Turizmin Batılı yüzü, Prusyalı Türk Vural Öger

    5.2.2013 - 08:44:39

    TurizmGüncel’in turizm sektörüne armağanı Turizm’den Portreler’in bu seferki konuğu bir başka efsane isim Vural Öger. Türk turizminin en vazgeçilmez misafirleri olan Almanları ülkemizle tanıştıran isim. Kurduğu şirket Öger Türk Tours’un muazzam başarıları bir yana o bir siyaset adamı da aynı zamanda. Avrupa Parlamentosu’nda vekillik yapmış, Avrupalı ve Türk bir sosyal demokrat, bir siyasetçi. Kendi deyimiyle bir ‘dünya vatandaşı’. İyi bir baba, iyi bir turist, bir vizyoner ve en önemlisi de cebinin şişkinliği dışında başka zenginliği olmayan alışılmış patron profilinin dışında ‘entelektüel’ birikimi olan bir turizmci. Vural Öger’in ağzından kendi hayat hikayesini okurken keyif alacağınızdan eminiz.



    Arkadaşına Gönder | Ana Sayfa | Haberi Paylaşın :

    Turizm'den Portreler / TurizmGüncel

    Gençlere en belirgin tavsiyesi ‘kendinizi bilin’ olan Prusyalı Türk Vural Öger, TurizmGüncel için verdiği özel röportajda turizme başlamasına neden olan akıl almaz kazadan aile hayatına kadar başka hiçbir yerde bulamayacağınız ayrıntıları sizler için anlattı. 

    Vural Bey, dilerseniz ilk öğretim yıllarınızdan başlayalım...
     
    “Ankara’da 1942 yılında doğdum. Çocukluğum Ankara ve İstanbul’da geçti. Mimar Kemal İlkokulu’nda öğrenim hayatıma başladım. Mehmet Barlas ile aynı sınıftaydık. Sonra Namık Kemal Ortaokulu’na geçtim. Ankara’da Hanımeli Sokak’ta oturuyorduk. Sonra Atatürk Lisesi’ne gittim. 1960 yılında liseyi bitirdikten sonra Almanya’ya burs kazanarak gittim. Burada Grafing ve Bad Reichenhall'deki Goethe Enstitüsü'ne gittim. Ardından da 1961'de Berlin Teknik Üniversitesi'nde mühendislik eğitimime başladım. 1968'de bu üniversiteden mezun oldum. Yani aslında yüksek mühendisim. Üniversiteyi bitirdiğim yıllarda Türkiye biraz karışıktı, bu nedenle Almanya’da kalmak istedim.”
     
     


    Turizm sektörüyle tanışmanız nasıl oldu?

    “Üniversitedeyken part time olarak bir seyahat bürosunda çalıştım. O zamanlar öğrencilere kısa vadeli iş imkanı sağlayan talebe iş servisi vardı. Bir gün bir seyahat acentesinin Türk tercümana ihtiyaç olduğunu söylediler. Günde iki saate 7.5 mark veriyorlardı. O zamanlar için güzel bir paraydı.”
     
    “Acenteye gittiğimde yetkililer dedi ki, ‘Biz Macar Havayolları’nın temsilcisiyiz. Buraya Türkler geliyor. Türklere bilet satmak istiyoruz’. İşe başladım, iki gün geçti. Ne gelen var ne giden… Oturduğum yerden para kazanmak istemedim ve gidip şirket yetkililerine anlaşmanın nasıl olduğunu sordum. Acente sahibi ‘Biz biletlerden 395 mark, yüzde 10 komisyon alıyoruz’ dediler. Ben de kendilerine ‘İsterseniz bana yüzde 5 komisyon verin, bileti kimse almazsa vermeyin’ dedim. Kabul ettiler. Hemen Türklerin oturduğu yerlere gidip reklam yaptım. İki hafta sonra bilet alanların sayısı 60 kişi oldu. Bir baktım ki, bir haftada 600 mark kazanmışım. Buradaki çalışmam iki ay devam etti.”
     
    “Sonrasında Macar Havayolları Genel Müdürü geldi ve bu başarıyı sağlayan kişiyle tanışmak istediğini söyledi. Bana bir plaket verdiler. Sonra diploma tezi için Batı Almanya’ya gitmemiz gerekti. Bıraktık işleri…”
     
    Sonrasında?
     
    “Diploma tezini yazdık, diplomamızı aldık. O zaman askerlik sorunum vardı. Pasaportumun da dört ayı kalmıştı. Askere gitmem gerekiyordu. Bir bahar vakti, arabamla İsveç’e gittim. Dönüşte de Hamburg’u görmek istedim. O zaman sigara içiyordum. Elimde sigarayla çıktım arabadan. Baktım motordan bir yağ akıyor. Eğilirken sigaramdan bir ateş düştü, araba bir ateş aldı. 3-4 dakika içinde arabam Hamburg’un ortasında yandı.”


     
    ‘CEKETİM, PARAM HER ŞEYİM GİTTİ’
     
    “Ceketim, param, her şeyim gitti. Nisan ayının başlarıydı, hiç unutmuyorum. Ne yapayım diye düşünürken, Türklerden yardım istemeye karar verdim. ‘Gideyim bir Türk dükkanına’ diye düşündüm. Bir yer buldum. Demokrat Parti zamanında Türkiye’yi terk edip, restoran açan bir Türk’ün yanına gittim. Cebinden 100 mark çıkardı ve bana yardım etti.  Tam o sırada, duvarda bir yazı gördüm. ‘Düsseldorf’tan İstanbul’a  uçak seferleri 395 mark’ yazıyordu. ‘Beyefendi, Hamburg’dan uçak yok mu?’ diye sordum. Kendisi de ‘Aman sormayın, yolcular otobüsle 5 saatte Düsseldorf’a gidiyorlar’ dedi. Hamburg’da 40 bin Türk yaşadığını öğrendim ve kendi kendime ‘4 ay vaktim var, gelsem buradan bir uçak koysam, iyi para kazanırdım’ diye düşündüm. Sonra Berlin’e döndüm. Hayatta tesadüf faktörü çok önemlidir. Aynı gün akşam bir kahvede oturuyorum. Önümden eskiden tanıştığım bir uçak şirketinin satış müdürü geçti. Selamlaştım ve kendisine konuyu anlattım. ‘Siz bana uçak kiralar mısınız?’ diye sordum. O da ‘20 bin mark veren kiralar’ dedi. O zaman 26 yaşındaydım. Hemen yazılı bir ön anlaşma yaptım. Hamburg’da küçük bir büro tuttum. Türklerin adreslerini aldım, evlerini dolaştım. O zaman yazı makinesi çok kıymetli bir şeydi gurbetçilerimiz için… Elimde yazı makinesiyle gurbetçilere ‘İzine gidiyorsanız, sizler için bilet satmaya geldim’ diyorum. Sonra buradaki Türkler sıraya girmeye başladılar. İki hafta sonra 20 Temmuz 1969 tarihinde Hamburg’dan İstanbul’a  ilk uçağımız uçtu. Basın geldi, uçak 110 kişilik, 40 bin mark para topladık. 20 binini uçak şirketine verdim, 20 bini kaldı. Tabii işçiler uçaktan korkuyorlar. ‘Merak etmeyin ben de başında uçacağım’ dedim. Sonra inanılmayacak bir para kazanmaya başladım. Baktım çok iyi para kazanıyorum, askerliği tecil ettirdim. Hannover’de bir şube açtım. Haftada bir sefer oldu, haftada 10 sefer…”
     
    THY YOK, VURAL ÖGER VAR
     
    O zaman firmanızın ismi neydi?
     
    “Vural Öger seyahat acentesiydi. İki yıl sonra yani 1972 yılında Öger Türk Tur’u kurdum. Kuzey Almanya’dan başladım. O zaman Türk Hava Yolları yoktu. Ben rakipsizdim.”
     
    Ne zaman yüksek mühendis olmaktan vazgeçtiniz?
     
    “Aylar birbirini kovaladı. Derken Türkiye’de kısa dönem askerlik çıktı, onu da hallettik. Babam geldi, ‘Oğlum biz seninle iftihar ediyoruz. Yüksek mühendissin, ama burada bilet satıyorsun. Ben kendime bunu yediremiyorum, atla gel’ dedi. Babamla münakaşa ettik. Baktım işler çok iyi, güzel para kazanıyorum, ‘Neden buna devam etmeyeyim’ diye düşündüm. Ama içimden de her zaman ‘Bu işi bırakacağım, kendi mesleğimi yapacağım’ diye düşünüyordum. Ancak askerliği de hallettikten sonra bütün Almanya’ya yayıldık.”
     
    Babanız sizi çağırdığında gitmediniz, sonrasında bir dargınlık oldu mu aranızda?
     
    “Evet, iki üç sene konuşmadık. Seneler sonra bir rahatsızlık geçirdi, o zaman barıştık. Babamı İzmir’de bir hastaneye kaldırmışlar. Hastane başhekimi benim babam olduğunu duyunca onu özel bir odaya almışlar. Babam bir gün telefon etti, ‘Oğlum ben senin ne yaptığını şimdi anladım’ dedi. Sonrasında babamla barıştık. Ardından da işlerimiz bir anda büyüdü.”
     
    ‘ALMANYA’DA KÖY KÖY DOLAŞTIM’
     
    “Darbeden sonraki dönemde Türkiye’de turizm alanında bir hareketlilik başladı. Ben de bunu farkına vardım ve Alman gazetecileri Türkiye’ye getirip, onlara Türk turizmini gösterdim. Yazılar çıktı Türkiye hakkında. Sonra ilk kez Kuzey Almanya’dan non - stop uçuşlar koydum. Çok büyük olay yarattık o dönemde. Almanya’da 70’in üzerinde küçük köy dolaştım ve Türkiye geceleri yaptım. Hamburg’dan başladık ve her yere yayıldık. Türkiye’deki otelciler de şaşırdı, birden 100 bin 150 bin kişilik bir hareketlilik oluştu. Almanya’dan seyahat acentelerini getirdim, sayısız basın toplantıları yaptık.”
     
    İlk kazandığınız parayla ne yaptınız, hatırlıyor musunuz?
     
    “Elbette, çok güzel bir daire kiraladım. En sevdiğim mobilyalarla donattım. Bir araba aldım.”


    ‘ÖNCE KENDİME İNANDIM’
     
    Ailenizin size manevi desteği dışında aldığınız destek yokmuş. Bir anda işlerinizi nasıl büyüttünüz?
     
    “Benim kendime inancım vardı. Bir ünlü filozofa sormuşlar, ‘Hayatta başarınızın sırrı nedir?’ Şu cevabı vermiş: ‘Bir, bildiğim işi yaptım. İki, kontrol edebildiğim bir şey yaptım.’ İnsanın kendisini tanıması lazım. Ben çalışmaktan çekinen bir insan değilim. Hedef koymazsanız, başarıya ulaşamazsınız. Ben hedef koydum. Yaptığım işin en iyisini yaptım. 1983 yılında Öger Tours’u kurdum. İlk kez 1983’lerde Türkiye’ye başladığımız zaman Almanya’daki toplantıda bir Alman acente sahibi dedi ki; ‘Ne yapmak istiyorsunuz, Türkiye pek Almanların gideceği bir yer değildir. Hele Hamburg’dan hiç yolcu götüremezsiniz.’’Günün birinde, benim de katkımla Hamburg Havalimanı’ndan Antalya’ya uçaklar uçacak’ dedim. Kendisi güldü. Ben,  bu idealimi gerçekleştirdim. Bir şeye inanmak ve hissetmek lazım. Ben başarının kokusunu aldım.”
     
    Peki, hiç ya başaramazsam diye düşünmediniz mi?
     
    “Hayır. Ne kaybederdim. Ben krediyle falan kurmadım ki bu işleri. Benim sermayem neydi ki?”
     
    “Bir de benim avantajım var. Öger Türk Tur benim için bir garantiydi. Çünkü Almanya’da yaşayan Türklere uçuşu biz öğrettik. İlk kez biz başladık uçuşlara. O firma hep devam ediyordu. Niye çekineyim ki? Bakın ilk başta Bremen’den Antalya’ya uçak koydum. Aynı gün Bremen - İstanbul da koydum. Eğer dolmazsa ‘Bremen – İstanbul - Antalya uçarım’ diye düşündüm.
     
    “Aslında turizmin en mühim tarafı uçak programıdır. Çoğu kişi turizm sektörüne otel kiralama olarak bakıyor ancak uçakta kaybedersen hiçbir şey kazanamazsın.
     
    ‘ÇOK ZORDU, ÇOK ÇALIŞTIM'

    Bu süreçte sürekli sizin yanınızda olan kimlerdi?
     
    “3 -5 kişilik bir çekirdek kadrom oldu. Bu olayı bir aile olayı gibi gören, bana güvenen bir ekip oluştu etrafımda… Ama şunu da söyleyeyim ilk 15 sene satıştan muhasebeye kadar bütün her şey benim kontrolüm altındaydı. Çok zor oldu ve çok çalıştım. 55 yaşıma kadar olan dönemde ağır bir tempoyla çalıştım ama bu beni ruhen yormadı.”
     
    ‘KATİYEN MEMUR FALAN OLAMAZDIM’
     
    Daha az çalışsaydım ve daha rahat bir hayatım olsaydı diye düşündüğünüz oldu mu?
     
    “Rahat hayat nedir? Ben katiyen memur falan olamazdım. Benim işi kurduğum günlerde ay sonunda kiramı ödeyemeyecek durumlara düştüğüm oldu, rizikolu günler yaşadım. Yukarı doğru limit koymak istemiyordum, kazanacağım parayı kendim belirlemek istiyordum. Bu bir yaradılıştır. Ben daha gözü karaydım galiba.”
     
    İlk kez ne zaman çıktınız Alman basınına?
     
    “1980 ortalarında havalimanlarında şovlarla sefer koymaya başladığımız zaman gazeteler yazdı ama ben 84’lerde ilk kez Alman gazeteci gruplarını Türkiye’ye götürmeye başladım. Almanya birleştikten sonra Doğu Alman şehirlerine uçak koyduk, büyük olay oldu. Derken 80 sonlarında televizyonlar bizi açık oturuma çağırmaya başladı. Sonra yavaş yavaş tanınmaya başladık.”
    “Ardından Hristiyan partilerin Türklere bakışıyla ilgili bazı yazılar çıktı. O zaman Alman İçişleri Bakanı ‘Sen tam sosyal demokratsın, bize gel’ dedi. 2002 yılında partiye girdim. Sonrasında AB’ye milletvekili teklifi geldi. Beni 10’uncu sıradan listeye aldılar.”
     
    ‘TAHTA BAVULLA GELDİM, DEVLET ÜSTÜN HİZMET ÖDÜLÜ ALDIM’
     
    Peki, milletvekili olarak parlamentoya ilk girdiğinizde neler hissettiniz?
     
    “Çok güzel bir sual. İsterseniz şunu söyleyeyim. Bunun öncesinde 2001 yılında Almanya’da üstün devlet hizmet ödülü aldık. Hiç unutmam; ödülü Cumhurbaşkanı veriyordu.  Camdan dışarı baktım, bir tarafta bizim üniversite, bir tarafta benim kaldığım öğrenci yurdu. ‘Ben buraya 19 yaşında geldim, şimdi ödül veriyorlar’ dedim. Çok duygulandım. Ben buraya bir tahta bavulla gelmiştim. Bazı iyi şeyler yapmışız ki bize bu ödülü verdiler.”


     
    TÜRKİYE’NİN GELECEĞİYLE İLGİLİ KARARLARA İMZA ATTIM
     
    “Brüksel’e gittiğim zaman ise enteresan duygular yaşadım. Türksünüz, Alman vatandaşı olmuşsunuz. Türkiye AB’ye girmek için can atıyor. Siz milletvekili olarak giriyorsunuz, Dışişleri Komisyonu’ndasınız. Türkiye’nin geleceği hakkındaki kararların içindesiniz. Bu çok enteresandı. Ben orada raporların düzelmesi için çok mücadele verdim. Çok fazla kulis çalışması yaptım. Seyirci olmak başka, bir de olayların aktörü olmak başka. Şimdi gittiğim zaman bizim sosyal demokratlar ya muhalifti ya da ortadaydı. Hepsini tek tek yemeğe çağırdım ve ikna etmeye çalıştım. 50’ye yakın milletvekiliyle yemek yedim. 2004Aaralık ayında AB’de oylama yapıldı. Türkiye’nin adaylığı kabul edildi. O sahneyi hiç unutamam. Diğer ülkelerdeki arkadaşlar bana sarıldılar ve başardık dediler.”

    “Şu an bu konuda biraz hızı kesmiş durumdayız. Biz biraz gayret göstersek başarırız. İspanya’dan istenenlerin yarısı Türkiye’den istenmiyor. İspanyollar çok şeyden vazgeçtiler. Hem orada hem burada bu konuda iç politika dönüyor.”
     
    Türkiye’nin AB’ye gireceğine inanıyor musunuz?

    “Girer ama bizim de gayret etmemiz gerekiyor. Bizde AB’yi, sanki bir emperyalist güç gibi gösteriyorlar. AB, bir medeni insan olma projesidir. Başka bir şey değildir.”
     
    TÜRKİYE’DE SİYASETE GİRSEM, BENİ PARÇALARLARDI

    Peki Vural Bey, Türkiye’de neden düşünmediniz siyasete girmeyi?
     
    “Çok zor. Bana çok fazla teklif geldi. Hatta üst düzey konumdan teklifler aldım. Ama benim işimi bırakmam gerekiyordu. Ankara’da bir maceraya girmek istemedim. Hem Almanya’da işin olacak, hem de Ankara’da milletvekilliği yapacaksın. Sizi anında parçalarlardı. Bir de Alman vatandaşıyım, Türk vatandaşıyım. Ne dedikodular çıkar. Çok sinirlerim bozulacaktı. Bu nedenle istemedim.”
     
    Kaç yılında Almanya vatandaşı olmuştunuz?
     
    “1990.”
     
    Aile hayatınızdan hiç bahsetmedik…
     
    “Bu konuları hiç açmak istemem aslında. İki evlilik geçirdim. İkinci evliliğim 1988’de oldu. Şu anda 3 çocuğum var ama işin magazin tarafından hiç hoşlanmıyorum. Çocuklarımla falan hiç basının karşısına çıkmıyorum.”
     
    Nina Hanım’ın dışında tanımıyoruz çocuklarınızı…
     
    “24 yaşında bir oğlum var. Hukuk okuyor; Erol. 20 yaşındaki kızım Aliye  deekonomi okuyor. İkisi de gayet çalışkanlar.”
     
    Çocuklarınızın sizinle aynı şirkette çalışmasını ister misiniz?
     
    “Seçim hakkını onlara bırakıyorum. Onlar seçsin. Nina, ‘Ben senin arkandan geleceğim babacığım’ dedi ve sevdi bu işi... Diğerlerini zorlamıyorum. Bu yola girerlerse desteklerim onları. Herkesin bir yaradılışı var. Mutlu olurlar mı bilemiyorum. İnsanların yaptığı işten mutlu olmaları gerekiyor. Konfüçyüs’ün bir lafını çok severim: ‘Bir günlüğüne mutlu olmak istiyor musun, balık tut. Bir hafta için bir kuzu çevir, bir ay için mirasa kon. Bir sene için evlen, ömür boyu mutlu olmak istiyorsan işini sev.’ İşini sevmeyen mutsuzdur. İşinizi sevmezsiniz özel hayatınız da sıkıntıya girer.”
     
    Nina Hanım turizm sektörüne ne zaman girmişti?
     
    “Nina liseye gidiyordu, havaalanında hafta sonları bana part time çalışıyordu yapıyordu. Bu arada Türkçeyi de çok öğrendi. Büyükada’da babaanneyle birlikte yazları geçirdi. Nina karakter olarak bana çok benzer. Düşünce tarzı, hırsları benziyor.”


     
    ‘BEN İYİ BİR BABAYIM’
     
    Peki, iyi bir baba olduğunuzu düşünüyor musunuz? Hayatınızda bir başarı öyküsü var ama sanki çok fazla iş odaklı gibi.
     
    “Çok güzel bir sual bu. Ben iyi bir babayım. Çocuklarıma her zaman zaman ayırdım. Onlarla seyahatlere çıktım, vakit ayırdım onlara. ‘Her zaman arkanızdayım’ hissi verdim. İyi bir baba olduğumu düşünüyorum. Ama bazı şeylerden de kestim. Arkadaşlarıma fazla zaman ayıramadım.”

    ‘YÜKSELDİKÇE HAVA SOĞUR’
     
    Dostlarınız ve arkadaşlarınız az mı?

    “On birlerce arkadaşım var ama dostlarımın sayısı 3 ya da 4 ü geçmez. Dostluklar için zaman ayırmanız gerekiyor. Bir yerde kurban vereceksiniz. Bir de yükseldikçe hava soğuyor. Başarı her zaman sorun olur.”

    ‘KENDİMİ HALA LİSEDEKİ DELİKANLI GİBİ HİSSEDİYORUM’
     
    Peki, ilk ne zaman ‘Ben Vural Öger oldum’ diye düşündünüz?
     
    “Alman gazetelerinde beni öven yazıları okumaya başladığımda önce ‘Beni biraz abartmıyorlar mı?’ diye düşünmeye başladım. Koskoca resimler, Prusyalı Türk yazmışlar. Ya hakikaten ‘Ben bu muyum’ diye düşünmeye başladım. Küba seferlerine 1997’de başladık. Fidel Castro ile resimlerimiz var. İlk yıl bir konferans oldu. Geldim, döndük. Gazetelerde şöyle yazıyordu, ‘Küba Öger Tour’u keşfetti’ yazıyordu. Fidel Castro ile resmimiz. Lisedeyken Castro benim için idoldü. Şimdi kendisiyle el sıkıştım dedi kendi kendime. Bunları okuduktan sonra ‘Demek ki bir şeyler yapmışız’ dedim. Olayların içinde olduğunuzda bir şeylerin farkında olmuyorsunuz. Esasında bazen kendimi hala lisedeki delikanlı gibi hissediyorum. Ama ben eksiklikleri de olan bir insanım. Mükemmel bir insan değilim.”
     
    ‘BORÇ VERDİK, PARAMIZDAN OLDUK’
     
    Ne gibi eksiklikleriniz var sizce?
     
    “Ne bileyim. Çok iyi niyetli olmaktan ötürü çok şey kaybettik. Borç verdik, paramızdan olduk. Bazı projelere girdik, aldatıldık. Hiç yanlışı olmayan işadamı değilim. Bir sürü yanlışım oldu. Bazen öyle bir yazıyorlar ki sanki mükemmelim. Ama böyle değilim.”
     
    Eksik kalan ne peki hayatınızda?

    “Ben çok çalışkan bir talebeydim. Hep edebiyat konusunda arzularım vardı. Kitap yazmak isterdim ama uğraşamadım. Kafamda romanlar oluştu ancak zaman bulamadım. Bir tane kitap yazdım ama o kadar. O yönde bir çalışma yapmak isterdim. Felsefe  ve tarih hobim. Bu yönde bir kitap yazmayı çok arzu ederdim. Keşke bir kez daha okula gitseydim, felsefe okusaydım. Bu alanda çok başarılı olacağımı düşünüyorum.”
     
    ‘KLASİK MÜZİK EŞLİĞİNDE KAHVALTI YAPARIM’
     
    En son hangi kitabı okudunuz?
     
    “Arkadaşım Zülfü Livaneli’nin kitabını okudum.”
     
    Bir gününüz nasıl geçiyor?
     
    “Sabah kalktığım zaman 20 dakika egzersiz yapıyorum. Camı açıyorum. Kahvaltı etmeye zaman ayırıyorum. En büyük keyfim kahvaltıdır. Portakal ya da greyfurt suyu içerim. Fransız peynirlerini çok severim. Estetik benim için çok önemlidir. Oturduğum yerde çok güzel bir bahçem var. Kahvaltımı klasik müzik eşliğinde yaparım. Daha sonra kaldığım yere göre çalışmama devam ederim.”


     
    ‘TÜRKÜM, DÜNYA VATANDAŞIYIM’
     
    Tatil için neleri tercih ediyorsunuz?
     
    “Kışın kayağa İsviçre’ye gidiyorum. Kısa şehir gezileri yapıyorum. Avrupa metropollerini çok severim. Paris’e, Milano’ya, Roma’ya giderim. Bunlar benim olmazsa olmaz gezilerim. Altı lisan biliyorum, gidip gelirken öğrendim. Ben Türk olan bir dünya vatandaşıyım. Gidip güneşleneceğime kısa mesafeli gezileri daha fazla tercih ediyorum. Klasik müzik konserlerine gitmeyi çok seviyorum. Bunlar benim hobilerim… Bunları yapabildiğim için çok mutluyum. Benim için devamlı bir mutluluk yok. Güzel anlar var. Bu anları mümkün olduğu kadar daha fazla yaşamak istiyorum. Devamlı mutluluğu ararsanız bulamazsınız. Bir de, bu yaz bir tekne aldık. Yunan adalarını dolaşıyoruz.”
     
    Herhâlde artık kendinize daha fazla zaman ayırıyorsunuz.
     
    “Evet, çalıştığım zamanlarda özlemini duyduğum şeyleri şimdi daha fazla yapmaya başladım. Mutluyum, sağlıklıyım. Kendimi iyi hissediyorum.”
     
    ‘PRESTİJ İÇİN MİLYONLARCA LİRA KAYBETTİK’
     
    Biraz da Türk turizmi üzerinde konuşalım mı?
     
    “Elbette, patron sizsiniz.”
     
    Şirketinizin satışından başlayabiliriz. Pişman mısınız?

    “Katiyen değilim. Çünkü prestiji ortada tutabilmek için milyonlarca lira para kaybettik. Açık söyleyeyim size. Turizmde tur operatörlüğü artık para getiren bir olay değil. Bunun aksini söyleyen varsa, çıksın karşıma konuşsun. Bugün dünya turizm devlerinin borçlarına bakın. Onların arkasında dünyalar vardı, benim arkamda kim vardı?”
     
    ‘İNTERNET ÇIKTI, TUR OPERATÖRLÜĞÜ BOZULDU’
     
    “2001 senesinde o 11 Eylül olayından sonra internetin hızlandırdığı bir süreçteyiz. İnternet, silah icat oldu, mertlik bozuldu derler ya, öyle bir şey. İnternet çıktı, tur operatörlüğü bozuldu. Gençler artık tatil programlarını evden yapıyorlar. O zaman bana ihtiyaçları yok. Çocukluğumdan beri fotoğraf çekerdim. Kodak iflas etti, gitti. Neden biliyor musunuz? Çünkü sahibi elektronik çipi reddetmiş. Eh, tamam işte battılar.”
     
    ‘SATMASAYDIM, GÖTÜREMEZDİM’
     
    Siz de satmasaydınız batar mıydınız?
     
    “Götüremezdim. Nasıl götürebilirdim ki? Kar marjı her yıl düşüyordu. Batmazdım, kapatırdım. Ancak şimdi bakın Öger Türk Tur devam ediyor. Geçen yıl 1 milyon 300 bin yolcu taşıdı. Her zaman bize para getiren bir iş. Otelcilik de gayet iyi. Para kazanırken, diğer taraftan niye kaybedeyim ki? İleride her şey olabilir tabii.”
     
    “Yanlış anlaşılmasın ama çok güzel mülklerimiz var. Ben ne yapayım, daha fazla çalışıp da bir ev daha mı alayım? 30 yaşında olan başka şeyler düşünebilir. Ama ben doydum.”
     
    ‘BENİM İSMİM DEVAM EDECEK’
     
    “Benim markam devam ediyor Hala incoming yapıyoruz. Benim ismim devam edecek. Ama ben o rizikoyu alamazdım. Gece yatarken o kadar rahatım ki… İsim devam ediyor. İki yıldır kendime biraz daha zaman ayırabiliyorum. Hayat çok çabuk geçiyor.”
     
     “Hırslarımı da şu şekilde yönetiyorum. Bol bol geziyorum. Farklı kültürleri yaşamayı seviyorum. Para kazanma ve başarı hırsımı tatminettiğimi düşünüyorum. Tahta bavulla gittiğim bir memlekette milletvekili oldum. Şimdi Başbakan mı olacağım?”


     
    ‘İLK KEZ SİZE SÖYLÜYORUM, ROMAN YAZIYORUM’

    “Artık sağlıklı bir şekilde sevdiğim özlemini çektiğim şeyleri yapmak istiyorum. İlk kez size söyleyeyim. Üç kuşakta sürecek olan bir romanın iskeletini kurdum. Olay 1938 yılında Atatürk’ün öldüğü gün birbirini seven bir Rum genciyle Türk kızının arasındaki aşkla başlıyor. Ben bunu başardığım ve romanı bitirdiğim zaman işte o, en büyük mutluluk odur benim için…”
     
    “Mesela Arjantin’e gitmek istiyorum ve İspanyolcamı geliştirmek istiyorum. Focus Gazetesi, bana ‘Mutluluk nedir?’ diye sordu. İnsan çocukken, hissettiği özlemleri beklentileri sonradan yaşadığı hayatta yerine getirebiliyorsa, bu mutluluktur. Ben subay çocuğuydum. Çocukken atlasımı açardım, parmağımla dünya haritasını dolaşırdım. Haritadaki çocuğun özlemini yaşadım ben.”
     
    “Ben öldükten sonra ne olur bilemem ama yaşadığım müddetçe yapabileceğim her şeyi yerine getirdim. Artık kendime zaman ayırmak istiyorum. Almanlar’ın bir lafı var: Hayata seneleri değil, senelere hayatını ver.”
     
    ‘GENÇLERE TAVSİYEM: KENDİNİZİ TANIYIN’

    Turizm sektöründe pek çok genç sizin yerinizde olmak ister. Ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz onlara?
     
    “Önce kendilerini tanısınlar. Karakter yeterliliği olmayan insanlar hiçbir zaman başarılı olamazlar. Diğer bir özellik, insan her özlemini çektiği branşa ulaşamaz. Kendinizi tanıyın, kendi yeteneğinizi tanımaya çalışın. Mesleği ona uygun seçerseniz başarılı olursunuz. Rizikoyu seviyor musunuz, kayıtsız şartsız çalışma gücünüz var mı? Belli bir niş yakaladınız mı? Vural Öger, Almanya’da ‘Türkiye’ gibi bir niş yakaladı. Ancak niş yakalarsınız hayalleriniz gerçek olur.”
     
    Türk turizmiyle ilgili öngörüleriniz nedir?
     
    “Ben bunu çeşitli yerlerde dile getirdim. Örneğin tarihi olan şehirlerin ‘old city’ ile ortaya çıkıp, bu konsepti geliştirmeleri gerekir. Tur operatörlüğü bitmiş gibi gözüküyor. Para kazanan kimse kalmadı. Niş derken örneğin internet üzerinden çok şey yapılabilir. Örneğin rafting turizmi. Bunlar üzerine özel bir firma kurup, internet üzerinden bütün Avrupa’ya satabilirler.  Kuş gözlemi de olabilir. ‘Broşür yapayım, dağıtayım’ devri bitti. Beş yıla kadar broşür falan kalmayacak.”
     
    “Parası olan insan Ege’de butik otel açabilir. Bir de İstanbul’da otel yapabilirler. Turist buraya geldikten sonra para harcayacağı sahalar var. Kendi bütçeleri çerçevesinde o sahalar üzerine çalışma yapsınlar. İlla ‘şu kadar yolcu getireceğim’ diye düşünmesinler. Niş alanlara yönelsinler. Dünya çok güzel, yaşamak çok güzel. Ne yapacağız, bir ev daha al, araba al. En sonunda hayat bitecek.”
     
    Bu haber 5.2.2013 - 08:44:39 tarihinde eklendi.

    Kullanıcı Yorumları

    Nagehan - 5.2.2013 10:58:14
    Sn. Vural ÖGER fırsatları cok iyi değerlenirebilen bir insan bu yazıyı okuyunca hayranlığım bir kat daha arttı.
    Hacı Ökkeş Mahmut - 5.2.2013 20:52:24
    Yüksek şahsiyet,ulu insan Vural Beye tüm yaptıkları için çoook çoook teşekkürler.Ülke olarak minnetlerimizi sunarız...
    Sefa Altınay - 6.2.2013 10:08:36
    Sn.ÖGER bir turizmci ve türkiyenin avrupadaki yüzü olarak turistik ve siyasi olarak pek çok başarıya imza atmış çok değerli bir Türk Kenisi ile çalışma fırsatı bulduğum ve vizyoner kişiliğinden etkileniğim için mutluyum.
    Deniz - 7.2.2013 10:36:07
    Okuduklarımdan çıkardığım, Sn. Vural ÖGER güzel şeyler yapmış ve başarıyı yakalamış bir insan olarak ne kenini kaybetmiş ne de değerlerini. Başarılı ve iyi bir insan örneği oldukça da samimi ve doğal.Bazı detayları çok doğru ifade etmiş. İnsan ne istediğini bilmeli ama kenisini de iyi tanımalı. Bir gün bir yatırımcı bana ne kadar maaş aldığımı sordu ve söylediğimde yok çalışılmaz dedi yüzüme bakarak. Ben çok sinirlenim ve bunu belli etmeden kenisine dedim ki ben ihtiyacım olduğu için değil sevdiğim için yapıyorum bu işi. Ancak siz yaşamınızda benen fazla ne yapıyorsunuz diye sordum. Çalışmak, yemek içmek rahat etmek belki arada tatil. Ben hepsini yapıyorum ama sizden eksiğim kafamın rahat olması. Sizin kadar derdimin olmaması dedim. Bazen para ve başarı insanı öyle küçültüyorki farkına varamıyor da insan büydüğünü sanıyor. Vural Beye saygılarımı iletiyor ve hayatının bundan sonraki kısmında kenisi umarım yapmak istediği eksik kalan ne varsa yapar ve mutlu olur.
    AHMET AYDENİZ (BURSA) - 7.2.2013 20:55:49
    SİZİN İSMİNİZ BENDE DAİMA TÜRK GİBİ ÇALIŞKAN DEYİMİNİ DAİMA TAMAMLAMIŞTIR.HEPİMİZE ÖRNEK BİR MÜCADELENİZ VE HEPİMİZE GURUR VEREN BİR BAŞARI ÖYKÜNÜZ VAR. SAYGILARIMIZLA.
    irade HÜSEYNOVA - 11.2.2013 01:34:58
    çok samimi ve dürüst buldum. herşey apacık. İçten bir reportaj. tebrikler. evet Vural bey şans çok önemli ama şansı değerlenirmek dahada önemli. Ayrıca esas mesele inanmak. ama inandırmak çok daha önemli.. Sizden öğreneceğimiz çok şey var. Sizinle tanışmak isterdim...
    B. Kaplan - 16.2.2013 21:48:16
    Sayın Vural bey, basarinin doruguna ulasmis biri olarak mütevazi kalmayida basarmis. Genclere ve basariyi yakalamak isteyenlere verdigi mesajlar cok net ve samimi. Röpartajınin özellikle herseyini kaybettikten sonra sergiledigi cesaret, kararlilik ve kenine inancina hayran oldum.Birde Babamı İzmir’de bir hastaneye kaldırmışlar. Hastane başhekimi benim babam olduğunu duyunca onu özel bir odaya almışlar. Babam bir gün telefon etti, ‘Oğlum ben senin ne yaptığını şimdi anladım’ dedi. Sonrasında babamla barıştık. Ardından da işlerimiz bir anda büyüdü dediği bölüm cok takdire şayan. Insanin sevdigi isi, yakinlarinin rizasi ve özelliklede onlarin hayir duasi ile yapmanin farkindaligini cok güzel vurgulamis. Örnek bir insan ve ibret alinacak güzel bir röportaj.
    Ercan Toprakyaran etreisen.de Almanya - 22.2.2013 15:56:37
    10 sene Frankfurt Havalimaninda Öger Tours ta calistim. Bundan da gurur duyuyorum, cok sevdim bu sirketi. Vural Beyin hikayesi basarilarla dolu, röportaji da cok begenim, cok samimi bir insan kenisi. Tavsiyede bulundugu ``Nis alan´´ bulmak günümüzde hic kolay degil, herseyden fazlasiyla var. Kenisine ve sirketine basarilar, saglik ve sihhat diliyorum. Ercan Toprakyaran www.etreisen.de Mannheim
    nafi ünal ünal mühenislik Uşak - 9.12.2013 16:11:13
    lisedeyken çalışkan ve girişkeni. Türkiyeye kazandırdıklarıyla iftihar ediyoruz.


    Yorum ekleyin



    Adınız :  

     

    Güvenlik Kodu :
    Yenile


     
    Diğer Yazılar:
    Tavit Köletavitoğlu hem kendi hem de Türkiye turizminin hikayesini anlattı...
    Müberra Eresin yaşam hikayesini Turizmden Portreler'e anlattı
    Temel Kotil'in azim, kararlılık ve çalışmayla dolu yaşam hikayesi
    Ramazan Aslan'ın emek, sabır ve mücadeleyle dolu yaşam hikayesi
    Firuz Bağlıkaya'nın yaşam hikayesi
    Kaan Kavaloğlu'nun başarılarla dolu yaşam öyküsü
    Sektörün tanıdık yüzü çalışkan bir turizmci: Faruk Boyacı'nın yaşam hikayesi
    Üniversitenin devrimci öğrencisinden kültür turlarının duayenliğine: Faruk Pekin
    Turizmin güler yüzlü abisi Rıdvan Edebal
    Hayalleri, umutları, maceraları ve unutulmaz aşkıyla İskender Çayla
    TMGT'den Armada Otel'e uzanan bir yaşam öyküsü: Kasım Zoto
    Hikmet Atilla'nın yaşam hikayesi
    Turizmde yeniliğin, ilklerin ve inatçılığın ismi: Hüseyin Kurtoğulları
    Hülya Aslantaş'ın mücadele ve başarılarla dolu yaşam hikayesi
    Rehber deyince akla gelen ilk isimlerden biri: Şerif Yenen
    Türk turizminin öncü ismi: Ceylan Pirinçcioğlu'nun yaşam hikayesi
    Hayatı turizmle yoğurmuş bir duayen: Ersin Özgündoğdu
    Yıldıray Karaer'in yaşam öyküsü Turizmden Portreler'de
    Burhan Silahtaroğlu yaşam öyküsünü TurizmGüncel'e anlattı
    Kadir Uğur'un macera ve sürprizlerle dolu yaşam hikayesi
    Bir turizm aşığı, Hakkı Ülkü'nün yaşam hikayesi
    Antalya otelciliğinin kurucusu: Ali İhsan Barut
    Her şey dahilin babası: Cem Kınay
    Hayatı boyunca başkanlık yapmış başkan: Başaran Ulusoy
    Editör Yazı Arşivi
    HER HAKKI TURİZMGUNCEL.COM'A AİTTİR   ©   COPYRIGHT 2017  ||  Genel RSS  || Güncel RSS  || Sektörel RSS  ||  Marka INTERACTIVE
    Anket
    2017 sezonundan ne bekliyorsunuz?

    2016 yılı ile aynı olur
    2016'nın üzerine çıkarız
    2016'daki sayılara bile ulaşamayız
    Ücretsiz Abone Olun