu da üstlenmiş. 1976 yılına gelindiğinde ise çiftin şu anda ABD’de avukatlık yapan oğulları Ferhat dünyaya geliyor. Ferhat da şimdi Fest Travel’ın yönetim kurulunda.

    ADIM ADIM İSTANBUL TURLARI NEREDEN ÇIKTI?

    Faruk Pekin'in üniversite sırasında bazı İstanbul aşığı hocalarıyla İstanbul’u dolaşmaları, ''Adım Adım İstanbul turları''nın da ilham kaynağı olur. Bu hocalar daha sonra 1972 yılında İstanbul üzerine yazılan ikinci kılavuz kitabı yazmışlar. Pekin, ''bu tecribeler ikinci hayatım olan turizmde çok işime yaradı'' diyor.


    Faruk Pekin ve arkadaşlarının hazırladığı ''Robert Koleji millileştirilsin'' afişi

    REHBERLİĞE, TEOMAN ERMETE İLE BİRLİKTE BAŞLIYOR

    Pekin üniversite yıllarının devamını kendi ağzından şöyle anlatıyor:

    ‘’Turizmciler çok iyi bilirler. Teoman Ermete isminde bir arkadaşım vardı. Teoman lisede 3 yıl boyunca arkadaşımdı, daha sonra AFS programı ile Amerika’ya gitti. Aynı sınavı ben de kazanmıştım ama bana aile bulunamadığı için ben gidememiştim. Teoman sonra Robert Koleji’ne geldi, iki yıl da orada birlikte okuduk. Onunla beraber okurken biraz parasız kalınca Sultanahmet’e gidip turist dolaştırırdık. Teoman daha sonra ODTÜ’ye gitti, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’la beraber Filistin’den dönerken yakalandı, yargılandı. Ardından afla hapishaneden çıkan Teoman, turizme girdi ve uzunca bir süre hem güneyde hem Çanakkale’de otel işletti. Daha sonra da vefat etti. Eski turizmciler Teoman’ı iyi tanırlar.

    Teoman gittikten sonra ben Robert Koleji Öğrenci Birliği Başkanı oldum ve ‘Robert Koleji millileştirilmelidir’ kampanyasını başlattık. Kampanya ben okuldan ayrıldıktan sonra da devam etti ve başarıya ulaştı. Bu kampanyayı başlatmamızın 40’ıncı yılında Boğaziçi Üniversitesi dergisine bir yazı yazarak ‘öğrenci birliğinin kampanyasında çok sıkı bir duruşu olmasaydı, şu anda Boğaziçi Üniversitesi yerine Boğaziçi konutları olacaktı’ dedim.’’


    Arkadaşı Teoman Ermete ile birlikte

    HAPİSHANE DÖNEMİ BAŞLIYOR

    1969 yılında okulu bitirip hayata atılan Faruk Pekin için siyasi olarak esas yoğun dönem o zaman başlamış. işte o süreçte yaşananlar...

    ''1969 yılında öğrenci işlerini biraz bıraktım, Devrimci Gençlik Köprüsü için Zap’a gittim. Ardından Ant Dergisi’nde yazmaya başladım ve siyasi faaliyetlerim daha da arttı. DİSK’e bağlı Maden-İş sendikasında eğitim çalışmaları yaptım. 12 Mart muhtırasının ardından sıkıyönetim geldi, Ant Dergisi kapatıldı. Bir süre arandım, daha sonra ‘Türkiye Gizli Komünist Partisi’ diye bir davaya soktular beni. Dava arkadaşlarım Vedat Günyol, Sabahattin Eyüboğlu, Yaşar Kemal’in eski eşi Tilda Gökçeli, Şiar Yalçın’dı.

    Daha sonra serbest bırakıldım ancak Kimya-İş sendikasında çalışırken bir daha alındım. 12 Mart dönemi boyunca toplam 2 yıl hapiste kaldım.

    Çıktıktan sonra DİSK’e bağlı bir sendikada işe girdim, daha sonra sendika TKP’lileri ideolojik olarak dışlayarak işten attı. Sonrasında 2-3 yıl Türk Haber Ajansı’nda gazetecilik yaptım. Eğer ben ilk yazı yazdığımda Cağaloğlu’nda başvurmuş olsaydım, şu anda ‘basın şeref kartı’mın olması gerekiyordu. Ancak sürdürmedim...''


    DİSK davasından yargılanırken

    3 YIL DA DİSK DAVASI’NDAN HAPİS YATIYOR

    ''Daha sonra Abdullah Baştürk Genel Başkan olunca tekrar DİSK’e geldim. DİSK’in hem eğitim dairesi ve koordinasyon dairesi müdürlüğünü hem de danışmanlığını yaptım. 12 Eylül darbesinden sonra da tekrar hapse alındım. 3 yıl da DİSK davasından yattım, ondan da beraat ettim.''

    ‘’GENÇLERİN EYLEMLERİNİ ÇOK İYİ ANLIYORUM’’

    Tarihin çok önemli dönemlerine tanıklık etmiş olan Pekin’e bugünün gençlerini soruyoruz. Gençlik yozlaştı mı, yoksa eskiler mi nostalji yapıyor?

    ‘’Öncelikle eskilerin anılarını oldukça nostaljik bir şekilde anlattığı bir gerçek. O dönemde bir çok şeyin Deniz Gezmiş’e endekslendiği de bir gerçek. Örneğin Deniz Zap Köprüsü’nde yoktu, hapisteydi. Köprünün adı Devrimci Gençlik Köprüsü olacaktı, ama o köprüye herkes ‘Deniz Gezmiş Köprüsü’ dedi. Halk böyle şeyleri her zaman yaratıyor, Deniz ikon oldu artık. Ben 2013’teki Gezi olaylarında bir aylık bir gezideydim. Burada olmak isterdim. Gezi’yi çok iyi anlıyorum ve bence geç bile kalmış bile eylem. Aynı şekilde bugünkü liseli gençleri de çok iyi anlıyorum. Liseli gençler bile şu anda Türkiye’deki olumsuzluklara bu kadar direniyorsa, Meclis’teki muhalif milletvekilleri bunlardan ders çıkarmalı. 1965 yılında Türkiye İşçi Partisi’nden 15 milletvekili Meclis’i dağıttı. Önerge üstüne önerge verdiler. Şu anda Meclis’te böyle bir çalışma olsa aynı sonuç elde edilir, ama hepsi tembel.

    1968 gençliği denilen gençlik, Türkiye’nin belki en güzel dönemini yaşadı. Çünkü gençlik çok tartışırdı, çok kitap okur, film-tiyatro izlerdi. Her gün bir yere gidilirdi, işçilerle temas çok yüksekti. Tabi ki dijital dünyada biraz işler geriledi, ama bugün de bu imkanlarla çok hızlı iletişime geçme imkanı var. Gençlik bunları yaşamalı ben onları kesinlikle suçlamıyorum. Görüşünüz ne olursa olsun herkes gördüğünü söylemek ve eyleme geçmek durumunda. ‘’



    ‘’TURİZM İKİNCİ HAYATIM’’

    70’li yıllar Türkiye’de turizmin yeni yeni filizlenmeye başladığı yıllardı. Siz nasıl tanıştınız?

    ‘’Benim turizmle ilk temasım üniversitede parasız kaldığımızda Sultanahmet’te münferit turistlere rehberlik yaparak oldu. Ama esas turizme giriş sürecim daha uzun oldu. Ben bir ara Türkiye Milli Talebe Federasyonu (TMTF) bünyesinde de görev aldım. Oradaki İstanbul Talebe Birliği’nin yönetim kurulu üyesiydim. TMTF çok iyi bir yapıydı ve burada evrensel şenlikler düzenleyen bir ekip de vardı. Yurt dışından çok sayıda ülkeden gençler, açık havada konserler, tiyatrolar, heykel resim yarışmaları gibi aktivitelere katılıyordu. TMTF bünyesinde ayrıca bilhassa gençlik turizmine dönük işler yapılıyordu. Örneğin TÜRSAB eski başkanlarından Ferit Epikmen oradan gelen bir insandır. Ben o zaman onlar kadar işin içinde değildim, ancak daha sonra burada pişen insanların bir kısmı 1969’un başında TMTF kapatılınca Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı’na (TMGT) gitti. Burada rehber kursları, acentecilik gibi eğitimler olmaya başladı. Kasım Zoto gibi bir sürü turizmcimiz TMGT’ten gelmedir. Ancak ben o dönemde sendikalara yoğunlaşmıştım.''

    ‘’DEMOKRAT HASAN CEMAL BENİ İŞE ALMADI’’

    ''Turizme esas yönelmem ise 1985 yılında hapisten çıkınca oldu. Hapisten çıkınca iş aramaya başladım ve ilk başvurduğum yer Cumhuriyet Gazetesi oldu. Ama çok demokrat Hasan Cemal, sıkıyönetim gazeteyi kapatır korkusuyla beni işe almadı. O arada ‘acaba turizme geçsem mi’ diye düşündüm. Bakanlığın rehberlik sınavlarına girdim. Kimse bana iş vermezken, şimdi Sözcü’de yazan Necati Doğru devreye girdi. Necati, Trabzonlu Mehmet Yılmaz’ın çıkardığı gazetenin başındaydı, oradan kavga ederek ayrıldı. O sırada İzmirli Yeni Asır Grubu da İstanbul’a gazete çıkarmaya geldi. Rapor diye bir gazete çıkarıyorlardı ve sonradan Sabah olacak olan Marmara Gazetesi’ni çıkarmaya hazırlanıyorlardı.''

    ''Çok eski bir arkadaşım olan Necati  ‘gel burada çalış’ dedi. Ufak bir maaş söylediler ama başka şansım da yoktu. Orada 6 ay çalıştıktan sonra, kuruculardan Mengü Ertel Necati’yi kıskandı, Necati’yi işten çıkardılar. Dolayısıyla gazete genel yönetimsiz kaldı. Orada da Günaydın’dan geçme Teoman Erbek diye bir gazeteci vardı. O ‘dışarıdan adam alacağınıza sabah 7’de gelip akşam 9’da giden Faruk’u yapsanıza’ demiş. BBen tabi enayiyim, herkesten çok çalışıyorum. Çok tecrübem de yok ama çalışkanlığıma güvenip tamam demişler. Bunlar bana genel yayın yönetmenliğini teklif ettiler ve çok korktum. Sonrasında da ‘Siz benim arkadaşımı kovdunuz, ben sizle çalışmam’ dedim, ayrıldım. Yine işsizlik dönemim başladı.''



    VE FEST TRAVEL’I KURUYOR: ŞİRKETİ KURACAK 50 BİN LİRAYI ZOR BULDUK

    Bu süreçten sonra, Pekin Fest Travel’ı kuruyor. İşte kendi ağzından Fest Travel’ın kurulma ve ilerleme hikayesi:

    ‘’1985 yazında 5 kişilik bir ekiple Sun Turizm diye bir şirket kurduk. Şirketi kurmak için 50 bin lirayı zor bulduk, 5 kuruş paramız yoktu. Fest Travel da orada ortaya çıkarıldı. Ben bu arada rehberlik kokartımı da aldım. İlk başlarda sendikal kaynaklarımızdan müşteri gelir diye bakıyorduk, ancak pek öyle şeyler olmadı. Daha sonra ortaklar da ayrıldı ve ben tek başıma devam ettim. Ben Taksim’de asansörsüz bir apartmanın en üst katında, içeri yağmur giren bir dairede bu işe başlamış oldum.

    Bu noktadan sonra ben bir yandan yurt dışında acenteler bulmaya çalışırken, üniversitede hocalarımla yaptığım İstanbul gezileri hep aklımdaydı. O zamanlar Tarih ve Toplum diye bir dergi vardı. Bu dergiyle beraber ortak İstanbul gezilerine başladık.



    ADIM ADIM İSTANBUL GEZİLERİ BAŞLIYOR

    Adım Adım İstanbul gezilerimizin ilkini 1988 yılının kasım ayında  Murat Belge ile yaptık.  Bu geziye Altan Öymen katıldı, ertesi gün de Milliyet Gazetesi’nde çok güzel bir baş yazı yazdı. ‘Dün bir geziye katıldım, biz İstanbul’u meğer bilmiyormuşuz’ ifadelerini kullandı. Bundan sonra İstanbul gezileri başlamış oldu. Gezilere katılanlar başka yerleri de gezmek istiyorlardı.


    Murat Belge'nin katıldığı ''Adım Adım İstanbul Turları''

    TÜRKİYE’NİN İLK DOĞU ANADOLU TURU

    Bunun üzerinde biraz çalıştıktan sonra 1989 yazında 44 kişiyle çoğu arkadaşımız olan kişiyle Türkiye’nin ilk ‘Büyük Doğu Anadolu Gezisi’ni yaptım. Çok fazla insan vardı, ama hiçbirini kıramadık. İstanbul’da bir tane 55 kişilik otobüs vardı, onu buradan Ankara’ya götürdük, çünkü gezinin Ankara’ya kadar olan kısmı gece treniyleydi. Ankara’dan yola çıkıp, Çorum, Trabzon, Artvin, Kars, Van, Hasankeyf, Mardin, Diyarbakır, Urfa, Nemrut Dağı ve eski Malatya’dan oluşan Türk tatilcilerin alışkanlıklarına hiç uymayan 15 günlük bir gezi yaptık. Bu gezi sonra destan oldu. Sonra ben ertesi yıl bir gezi daha yaptım. O geziye katılan amatör fotoğraflar çekip hem İstanbul’da hem Ankara’da bir Hasankeyf sergisi yaptılar ve tüm fotoğrafları sattılar.


    Hasankeyf'te minik ''rehberlerle''

    ‘’TÜRKİYE’Dİ KÜLTÜR TURİZMİ GEZİ KÜLTÜRÜ DİYE BİR ŞEY VARSA BUNU BEN BAŞLATTIM’’

    Ardından da 1991 yılında Türkiye’de ilk defa Türklere 15 günlük bir batı gezisi yaptım. Trakya Troya’dan başlayıp Antalya’da biten bu gezi, ‘Türkler 15 gün geziye mi çıkar’ anlayışını da kırmıştı. Bu gezileri yaparken daha önceden katılımcılara bilgilendirme metni veriyorduk. 3 turun da rehberi bendim ve bölgede yapılan grevlerden yetişen çiçeğe kadar her şeyi anlatıyordum. Şu anda Türkiye’de kültür turizmi, gezi kültürü denen bir şey varsa bu benimle başlamıştır, bunu açıkça söyleyebilirim. Bugün bu alanda bir ilerleme kaydedilmişse, bunda Fest Travel’ın payı büyüktür. Ben çakıllı, kaya parçalı bir yolda yürüdüm, bu yolu yavaş yavaş düzledim, her şeyi hazırladım. Şu anda birçok firma asfalt yolda yürüyor.’’



    ‘’TURİZMDE FİKRİ MÜLKİYET SORUNU VAR’’

    Peki, sizin yanınızda bir şeyler öğrenip daha sonra ayrılıp bu işi sürdüren oldu mu? Sektörde herkesin şikayetçi olduğu bir şey var: Siz bir plan oluşturuyorsunuz, ertesi gün tüm acenteler aynı turu yapıyor. Bunun önüne geçilemez mi?

    ‘’Elbette bizimle çalışıp ayrılan insanlar oldu ancak firma kuran 2 rehber oldu. Ancak bizim dışımızda çok fazla insan burayı kopyaladı, hala da devam ediyor. Bunun önüne geçemezsiniz, yalnızca markanızı koruyabilirsiniz. Bir markayı almak 650-700 lira, markaya yakın bir marka çıktığında buna itiraz etmek 700 lira. Dolayısıyla bunu yapmak da çok kolay değil. Markayı emek harcayarak koruyabilirsiniz, ama baştan sonra bir programı koruyamazsınız. Bu fikri mülkiyete saygı anlamında tamamen etik bir mesele. Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü bünyesinde etik kuralları anlaşması çıkarıldı, bunu Türkiye’den ilk imzalayan acente biziz. Programların kopyalanması sorunu 15 yıldız yaşanıyor. Bizi takip edenler var, bazıları bunu kabul edilebilecek şekilde yapıyor ama bazıları çok saygısız şekilde yapıyor. Programı o kadar aynen kopyalamış ki, bizim yaptığımız tapaj hataları bile aynen yer alıyor.

    ‘’BEN BİR GEZİ TASARIMCISIYIM’’

    Ben kendimi gezi tasarımcısı olarak görüyorum,  sanatkar olarak görüyorum. Biz İstanbul’da 190 günlük güzergaha ulaştık. Anadolu’da 170 güzergah yarattık. Bunların Kapadokya, Pamukkale, Troya ve Efes’e ilişkin olanlarında biraz bilinen yerler var, ama geri kalanının hepsi bize özgündür. Örneğin biz Kapadokya’yı 17 günde satıyoruz. 2 gün Kırşehir, 3 gün Kayseri, 3 tane de 4 günlük Kapadokya gezimiz var. Bunlardan birincisi Klasik  Kapadokya, ikincisi Bilinmeyen Kapadokya, üçüncüsü ise Hiç Bilinmeyen Kapadokya. Hiç Bilinmeyen Kapadokya’yı şu anda benden başka yapabilecek rehber yok. Bunu şu ana kadar kimse kopyalayamadı. Çünkü o yerleri bulamazlar.  Ben geçen sene 3 tane yaptım. O süreçte ‘Çözüm: Kültür Turizmi’ kitabım çıkmıştı, onu da dağıttım.



    ‘’TURİZM SEKTÖRÜNDEN ALACAKLIYIM’’

    Program belirlemek ayrı, güzergah belirlemek ayrı bir olay. Yurt dışında da durum aynı. Örneğin ben Myanmar’a gezi oluşturmaya çalışırken çok zorlandım. Oradaki darbeci subaylarla anlaşamayacağımı düşündüm. Ancak gittim ve tüm zorluklara rağmen çok güzel bir program çıkarttım. Şu anda herkes Myanmar satıyor. Biz Vietnam Kamboçya programı hazırladık, 5 yıl boyunca da sadece biz sattık. İzlanda’nın yolunu kim bilirdi daha önce? Bunların hepsini biz düzenledik. Büyük operatörler dahil, turizm sektöründen çok alacağım var benim, çünkü bu alanların hepsini ben yarattım. Ben bu işe girdiğimde 5 acente vardı, ben onları kopyalamadım, bunlar da beni hiç kopyalamadı. Ama bunun dışında 1990 yılından sonra her gelen firma beni tekrarlamıştır. Kongre turizminde, kruvaziyer turizminde hiçbir şey yapmadım, o yüzden bir katkım yoktur. Eskiden çok takardım ama artık üzülmüyorum. Çünkü  ben öncüyüm ve öncüler tekrar edilir. Bu düşüncelerimi, neyi nasıl yaptığımı  kitabıma da yazdım, her şeyi anlattım. Bu krizden Türkiye’yi çıkaracak olan da yine kültür turizmidir.’’

    ‘’TÜRKİYE TURİZMİNİN BELİ 1989’DAN BERİ DOĞRULMADI’’

    Türkiye’de gelişen turizm anlayışı sadece acentecilik ya da rehberlik alanında değil, konaklamadan ilçelerin gezi, turizm planlamalarına kadar her alanda  basmakalıp şeylere mahkum gibi görünüyor. Sizce Türkiye’de turizm nasıl gelişti, nerelerde hata yapıldı?

    ''Burada tarihsel bir durum var. Türkiye’de 1980 öncesine baktığımızda gelişen kesimin kültür turizmi olduğun görürüz. O güne kadar bazı yabancılar krurvaziyerlerle, trenlerle ve kendi imkanlarıyla Türkiye’ye gelirlerdi. Daha sonra uçaklarla gelmeye başladılar. Bu turistler, Kapadokya, Efes, Antalya, Troya, Trabzon Sümela, Çorum Alacahöyük gibi birkaç yeri gezerlerdi. Turgut Özal’ın kararları ile beraber liberal politikalara geçildi ve özel sektörün devlet tarafından desteklenmesi öngörüldü. Bu kararların sonucu olan teşvikler önceleri dağıtılamadı, ancak 12 Eylül döneminden sonra yoğun bir şekilde özellikle konaklama sektörüne, biraz da yatçılığa verilmeye başlandı. Devlet Planlama Teşkilatı burada bir hata yaptı. Amerikalı uzmanlar bize ‘sizin 3 tarafınız denizlerle çevrili, siz turizm yapın’ dedi. Buradan da deniz-kum-güneş turizmi doğdu. Bu hataydı, böyle bir seçim olmamalıydı ama oldu. Bu teşviklerle beraber Devlet Planlama Teşkilatı’na bağlı olarak Antalya Projesi yapıldı ve müthiş bir altyapı hazırlığı yapıldı. Bu proje hala devam ediyor. Altyapı hazırlandıktan sonra oteller yapıldı. Burada kara para aklandı, yatak hesabı yapılmadı, planlama olmadı... Biz bunu yine de kaldırabilirdik.

    O arada Türkiye’de kültür turizmi de artmaya başladı. Eski TMGT’den gelen arkadaşlarımız çok iyi çalıştı, ülkeye güzel turist getirdiler. Bu geziler her şey dahil kültür gezileriydi. Sistem 1989’da birinci Körfez Savaşı’ndan sonra çöktü. Gelişler birden bire dondu. Savaş Irak’taydı ama insanlar korktu. Bu durum ortaya çıkınca o güne kadar yapılan yataklar boş kaldı. Sonrasında da hemen fiyatlar düşürüldü. 1989’dan bu yana Türkiye turizminin beli doğrulmadı, fiyatlar asla toparlanmadı.



    ‘’TÜRKİYE UCUZA SATILACAK BİR ÜLKE DEĞİL’’

    Biz çok yüksek fiyatlarda 3 yıldızlı otellerde 8 günlük turlar satardık, şu anda 5 yıldızlı otellere o fiyatları veremiyoruz. Türkiye ucuz satılacak bir ülke değil. Ben tüm dünyayı gezdiriyorum, Türkiye’nin üzerine kültür ve tarih mirasına sahip ülke tanımıyorum.

    Kitabımda bu konuya dair veriler paylaştım. Kıstas olarak Antalya, Nemrut Dağı,, Kapadokya gibi yerleri aldım. Buna göre, 1989 yılında müzeleri gezen sayı ile 2011 yılında müzeyi gezen yabancı sayısı aynı. Bir adım gelişme olmamış. Çok acı değil mi?

    Şu andaki kriz öncelikle Antalya otellerinin krizi. Zaten otellerde bir fizibilite yok. Otellerin çoğunda kara para aklandı, dolayısıyla maliyeti hikaye... Bunlar tabi hep fiyatı aşağı çektiler ve bu duruma geldik. Şu anda güvenlikten ötürü kültür gezileri de batmış durumda. Bahattin Yücel benim hapishane arkadaşım, Ertuğrul Günay da çok eski arkadaşım. Onlarla çok kafa yorduk bu işlere. Mesele tamamen yaklaşım meselesi. ‘’

    ‘’REHBERLERİN SORUNLARINDA KENDİ PAYLARI DA VAR’’

    Siz Türkiye’nin en önemli rehberlerinden birisiniz. Rehberler turizmin bel kemiği ve eskiden toplumda çok saygın bir yerleri varmış. Bu alanda turizm nasıl gelişti?

    ‘’Rehberler şu anda doğru algılanmıyor ancak bu biraz da onlardan kaynaklanıyor. 1989’a kadar olan süreçte Türkiye’ye belli gruplar gelirdi. Incoming hizmeti veren rehberler okullarının en iyi öğrencileriydi. O zaman da komisyonlar vardı, şimdi hak ediş deniyor ona, ama bu zamanki gibi kör göze parmak değildi. Gelenlerin de gelir düzeyi çok yüksekti. 1989 krizinde, gelir düzeyi yüksek Avrupalı ve Amerikalı gezginlere ek olarak Asya’dan, değişik yerlerden de çok fazla insan gelmeye başlayınca gezi fiyatları da düştü. Gelir düzeyi düşük insanlar gelmeye başladı. Bununla bağlantılı olarak rehberlerin ücretlerinin düşmesi sonucu komisyon gibi meselelerde ciddi sorunlar oluşmaya başladı. Ama en önemli sorun da sektöre çok fazla kişinin girmesi oldu, hepsi de tam yapamadı bu işi. Rehberler bu süreçte çok ciddi eleştiriler aldılar. Burada rehber örgütlerinin çok sıkı çalışması, rehberleri çok iyi eğitmeleri gerekiyordu. Bu yapılamadı. Şimdi işler bozuldu, rehberler outgoing rehberliğine de soyundu.  Sorunları gidermek için şu anda rehber örgütlerinin daha da ciddi çalışması gerekiyor.‘’



    ‘’HALA EN SEVDİĞİM ŞEHİR İSTANBUL, ÜSTÜNE TANIMAM’’

    Faruk Pekin, bugüne kadar binlerce insanı gezilere götürmüş bir rehber. Peki o tatillerini nasıl geçiriyor? Nerelere gidiyor?

    ‘’Bu zamana kadar bin tane büyükşehir gezmişimdir. En sevdiğim şehir İstanbul, üzerine bir şey düşünemiyorum. Onun dışında Prag, Paris ve Roma defalarca gitmeme rağmen hala severek gezdiğim kentler. Londra sanat, tasarım ve yaratıcılık alanında çok önemli. Mexico City gibi kaotik kentleri de çok severim. Doğa ve tarihi bir arada sunan Kapadokya ise bu alanda tüm dünyada hala favorimdir. Üzerine iki kitap yazdım hala bilmediğim yerler keşfediyorum...

    Eğer deniz tatili yapacaksam Çeşme’ye gidiyorum, çünkü eşimin orada bir evi var. Orada da çok uzun kalmam çünkü hem işler fırsat vermiyor hem de denizi çok seven bir insan değilim.

    PEKİN’DEN TAVSİYELER...

    Görmediğim ve görmek istediğim bir şehir olmadı, çünkü görmek istediğim her yeri gezdim ve gezerek dolaşarak keşfettiğim her yeri insanlarla paylaştım.

    Klasik Avrupa şehirlerini çıkarırsak insanlara mutlaka görün diyeceğim şehirler şunlar: Pekin ve Şangay; Hindistan’da Delhi, Agra; Laos’un eski başkenti Luang Prabang, İran’da İsfahan; Mısır’da Kahire... Bu kentler mutlaka görülmeli. Ayrıca Afrika’da Marakeş, Zanzibar, Madagaskar; Güney Afrika’da Sao Paulo, Rio de Janeiro, Lima, Peru.... Bunlar hep güzel yerler.

    ‘’MACERA YOLU HERKESE AÇIK’’

    Gelecek sene 2 yeni tur yapacağız ve bunlar beni çok heyecanlandırıyor: Biri 3 haftalık tekne ile Polinezya turu, diğeri de Çin’de hiç gidilmeyen yerleri içeren bir tur. Doğal güzelliklerini ve kimse tarafından bilinmeyen Budist Mağaraları’nı gezdireceğiz.

    Herkes gezebilir. Uzman kişilerle gezmek daha kolaydır, ama macera yolu herkese açık. Param yok bir mazeret değil, az parayla da gezilebiliyor. En çok beni şaşırtan konu gençliğin gezmemesi. Bunun parayla ilgisi yok, bütün mesele istemek. Gittiğin yerde iş de bulabiliyorsun. Önemli olan insanların gezme isteğini kamçılamak...

    ‘’EN SEVDİĞİM RESTORANLAR SALAŞ SOKAK RESTORANLARI’’

    Yemek konusunda hiç müşteki bir adam değilim, salaş sokak lokantaları en sevdiğim yerlerdir. Bu konuda hiç gocunmam, her yerde yemek yiyebilirim. Örneğin Çin’in Xian kentinin kırmızı fenerli sokak lokantaları hala aklımdadır. Bu öyle bir kültür ki, Pekin’de yüzlerce olmasına rağmen McDonald’s, KFC gibi restoranlar buralarda tutunamadı.

    Şarap içerken de böyle. Evin şarabı benim için en güzel şaraptır. Zaten uzun zamandır rakı içtim, gezilere bile yanımda götürürdüm. Uzun süredir de içki içmiyorum. Gezginlerle beraber içmek çok hoş bir olay. Olabildiğinde gittiğim yerlerde deniz ürünlerini denemeye çalıştım ama gurme olmak gibi bir iddiam yok. Ama çok fazla gurme gezisini, tadım gezisini zorladım. Örneğin Trakya’da ilk şarap gezilerini biz organize ettik. Biz gezi türlerinin hepsini zorlamaya ve insanları buna hazırlamaya çalıştık.’’

    ‘’ÖNEMLİ OLAN GÖRMEK DEĞİL, ALGILAMAKTIR’’

    Kültür turizmi bambaşka bir şey, bunu yapan insanların büyük bir birikime sahip olması lazım. Siz bir kente giden bir insana ne tavsiye edersiniz?

    ‘’Dediğim gibi ben bu işe bağladığımda 5 acente vardı ve format şuydu: Kahvaltıdan sonra panaromik şehir turu, öğleden sonra alışveriş için serbest zaman. Ben bu formatla hiçbir şey yapmadım. İlk günden itibaren kendi tarzımı ortaya koydum ve böyle devam ettim.

    Eğer siz uzman kuruluş olarak farklı bir tavır benimserseniz gezdiğiniz insanlar da bunu böyle anlar ve öğrenir. Formatı değiştirdiğinizde yeni bir gezgin türü yaratıyorsunuz demektir. Ben bu gezgin türünü Türkiye’de ilk defa yaratan insanım. Bunu yapmak için de bir kültürel birikimin olması gerekiyor, ama en önemlisi doğru formatı belirleyebilmek. Doğru format da şudur: Gittiğin yeri tam gezeceksin. Yıllar önce bir gazetede benim için bir başlık atılmıştı: Gezdim mi tam gezerim.



    Bir kentin gezilmesi gereken yerleri, görülmesi gerektiği gibi gezilmeli. Biz yıllar önce bir slogan belirledik ve bu slogan hala geçerlidir: Önemli olan görmek değil, algılamaktır. Yaşam sadece binalar değil. Aynı zamanda gittiğin yerin geçmişi, şimdisi ve geleceğini görebilmek lazım. Tüm tarihi, ama ezbere değil, güne yansıyan tarihi ve sanatın her şeyini görebilmek. Heykel, müzik, sinema, festival, konser.... Bunların hepsini gösterebilmek lazım. O zaman çok anlamlı olmaya başlıyor.

    Biz ilk günden itibaren en iyi bilen rehberlerle her yeri bu anlamda gezdirmeye çalıştık ve bu yeni bir gezgin türü yarattık. Bu bize çok şey de kaybettirdi. ‘Onlar çok zor tur yapıyorlar, ben onlarla gezmem’ diyenler de oldu. Ama ne yapalım, biz de böyle bir yol seçtik ve geriye bir iz bıraktık. Gece gündüz dünyada en yeni neler olduğunu izleyip, kafa yoruyoruz.’’

    ‘’BOŞ ZAMANIM ÇOK YOK, OLAN DA OKUMAKLA GEÇİYOR’’

    Peki boş zamanlarınız var mı? Varsa neyle dolduruyorsunuz?

    ‘’Boş zamanım oldukça az. Yılda 250 gün yurt dışında geçirdiğim dönemler oluyor. Bu yüzden tiyatroya gitmeyeli çok uzun süre oldu diyebilirim. Sinema daha kolay, filmleri uçaklarda izliyorum. Turizmi ve kültüre ilişkin çok fazla kitap okuyorum ve yazmaya çalışıyorum. Kültür Turizmi geliştirme Vakfı’nda çok fazla seminer yapıyorum. Onlar baya zamanımı alıyor ve çok fazla araştırma gerektiriyor. Dolayısıyla seyahatten arta kalan vaktimi bu tür seminerlere ve araştırmalara harcıyorum. Şu anda hala en sevdiğim şey okumak.’’



    ‘’HOBİM MESLEĞİM HALİNE GELDİ, DÜNYAYA YİNE GELSEM BU İŞİ YAPARIM’’

    Dünyaya tekrar gelseniz turizmci olmak ister miydiniz?

    ‘’Ben bu işi çok sevdim, dünyaya yine gelsem yine gezi tasarımcılığı yapmak isterdim. Ben küçük yaşta gezmeye başladım, üniversitede burs komitesi vardı. Burs isteyen çocukların ailelerini ziyaret edip gerçekten ihtiyaçları var mı diye bakardık. Okulun desteklediği bu gezilerde çok fazla yer gezdim. Üniversiteden çıktığımda ben Türkiye’nin 5’te 4’ünü gezmiştim. Sendikacılık yaparken köyler ve kasabalar da dahil pek çok yeri ve dünyada bazı yerleri gezdim. Sonunda hobim mesleğim oldu ve hiç pişman olmadım. Bana hapisten sonra iş verseler belki şu anda az bir maaşla o işlere devam edecektim. Bana iş vermeyenler beni bu alana itti. Onlara teşekkür ederim.’’

    Peki gezilerinizde ilginç şeyler oldu mu?

    ‘’Olmaz mı, beyin kanaması geçirip hastanede bırakıp gitmek zorunda kaldığımız bir bayan oldu, kırık çıkık yaşayan çok fazla insan oldu... Trenlerin bozulduğu uçakların iptal olduğu oldu. Ama bunlar normal ve yaşanıyor.

    Bu süreçte çok güzel çok kültürlü insanlarla tanışma fırsatı yakaladım. Ben onların hayatını değiştirdim, onlar da benim hayatımı değiştirdi. Bu işin en güzel yanı.‘’


    Bu haber 14.07.2016 - 15:18:36 tarihinde eklendi.

    Kullanıcı Yorumları

    fevkalade dirençli bir yaşam tarzı,insanın hedefini belirlemesinin çok zor olduğu süreçte,benim tarifime göre allahın sevgili kuluymuşsunuz ki çizginizi korumuşsunuz.sağlık diliyorum.aile yaşamınızı banamı kalsın dediniz...ama ben hayatın paylaşımının i - 20.07.2016 08:31:30
    KAPTIRMIŞIM


    Yorum ekleyin



    Adınız :  

     

    Güvenlik Kodu :
    Yenile


     
    Diğer Yazılar:
    Tavit Köletavitoğlu hem kendi hem de Türkiye turizminin hikayesini anlattı...
    Müberra Eresin yaşam hikayesini Turizmden Portreler'e anlattı
    Temel Kotil'in azim, kararlılık ve çalışmayla dolu yaşam hikayesi
    Ramazan Aslan'ın emek, sabır ve mücadeleyle dolu yaşam hikayesi
    Firuz Bağlıkaya'nın yaşam hikayesi
    Kaan Kavaloğlu'nun başarılarla dolu yaşam öyküsü
    Sektörün tanıdık yüzü çalışkan bir turizmci: Faruk Boyacı'nın yaşam hikayesi
    Üniversitenin devrimci öğrencisinden kültür turlarının duayenliğine: Faruk Pekin
    Turizmin güler yüzlü abisi Rıdvan Edebal
    Hayalleri, umutları, maceraları ve unutulmaz aşkıyla İskender Çayla
    TMGT'den Armada Otel'e uzanan bir yaşam öyküsü: Kasım Zoto
    Hikmet Atilla'nın yaşam hikayesi
    Turizmde yeniliğin, ilklerin ve inatçılığın ismi: Hüseyin Kurtoğulları
    Hülya Aslantaş'ın mücadele ve başarılarla dolu yaşam hikayesi
    Rehber deyince akla gelen ilk isimlerden biri: Şerif Yenen
    Türk turizminin öncü ismi: Ceylan Pirinçcioğlu'nun yaşam hikayesi
    Hayatı turizmle yoğurmuş bir duayen: Ersin Özgündoğdu
    Yıldıray Karaer'in yaşam öyküsü Turizmden Portreler'de
    Burhan Silahtaroğlu yaşam öyküsünü TurizmGüncel'e anlattı
    Kadir Uğur'un macera ve sürprizlerle dolu yaşam hikayesi
    Bir turizm aşığı, Hakkı Ülkü'nün yaşam hikayesi
    Antalya otelciliğinin kurucusu: Ali İhsan Barut
    Her şey dahilin babası: Cem Kınay
    Hayatı boyunca başkanlık yapmış başkan: Başaran Ulusoy
    Editör Yazı Arşivi
    HER HAKKI TURİZMGUNCEL.COM'A AİTTİR   ©   COPYRIGHT 2017  ||  Genel RSS  || Güncel RSS  || Sektörel RSS  ||  Marka INTERACTIVE
    Anket
    Otelinizin satış fiyatı geçen yıla göre nasıl değişti?

    Yüzde 20 daha düşük
    Yüzde 10 daha düşük
    Geçen yılla aynı
    Yüzde 20 daha yüksek
    Yüzde 10 daha yüksek
    Ücretsiz Abone Olun