Sektörün tanıdık yüzü çalışkan bir turizmci: Faruk Boyacı'nın yaşam hikayesi

    15.08.2016 - 23:42:18

    Sektörün ilgiyle takip ettiği TurizmdenPortreler köşesinin yeni konuğu, 80'li yıllarda adım attığı turizm sektörüne büyük emek vermiş, Sirkeci'nin bugünkü haline gelmesinde büyük katkıları olan Faruk Boyacı. İş hayatına otomotiv sektöründe çalışan babasının yanında adım atan Boyacı, turizm sektörüyle tanışmasını, tüm dünyada bir marka haline gelen Türk otelcilik sektörünün serüvenini ve özel yaşantısını TurizmGüncel okurları için anlattı...



    Arkadaşına Gönder | Ana Sayfa | Haberi Paylaşın :

    Turizmden Portreler - TurizmGüncel



    1964 yılında Nevşehir'de doğan Faruk Boyacı ''Biz Anadolulu bir aileyiz'' diyerek başlıyor yaşam öyküsünü anlatmaya. Faruk Boyacı doğduktan 3 yıl sonra, yani 1967'de İstanbul'a göç eden aile, Sirkeci'de otomotiv sektöründe iş yapmaya başlıyor. Boyacı, ''O zamanlar zaten bu bölge parçacılarla, otomotiv sektörünün temsilcileriyle dolu bir bölge. Biz de Ford bayii olarak işe başladık, kamyon ve minibüs satıyoruz...'' diyor.
     
    İş yeri olarak Sirkeci'yi seçen ailenin ikamet adresi ise Bakırköy'dür. Faruk Boyacı ve ailesi, çok uzun yıllar Bakırköy'de yaşayıp Sirkeci'de çalışmaya devam etmiş.


    Faruk Boyacı, annesi, babası ve kardeşiyle

    Boyacı, başlıyor o dönemin Bakırköy'ünü anlatmaya:
     
    BİR TOP SAHİBİ OLMANIN BİLE NİMET OLDUĞU GÜNLER…
     
    ''Bakırköy'ün eski adı Makriköy'dür. Makriköy, aynı zamanda ciddi sayıda azınlığın yaşadığı bir bölgedir. Bizim çocukluğumuzda Bakırköy'de önemli sayıda Ermeni hala yaşamaya devam ediyordu. Dolayısıyla çocukluğum, son derece multikültürel bir yapının içinde ve şimdiki çocukların anlayamayacağı kadar da heyecanlı geçti. Hem yokluk içindeki Türkiye'yi, hem de tüketimin çok yüksek olduğu Türkiye'yi yaşadık. 1970'li yıllar, küçücük şeylerin büyük mutluluk yarattığı, oyuncağın olmadığı, insanların çok basit yaşadığı bir Türkiye'nin içinde bütün gün sokaklarda koşturarak, farklı etnik, kültürel ve sosyal tabakadan arkadaşlarımızla beraber geçirdiğim bir çocukluk dönemiydi...''
     
    ''Peki o zamanlar ülkedeki farklı kültürler arasında (örneğin Ermenilerle Türkler arasında) nasıl bir ilişki vardı?'' diye soruyoruz Boyacı'ya, o da yanıtlıyor:
     
    ''Fevkalede güzel ilişkiler vardı ve ben kendimi bu konuda çok şanslı hissediyorum. O zamanlar Bakırköy'de Ermeniler de yaşardı ve muhteşem güzel bir komşuluk ilişkisi vardı. Mahallede 8-10 tane Ermeni arkadaşım vardı ve kendilerini gizlemezlerdi. Bugün hala Bakırköy'de Ermeniler yaşar. Mesela rahmetli Hrant Dink de Bakırköy'de yaşardı. 
     
    Özellikle 12 Eylül'den sonra Ermenilerin sayısı hızla azaldı ve bu noktalara geldi. Mahallelerimiz bugünkü gibi duvarlarla çevrili izole olmuş mahalleler değil, gerçek mahallelerdi. Farklı sosyal tabakadan çocuklar bir arada oynardık ve varlığı göstermek de ayıp karşılanırdı. Bir top sahibi olmanın bile büyük nimet olduğu günlerden bahsediyoruz...''
     
    Ailesiyle Anadolu'dan İstanbul'a göç eden Faruk Boyacı, kenti görünce oldukça şaşırmış. Ancak ailenin Nevşehir’le bağı hiç kopmamış. Akrabaların belirli bölümü oradadır, sürekli gidip gelmeler söz konusudur. Boyacı, ''Yine de gurbette yaşıyorsunuz. İstanbul demek gurbet demek. Adapte olmak kolay değildi. O zamanın İstanbul'u daha sade ve basit olsa da, yine de uyum süreci sıkıntılıydı.'' diyor.
     
    ‘’BÜTÜN OLUMLU ALIŞKANLIKLARIMI İLKOKUL ÖĞRETMENİMDEN KAZANDIM’’
     
    Hayat bir yandan akıp giderken giderken bir yandan da okul yılları gelip dayanıyor. Faruk Boyacı, ilk mezunlarının kendileri olacağı Bakırköy Hamdi Akverdi İlköğretim Okulu'na başlıyor. Boyacı, okulda çok değerli bir öğretmeni olduğunu belirtiyor ve ekliyor; ''Hep söylerim, bir insanın kişiliğinin oluşmasında ilkokul öğretmenin çok önemli bir rolü vardır. Ben de okuma alışkanlığımı bu öğretmenimden kazandım. Bütün olumlu alışkanlıklarımı orada edindim.'' 


    Okul sıralarında
     
    LİSE YILLARI…
     
    Ailesinin de teşviği ile kolej sınavına giren Faruk Boyacı, Avusturya Lisesi'ni kazanır. ''Benim annem ve babam ilkokul mezunu insanlardı ama eğitime çok değer verirlerdi. Anadolu'dan İstanbul'a gelen, bir yandan kentin şartlarıyla boğuşan ailem, öbür taraftan da ciddi bir eğitim bilinci var. Çocuklarını yabancı okula gönderiyorlar.'' diyor.
     
    Yabancılık çektiniz mi bu okulda?
     
    ''Avusturya Lisesi de ayrı bir kültür şoku oldu benim için. Bambaşka bir ortam, yabancı hocalar, dil bilmiyorsunuz... Ama çok keyifli bir lise hayatım oldu. Okulda olduğum tüm zaman boyunca sınıf başkanıydım ve arkadaşlarımla çok iyi ilişkilerimiz vardı.''


    Faruk Boyacı ve arkadaşları
     
    İŞ HAYATINA YAZ AYLARINDA BABASININ YANINDA ÇALIŞARAK GİRİYOR
     
    Kardeşleriniz var mıydı, biraz da onlardan bahsedelim isterseniz?
     
    ''Benden küçük bir erkek kardeşim var. O normal liseye devam etti ve daha sonra da iktisat okudu.''


    Faruk Boyacı ve erkek kardeşi
     
    Lise yıllarındayken babanızla birlikte çalışıyor muydunuz, neler yapardınız?
     
    ''Bizim zamanımızda toplumsal katmanlar arasında bu kadar fark yoktu. Mesela zengin bir ailenin çocuğu da, orta halli bir ailenin çocuğu da Avusturya Lisesi'ne gidebilirdi. Ben de yaz aylarında sürekli babamın yanına çalışmaya giderdim. O dönem Sirkeci için 'hayat okulu' derlerdi. Tüccarlık nedir, esnaflık nedir, verilen sözün arkasında durmak nedir, toplumla, misafirle ilişki nedir... Sirkeci'de bunları öğrenirdiniz. Öğle yemeğinde herkesin aynı tencereye kaşık salladığı bir yerdi Sirkeci.


    Faruk Boyacı ve babası
     
    O zaman sadece bir sözle büyük paralar kazanılabilir ya da kaybedilebilirdi ama kimse sözünün arkasında durmamazlık etmezdi. Çünkü bu çok büyük bir ayıptı. Eski lonca kültüründen gelen bir özellikti bu. 
     
    O dönemler bu kadar bayi yoktu. Anadolu'dan insanlar gelir, bizden aracını alır giderlerdi. Biz onlara yol boyunca kullanabilecekleri geçici plakalar verirdik. Bu iş sayesinde Anadolu'dan çok farklı insanları da tanıma şansı edindim.''
     
    VE TURİZMLE TANIŞIYOR…
     
    Faruk Boyacı lise yıllarında turizmle tanışır. Yaz aylarında Kapadokya'da bir halıcının yanında çalışmaya başlayan Boyacı, şunları söylüyor:

    ''Kendi giderlerimi karşıladığım gibi yavaş yavaş aile bütçesine de katkıda bulunmaya başladım. Her sene yazın 2-2.5 ay Kapadokya'da çalışıyordum. Dönem ise 12 Eylül ihtilali sonrası ve Türkiye'nin yavaş yavaş turizm yapmaya başladığı yıllar...
     
    Bu dönemde üniversite hayatı da başlamış olmalı?
     
    O yıllarda İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi'ne girdim. Fakülte o zamanlar Hisarüstü'ndeydi. O  bina daha sonra Boğaziçi'ne geçti. Üniversite yıllarım da çok güzel geçti. Fakültede çok iyi hocalarımız vardı. Korkut Boratav, Erdoğan Alkin, Yüksel Ülker, Ali Özgüven, Atilla Gönenli... Analitik düşünme mantığını çok iyi verdiği için Alman ekolünü takdir etmişimdir. Avusturya Lisesi'nde bunu edindik. Bunun üzerine de işletme eğitimi bütünleyici ve değer katıcı oldu. İşletme Fakültesi'ne 1984'te girip 1988 yılında mezun oldum.''
     
    EŞİ GÜL HANIMLA ÜNİVERSİTEDE TANIŞIYOR
     
    Faruk Boyacı eşi Gül hanım ile de üniversitede tanışmış. Birbirlerini çok sevdikleri için bir an evvel evlenme derdine düşmüşler. Boyacı evlenmeye uzanan aşk hikayesini de anlattı:


    Faruk Boyacı ve eşi Gül Hanım
     
    ''Gül ile aynı sınıftaydık. Çok güzel bir arkadaşlığımız vardı. Biz okul bitmeden evlenmek istediğimizi söylediğimizde rahmetli babam biraz tedigin oldu. 'Siz evlenirseniz dersinizi ihmal edersiniz' dedi ve bu bizi çok etkiledi. Biz de gittik hem 3. hem de 4. sınıfın derslerini aldık. Babam da gayretimize baktı ve 'Tamam evlenebilirsiniz' dedi ve üniversite 3. sınıfın yazında evlendik. Dördüncü sınıfa evli bir çift olarak gidip geliyorduk. Üniversitenin bana kazandırdığı en büyük şeydir eşim. 'Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır' sözü benim için son derece doğrudur.''


    Askerlik fotoğrafı
     
    ÜNİVERSİTEDE OTELCİLİK HAYATINA GİRİYOR
     
    Turizme lise yıllarında Kapadokya'da başladınız. Üniversite döneminde de devam ettiniz mi turizm sektöründe çalışmaya?
     
    ‘’Ben turizm yapıyorum, aile otomotiv işiyle uğraşıyor ve tam o arada da Sirkeci kabuk değiştiriyor. Bugünkü Ebu Suud Caddesi'nde ambarlar vardı, kamyonlar gelir tahıl indirip bindirirdi. Belediye otobüsleri gelir burada uzun süre kamyonları beklerdi. O zamanlar şehirlerarası otobüs terminali de buradaydı. Mesela Anadolu'ya giden otobüsler bugün karakolun olduğu sokaktan hareket eder, vapurla Harem'e geçer, oradan da yollarına devam ederlerdi. Topkapı Otogarı daha sonra yapıldı. 1970'in ortasına kadar burası, parçacılar, ambarlar, otomotivcilerle doluydu...

     
    1980'lerden sonra Sirkeci'de dönüşüm başladı. Önce ambarlar, sonra onlara bağlı işler Sirkeci'yi terk ettiler. Ambarlardan boşalan alan ise boş kaldı. Bugün Ebu Suud dediğimiz cadde yeni bir fonksiyonu bekler hale geldi.
     
    Turizm yavaş yavaş gelişmektedir ve bizimkiler buraya önce bir han yapmaya karar veriyorlar, sonrasında ise fikir değiştirip otele çeviriyorlar. Ben de üniversitede okuyorum, Almanca ve İngilizce biliyorum. Bana 'sen de gel bu işe dahil ol' dediler. Zaten işletme, muhasebe, defter tutma falan biliyorum. Otelciliği daha iyi tanıyayım diye 5-6 ay Taksim Eresin Hotel'e gidip geldim. 1988 yılında ise, hala faaliyette olan Erboy Otel’i açtık ve ben de bilfiil otelciliğe başlamış oldum. Erboy Otel 60 odalı mütevazı bir oteldi. Ama odalarda TV yok, klima yok... O zaman Sirkeci'deki otellerde, kaloriferi, sıcak suyu, kliması vardır gibi yazılar yazardı. Aslında Sirkeci'de daha önceden ciddi bir otelcilik varmış ama zamanla bölge bir çöküntü alanı haline gelmiş. 
     
    Erboy 3 yıldızlı bir oteldi ve 'yıldız' kavramı Sirkeci için çok yeniydi. Dolayısıyla bizim oteli yabancı pazara açmamız lazımdı. Acenteleri dolaşmaya başladım. Acenteler 'Sirkeci'de otel mi olur?' diye yadırgıyorlardı. O zamanların iki tane gözde otel bölgesi var; biri Laleli, diğeri ise Taksim. Bu nedenle Sirkeci deyince kimse gelmek istemiyor. Baya bir zorlandık. Uzun mücadeleler sonrasında bizi ilk ciddiye alan acente Gürkay Turizm adında bir Fransız acentesiydi. Onlar bölgeye girdikten sonra, diğer acenteler de bölgeyi satmaya başladılar.''
     
    ‘’SİRKECİ’Yİ AYAĞA KALDIRMADAN BURADA OTELCİLİK YAPAMAZDIK’’
     
    Sirkeci bir yandan bir çöküntü alanı ve siz de buraya otel açtınız. Daha sonra bölgenin çehresi değişmeye başladı mı?
     
    ''Oteli açtıktan sonra şunu fark ettik; biz Sirkeci'yi ayağa kaldırmadan burada otelcilik yapamayız. Sirkeci'nin bütünlük içinde ele alınması ve tüm aktörlerin dahil edilmesi gerekiyordu. Bu nedenle Sirkeci Yaşatma ve Güzelleştirme adında bir dernek kurduk. Bunun bir otelciler derneği değil, bölgedeki herkesi kapsayan bir dernek olmasını istedik ve bunun için bir yıl boyunca toplantılar yaptık. Kasap, lokanta, manav... aklınıza ne gelirse bu derneğin içinde birleştirdik. Hatta otelciler derneği gibi algılanmasın diye bir kırtasiye sahibini de derneğin başkanlığına getirdik. 

     
    OTEL SAYISI ARTIYOR
     
    Dernekle bölgenin geliştirilmesi için sürekli düşünce ürettik.  Bunun bir ayağı sivil toplum üzerinden çalışmak, ikinci olarak ise doğru tarzda otel ve lokantalar oluşturmaktı. Bu çerçevede biz de aile olarak toplam 5-6 tane otel yaptık. Orient Express, Sirkeci Mansion, Erboy, İlkay, Romance... Bunların hepsi nitelikli otellerdi. Bir yandan bunları yaparken, bir yandan da sadece Tarihi Yarımada ve İstanbul'un geneline de katkı koymak için çalışmalar yaptık. Mesela Eminönü Platformu'nun kurucularındanım. Daha sonra Tarihi Yarımada Platformu'nu kurduk. Ahırkapı'da Armada'nın yaptığı Hıdırellez Şenlikleri'ne çok ciddi destek verdik. Tarihi Yarımada için bir sürü proje yaptık. 
     
    Burada büyük yatırımlarımız vardı ama söz sahibi değildik. O zamanlar Eminönü Belediye Başkanı 5 bin oyla seçiliyordu. Biz de Tarihi Yarımada Platformu olarak 1.500-2.000  turizmci seçmenin kütüğünü Eminönü'ne aldık, nasıl bir Eminönü istediğimize dair projeler hazırlayıp seçime giren partilere sunumlar yaptık, Nuruosmaniye'de bir Eminönü vatandaşlık bildirgesi okuduk, Murat Belge ile yürüyüş yolları haritası çıkardık...''
     
    ‘’OLANAKLARIN ÇOK KISITLI OLDUĞU BİR DÖNEMDE TURİZM YAPMAYA ÇALIŞTIK’’
     
    Faruk Boyacı'ya dönemin turizm anlayışını, kısıtlı olanaklarla müşteriyi nasıl memnun edebildiklerini ve o dönemin turist profilini sorduğumuzda ise şu yanıtı aldık:
     
    ‘’O dönemler daha çok grup bazlı turlar yapılırdı ve daha yoğun olarak da Fransızlar gelirdi İstanbul'a. Sirkeci bölgesi otobüsten geçilmezdi mesela. Gelenler iki gece İstanbul'da kalır, sonra da otobüslerle Anadolu turlarına çıkarlardı. Uçuş alternatifleri bu kadar fazla değildi ve çoğunlukla charter uçakları ile getirilirlerdi. 
     
    Olanaklar çok sınırlıydı ve memnuniyet kavramı da o günkü şartlar çerçevesinde belirleniyordu. Misafir akşam gelir, yatar, sabah 8'de tekrar yola çıkardı. Dolayısıyla yatak temizse yetiyordu. Misafir profili açısından bakıldığında ise çok keşfeden bir misafir profili yoktu. Belirlenmiş yerlere giden bir turist profili vardı ve İstanbul yaşamının içine çok fazla giremiyordu. Ulaşım alt yapısı gelişmediği için misafirin bunu kendi başına yapma şansı da çok fazla yoktu. 


    Faruk Boyacı ve ailesi
     
    OTELCİLİK DEĞİŞİYOR…
     
    Değişen misafir profilini ve otelciliğin değiştiğini biz Sirkeci Mansion oteli ile fark ettik. Evet, yeni bir otelcilik geliyordu ve merkezinde misafir memnuniyeti yatıyordu. Pazarlamanın misafir memnuniyeti üzerinden yapılması gereken yeni bir dönemdi bu. Sirkeci Mansion'u yaparken bunu göz önünde bulundurduk. Bu ülke insanının enerjisi ile profesyonelliği bir araya getirdik. Bu ülkenin sosyolojik gerçekleri ile hizmet sektörünün gelecek beklentilerini bir potada harmanladık. Otelin fiziki özelliklerinin yanında, 'Türk gibi misafir ağırlama' mantığını sektöre yerleştirdik. Otele gelen müşteriyi bir an önce check-in yapıp odasına göndermiyoruz, 'yoldan geldiniz şurada soluklanın size bir şeyler ikram edelim' diyoruz. Müşteriye hiçbir zaman 'yok' demiyoruz. Bunları doğallık ve samimiyet içinde yapmanın yollarını yarattık. Kısacası yeni hizmet tipini yeni müşteriye göre belirledik. Mesela 5 yıldızlı otellerde müşterinin odasına pasta gönderilir. Biz, müşteriler ve otel personeli ile birlikte kutlarız o doğum gününü. Kısacası, misafirin karşılanmasından, konaklamasına ve ayrıldığı ana kadarki süreye dair çok sayıda yeni kriter belirledik.’’
     
    Peki yaptığınız bu çalışmalar ve otelciliğe getirdiğiniz yenilikler sektörde nasıl karşılandı?
     
    ‘’Biz bu iş için yurt dışında eğitim almış donanımlı ve güçlü bir insan unsurunu devreye soktuk o zaman. Sonra gördük ki yavaş yavaş bu anlayış sadece Sirkeci'ye değil, Tarihi Yarımada'nın geneline de sirayet etti. Bir müddet sonra, pek çok otelin misafir karşılarken bizim yöntemlerimizi kullandığını gördük.’’
     
    OTOMOTİV SEKTÖRÜNDEN ÇIKIP, OTELCİLİĞE ODAKLANIYOR
     
    Babası 1989 yılında vefat eden Faruk Boyacı ve ailenin diğer bireyleri, o dönem hem otomotiv hem de otelcilik alanında faaliyet yürütmektedir. Bir süre sonra otomotiv sektörü için yeni kriterler getirilir. Aile ya ciddi yatırımlar yaparak otomotiv sektöründe kalacaktır ya da bu sektörden çıkıp tamamen otelciliğe yönelecektir. Tercih ikinciden yana olur. Boyacı anlatıyor...
     
    ‘’Ben hiçbir şekilde otomotiv sektöründe olmayı arzu etmedim. Verdiğimiz ortak kararla tamamen turizme geçtik ve otomotivdeki var olan imkanlarımızı da buraya kanalize ettik. Bundan sonra otel sayısı artmaya başladı. Ayrıldığımızda Sirkeci bölgesinde toplam 400 odayı kontrol eden bir gruptuk. Ayrılınca yapıyı üçe böldük. Bizim elimizde üç otel kaldı.''
     
    AİLE TURİZM SEKTÖRÜNDE ÇALIŞMIYOR


    Faruk Boyacı eşi ve oğulları ile tatildeyken
     
    Eşiniz de sizinle birlikte otelcilik sektöründe mi çalıştı?
     
    ''Eşim için iki tane çocuk yuvası kurduk ve onlarla ilgilendi belli bir dönem. Benimle birlikte turizmde çalışmadı. Kurduğumuz iki çocuk yuvasının ikisi de hala faaliyette ama artık eşim işletmiyor.''
     
    Çocuklarınız var mı, neler yapıyorlar?
     
    ‘’İki tane oğlum var. İkisi de çok iyi eğitim aldılar. Büyük oğlum Bahçeşehir Üniversitesi'nde matematik bölümünü bitirdi, daha sonra London Schools of Economics'te işletme üzerine 2 yıl master yaptı. İstanbul'a geldikten sonra da kurumsal şirketlerde çalışmak istemedi, bir ortağı ile birlikte yaratıcı sosyal girişim ağını getirdi Türkiye'ye.
     
    Diğer oğlum ise Alman Lisesi'ni bitirdi ve şu anda Bahçeşehir Üniversitesi'nde sosyoloji okuyor.''

    Peki çocuklarınız neden otelci olmadı?
     
    ''Ben çocuklarıma her zaman ‘hayatta ne yaparsanız yapın, size mutlu eden şeyi yapın’ dedim. Mutlu olmadan bir şeyi yapıyorsanız istediğiniz verimi yakalayamazsanız. Onların kendilerine has işler yapıp belli bir birikimi sağladıktan sonra bu gruba gelmeleri gibi bir prensibim vardı. 5 yıl farklı alanlarda çalıştıktan sonra turizm onları mutlu edecekse benimle çalışmalarını isterim. Ama mutlu olmayacaklarsa, kendilerini mutlu eden şeyi yapmalarını isterim.''
     
    MESLEK HAYATINDAKİ EN İLGİNÇ ANISI NE?
     
    30 yılı aşkın bir turizm geçmişiniz var. İlginç anılarınız var mı?
     
    ‘’Çok badireler atlattık, depremler, terörist saldırılar... 99 depreminden sonra misafirlerimizin telefon açıp durumumuzu sormaları çok etkilemişti beni. Mesela karşıda bir bakkal kadın vardı, onu bile soruyorlardı. Bu etkilemiştir beni mesela.
     
    Ama en ilginci ise otelimizde konaklayan bir misafirimizin attığı mail. Türkiye'ye gelmiş, bizim otelde kalmış, tatil yapmış ve Cornell Üniversitesi'nin bloğunda bir yazı yayınlamış. 'İlginizi çekebilir' notuyla da bunu bana mail atmış. Fevkalede güzel bir yazı. Profili araştırdığımızda Amerika'nın en büyük 500 şirketine danışmanlık yapan bir insan kaynakları uzmanı. Bunun üzerine ben de bir yazı yazarak çok onore olduğumu, meslek hayatımdaki en güzel anlarımdan birini yaşadığımı belirttim. O da bana 'Bu daha bir şey değil, yeni yazacağım kitapta size bir bölüm ayıracağım ve katıldığım seminerlerde sizden bahsedeceğim' dedi ve dediklerini de yaptı. Bu da benim için önemli bir anıdır.
     
    Turizmin insanlar arasındaki önyargıları kıran, onları birbirine yaklaştıran bir yanı var ve ben turizm üzerinden çok daha güzel bir dünyanın kurulabileceğine inanıyorum. O yüzden çalışma arkadaşlarıma 'Kendinizi meydancı, garson, kat görevlisi olmayan görmeyin. Sizler dünyayı değiştiren devrimcilersiniz' diyorum.’’

    FARUK BOYACI NEREDE TATİL YAPIYOR?


    Faruk Boyacı eşi Gül Hanım ile tatilde
     
    Dünyanın dört bir yanından insanları otelinizde konaklatıyor, onlara hizmet veriyorsunuz. Peki siz bir turizmci olarak nasıl bir tatil anlayışına sahipsiniz, en sevdiğiniz şehirler ve görmeyi planladığınız yerler nereleri? 
     
    ''İnternetle beraber bütün gezginlerde bir ortak bilinç oluşmuş durumda. Turizm dediğimiz olguda Ayasofya’yı, Topkapı Sarayı’nı görecek olmak sadece bir motif. Turizm aslında gittiğiniz kentin yaşam tarzını keşfetmektir. Turizmden keyif almak istiyorsanız bir kafede oturup insanları izlemeniz, o ülkedeki insanların tarzını hissetmeniz gerekir. Turizmi ciddi bir kültürel değişim aracı ve insanların yaşamlarını keşfetme vasıtası olarak gördüğünüz zaman olay kendiliğinden belli bir yere doğru gidiyor. Yerel insanla daha fazla buluşableceğiniz bir şeyi aramaya başlıyorsunuz. Benim de en keyif aldığım şey böyle noktalarda insanlarla buluşabilmek. Bu kış aile olarak yeni yılda Vietnam Kamboçya’ya gittik. Yeni yeni turizm yapmaya başlayan enterasan bir ülke. Yeni yıl kutlamasında bir meydanda yaklaşık 1 milyon insan vardı. Kutlamada insanlar bizi de kutlayıp sarılmıştı. Bu çok değişik ve muazzam bir duyguydu. Bu duyguyu hissedebildiğim ülkeler bana daha fazla keyif veriyor. 

     
    İtalya’yı her anlamda çok severim. Çok keyifli bir yaşam tarzı var, köylerini şehirlerini çok ciddi koruyucu bir mantıkla ele almışlar. Herhalde 9-10 kere gitmişimdir. Onun dışında heyecan veren bir yaşam tarzının olduğu her yerde heyecan duyuyorum. 
     
    Ben bilmem nereye gidip orada Mc Donalds’ta hamburger yiyen insanlara çok şaşırıyorum. Turizm benim için bir kültürü keşfetme ve derinden yaşama imkanı demek. Bu kültürler binlerce yılda oluşmuş, bunun kıymetini bilmek lazım. Bu gezgin olmanın en hoş tarafı.''



    FAVORİ 5 KENTİ HANGİLERİ?
     
    Peki en favori 5 kentinizi sayın desek hangilerini sayarsınız?
     
    ''Londra, New York ve Roma’yı söylerim, bunlar kesinlikle değişmez. Onun arkasından gelecek şehir İstanbul’dur. Bu 4 kentin sıralaması çok da önemli değil benim için. Bu listeye Paris’i de koyabiliriz. Bu 5 kent çok büyüleyici kentler, onun dışındakiler farklı şekillerde listeye girip çıkabilir ancak bu 5 kentle yarışamazlar. Örneğin Berlim muazzam bir şehirdir ancak ne olursa olsun bu 5 şehrin havasını vermesi mümkün değil.

     
    Mesela geçenlerde  7-8 sene aradan sonra Dubrovnik’e gittim. Çok fazla değişmiş ve kenti çok iyi pazarlıyorlar. Game of Thrones’un bazı bölümleri orada çekiliyor ve binlerce insan Game of Thrones turu yapıyor. Bu bir tesadüf değil, o dizi bir şekilde oraya çekilmiş, kentin algısı değiştirilip insanlar iöin bir cazibe merkezi haline getirilmiş. İşte bu bir algı operasyonudur. Kentiniz belli değerlere sahipse, böyle bir operasyon daha da başarılı olacaktır. Anlatmaya çalıştığım bu. Berlin’i, Dubrovnik’i o ilk 5 şehirle bir arada tutamazsınız, ama iyi bir yönetimle çok iyi bir yere getirebilirsiniz.''
     
    Gezmeyi seviyorsunuz, 45 ülke gezdiğinizi söylediniz. Önümüzdeki dönemde görmeyi planladığınız yerler var mı?
     
    ''Güney Amerika’yı görmeyi çok istiyorum. Peru, Şili, Kolombiya… Bir de Afrika Senegal hayalim var. Dünyada gezecek daha çok yer var. Mümkün olduğu kadar turistik yerlerden uzak durmaya çalışıyorum. Tüm gezilerimi kendim planlarım, hiçbir seyahate turla gitmiyorum. Gerekli organizasyonları internet üzerinden yapıyorum.''
     
    Bir yerin yemekleri güzel diye gittiğiniz oldu mu ya da gittiğiniz yerlerde yemek konusunda sıkıntı çekiyor musunuz?
     
    ''Sıkıntı çekmiyorum, çünkü iyi kullanmayı biliyorsanız internet size bu konuda çok yardımcı oluyor. Yemeği severim ama kendimi gurme olarak niteleyemem. Ama gittiğim yerlerde güzel mekanları bulup içkilerini denemeyi çok seviyorum.''

     
    ‘’BAŞARILI OLMAK İÇİN FARKLI USULLER GELİŞTİRMEK LAZIM’’
     
    Peki boş zamanlarınızı nasıl geçiriyorsunuz?
     
    ''Çok fazla kitap okurum, hemen hemen her hafta bir kitap okurum. En son Nejat İşler’in kitabını okudum. Politika, tarih okumayı severim. İlber Ortaylı’nın bütün kitaplarını keyifle okudum. Her hafta Bloomberg Business Week okurum, zaman zaman Harvard Business Review’ü takip ederim. Takip ettiğim bazı kanallar da var, onları izliyorum.
     
    Önemli olan değişimi takip etmek. O kadar hızlı bir dönemde yaşıyoruz ki, elimine olmak istemiyorsanız her şeyi yakından takip etmeniz gerekiyor. Başarılı olanları izlerseniz, hep yeni fikirlerin, geleceği görebilenlerin başarılı olduklarını görürsünüz. Bundan 15 yıl önce biz Hollanda’ya fuara gittiğimizde Booking.com'un kurucusu olan çocuklar otelleri minnet rica üye yapmaya çalışıyordu. Şimdi geldikleri durumu hepimiz görüyoruz… Başarılı olmak istiyorsak, farklı usuller geliştirmemiz lazım, inovasyon lazım. İnovasyon sadece teknolojide olmaz ki…
     
    Bu ülkede biz sayılarla turizm yapıyoruz. Esas tartışma elimizdeki malzemenin ne olduğunu bilip onu doğru pazarlayabilmek. İstanbul’a herkes gelmesin; milyonları şehre doldurmak marifet değil, katma değeri en yüksek insanları getirebilmenin bir yolunu bulmak lazım.''
     
    Tekrar dünyaya gelseniz turizmci olur muydunuz?
     
    ''Evet bir daha dünyaya gelsem kesinlikle yine turizmci olurum.''
     
     
     
     
     

    Bu haber 15.08.2016 - 23:42:18 tarihinde eklendi.

    Kullanıcı Yorumları

    Mehmet Güneli - 15.08.2016 09:29:28
    Faruk Bey, bilgisi, görgüsü ve deneyimleri ile sektöre önemli katıkılar sağlayan, araştırmayı, okumayı sürdüren örnek bir turizmci. Kendisini kutluyorum.
    Cengiz Gayret - 15.08.2016 10:55:58
    Sevgili Faruk Boyacı,tanımakla çok mutlu olduğum,özellikle otelcilik sektöründe görüşleri,projeleri,paylaşımcı ruhu.hoşgörüsü,girimiciliği ile sektörümüze katkıları çok olan ve olmaya devam edecek değerli bir dost...
    Ali ALP - 15.08.2016 16:52:24
    Faruk bey benim turizmde gelişimimi sağlayan çok değerli, öngörüsü yüksek turizmde ezber bozan bir turizm adamıdır. Otellerinde 20 yıldan fazla F&B departmanında çalıştım. Bize pozisyonun ne olursa olsun sahada olmadan başarı gelmeyeceğini öğretti.
    Rasim Erbakan - 15.08.2016 18:25:01
    Faruk bey eski bir Bakirkoylu arkadasiniz olarak,o bolgede ki basarilarinizi yakindan takip ediyorum ve alkisliyorum.Umarim bu gelisim artarak devam eder.
    HÜSNÜ YALINKUŞAK - 16.08.2016 00:33:48
    ÖNCELİKLE İSTANBUL TURİZMİ AMA AYNI ZAMANDA TÜRKİYE TURİZMİ İÇİN ÇOK ÖNEMLİ BİR İNSAN, BİR DUAYENDİR FARUK BOYACI. BU ÜLKENİN EN BÜYÜK ŞANSSIZLIĞI BÖYLE DEĞERLİ İNSANLARIN ÜLKE YÖNETİMİNDE YER ALAMAYIŞIDIR. TURİZM BAKANLIĞI YAPMIŞ KİŞİLERE BAKTIKÇA KAHROLUYORUZ.NEDEN TAM BİR UZMAN OLAN, İŞİN MUTFAĞINDAN YETİŞEN, EN ÜCRA KILCALDAMARLARINA KADAR TURİZMİ BİLEN BU KİŞİLER ÜLKE TURİZMİNİ YÖNETMEZ. GEÇENLERDE TURİZMCİNİN BİRİSİ BAKAN NABİ AVCI YA SORUYORDU. 2017 DE UZAYLILAR MI GELECEK TURİST OLARAK DİYE . GÜLSEM Mİ AĞLASAM MI BİLEMEDİM. SONUÇTA EKMEK YİYORUZ BU İŞTEN.


    Yorum ekleyin



    Adınız :  

     

    Güvenlik Kodu :
    Yenile


     
    Diğer Yazılar:
    Yusuf Duru'nun yaşam hikayesi: Sektörde raconu biz keserdik
    Kerkük'ten İstanbul'a: Cüneyt Mengü'nün yaşam hikayesi
    Tavit Köletavitoğlu hem kendi hem de Türkiye turizminin hikayesini anlattı...
    Müberra Eresin yaşam hikayesini Turizmden Portreler'e anlattı
    Temel Kotil'in azim, kararlılık ve çalışmayla dolu yaşam hikayesi
    Ramazan Aslan'ın emek, sabır ve mücadeleyle dolu yaşam hikayesi
    Firuz Bağlıkaya'nın yaşam hikayesi
    Kaan Kavaloğlu'nun başarılarla dolu yaşam öyküsü
    Sektörün tanıdık yüzü çalışkan bir turizmci: Faruk Boyacı'nın yaşam hikayesi
    Üniversitenin devrimci öğrencisinden kültür turlarının duayenliğine: Faruk Pekin
    Turizmin güler yüzlü abisi Rıdvan Edebal
    Hayalleri, umutları, maceraları ve unutulmaz aşkıyla İskender Çayla
    TMGT'den Armada Otel'e uzanan bir yaşam öyküsü: Kasım Zoto
    Hikmet Atilla'nın yaşam hikayesi
    Turizmde yeniliğin, ilklerin ve inatçılığın ismi: Hüseyin Kurtoğulları
    Hülya Aslantaş'ın mücadele ve başarılarla dolu yaşam hikayesi
    Rehber deyince akla gelen ilk isimlerden biri: Şerif Yenen
    Türk turizminin öncü ismi: Ceylan Pirinçcioğlu'nun yaşam hikayesi
    Hayatı turizmle yoğurmuş bir duayen: Ersin Özgündoğdu
    Yıldıray Karaer'in yaşam öyküsü Turizmden Portreler'de
    Burhan Silahtaroğlu yaşam öyküsünü TurizmGüncel'e anlattı
    Kadir Uğur'un macera ve sürprizlerle dolu yaşam hikayesi
    Bir turizm aşığı, Hakkı Ülkü'nün yaşam hikayesi
    Antalya otelciliğinin kurucusu: Ali İhsan Barut
    Editör Yazı Arşivi
    HER HAKKI TURİZMGUNCEL.COM'A AİTTİR   ©   COPYRIGHT 2017  ||  Genel RSS  || Güncel RSS  || Sektörel RSS  ||  Marka INTERACTIVE
    Anket
    2018 sezonunda Avrupa'da durum ne olur?

    Daha da geriye gider
    Bu yılla aynı olur
    2016 rakamlarına ulaşır
    2015 rakamlarına ulaşır
    Belirsizlik hakim
    Ücretsiz Abone Olun