Ramazan Aslan'ın emek, sabır ve mücadeleyle dolu yaşam hikayesi

    30.01.2017 - 11:29:08

    Ramazan Aslan 11 yaşında kendinden ağır valizleri taşıyan bir bellboy olarak başladığı mesleki yaşamında, zirveye tırmanmış turizmcilerden biri. Turizm sektöründe güler yüzü, çalışkanlığı ve dürüstlüğü ile tanınan Ramazan Aslan, Adıyaman'ın Kahta ilçesinde başlayıp Antalya'ya uzanan, emek, dayanışma ve kararlılıkla yoğrulmuş yaşam hikayesini TurizmdenPortreler için anlattı. Keyifli okumalar...



    Arkadaşına Gönder | Ana Sayfa | Haberi Paylaşın :

    TurizmdenPortreler - TurizmGüncel



    4 Kasım 1967 yılında Adıyaman’ın Kahta ilçesinde Abdullah- Zini Aslan çiftinin çocuğu olarak dünyaya gelen Ramazan Aslan, ''O tarihte doğan bebekler şimdikiler gibi şanslı değildi, doğdukları tarih ve saatte nüfusa kayıtları yapılmıyordu. Dolayısıyla kimlikteki doğum tarihim bu. Belki birkaç ay erken veya geç yazılmış olabilir.'' diyor.

    İlk ve orta öğrenimini Kahta'da tamamlayan Ramazan Aslan, henüz ilkokuldayken, 11 yaşında turizme başlamış. Kahta'da bulunan Merhaba adlı otelde çalışmaya başlayan Aslan, liseye başlayıncaya kadar sabahtan öğlene kadar okula gider, öğleden sonra da otelde çalışır.



    ‘’OKULA 5 KİLOMETRE YÜRÜYEREK GİDERDİK’’

    Ramazan Aslan'a ailesini soruyoruz öncelikle, başlıyor anlatmaya...

    ''Biz 14 kardeşiz. Babam iki evliydi ve çiftçilikle uğraşan bir aileydik. İlkokul üçüncü sınıfa kadar yaşadığımız yere 5 kilometre mesafedeki bir okula yürüyerek gidip geldim. O tarihlerde kar-kış yoğun. İnsan boyu kar olurdu. Artık iklimler de değişti. O dönemlerdeki iklim çok daha sertti.



    O dönemde çocuğunu okutabilen insanlar çok değerliydi. Bu nedenle babamın çok değerli bir insan olduğunu düşünüyorum. Biz de o mesafeyi hiç dert etmeden yıllarca yürüyerek gidip geldik. Bizim ailede lise mecburi idi. Liseyi bitiremeyen kardeşlerim de oldu ama babamın nasihatı 'En az liseye kadar okuyacaksınız. Sonrası size kalmış.' şeklindeydi.’’

    ''11 YAŞINDA BİR ÇOCUK BENDEN İŞ İSTERSE NE YAPARIM?''

    Nasıl başladınız otelde çalışmaya, ne iş yapardınız?

    ‘’İlkokul beşinci sınıftayken 11 yaşında başladım otelde çalışmaya. Çalışmam gerekiyordu ve çalışabileceğim tek alan yeni açılacak olan Merhaba Otel’i idi. Bu otel, o tarihlerde güneydoğuda turizm işletme belgesi olan belki de birkaç tesisten biriydi.

    Tesisin sahibi akrabamızdı. Ondan iş istedim. O da 'Tesisin müdürüyle görüş. Ben bu işlere karışmıyorum.' dedi. Tesisin müdürü de sayın Vassaf Salih Çene. Salih Bey İngiltere'de otelcilik alanında eğitim aldıktan sonra Türkiye'ye dönmüştü. Bu tesisi açıp birkaç ay başında durduktan sonra ayrılacaktı. Salih Bey’den iş istedim. Şu anda da en büyük korkum bu: Birgün 11 yaşında bir çocuk gelip benden iş isterse ne yaparım?



    Salih Çene beni işe aldı ama okula gitmemi de salık verdi. Dolayısıyla ben 11 yaşımdayken Salih Bey ile 3 ay çalıştım ve sonra kendisi oradan ayrıldı.

    O tarihlerde Nemrut'u görmek için dünyanın her yanından turistler gelirdi. Otellerde yer kalmaz, teraslara ilave yataklar hazırlardık. Bir odayı günde iki defa satardık. Günün doğuşunu izlemeye giden çıkar, batışının izlemekten dönenler girerdi odaya. Kimse de bir şey sormaz, koşullardan şikayet etmezdi.

    ''TAŞIDIĞIM VALİZLER BENDEN AĞIRDI''

    Çalışmaya bellboy olarak başladım. Taşıdığım valizler benden ağırdı. Tavsiye üzerine belime sopa koyup spor yapmaya başladım kamburum çıkmasın diye. Tavsiyeyi de o dönemin ünlü sinema sanatçısı Melike Zobu'nun babaannesi verdi. O günden beri her sabah bir saat sporum vardır.’’



    Peki otele gelen müşterilerle ilişkileriniz nasıldı, onlarla nasıl anlaşıyordunuz?

    ''Ben enternasyonel bir dil kullanıyordum. Bakış ve hareketlerle anlaşıyordum misafirlerle. Otel açıldığı dönem Salih Çene personel eğitimleri başlatmıştı. Temel İngilizce de öğretmeye çalışıyordu. Ayrıca İngilizce kitaplar vardı. Onlara abone olup İngilizcemizi geliştiriyorduk.

    Çocuk olmam gelen her misafirin dikkatini çekiyordu. Bir gün bir Amerikalı ailenin rehberi yanıma gelerek 'bu aile sizi yakından tanımak istiyor ancak fazla zamanları yok' dedi. Dağa birlikte çıkmayı teklif etti. Ben de bir arkadaşımı daha yanıma alarak kendilerine katıldım. O tarihlerde Türkiye'de kot pantolon yok. İplerle ölçülerimizi aldılar, Amerika'ya gittikten bir iki ay sonra bize kot pantolon gönderdiler.



    Düşünün, bu insanlarla irtibatınız yıllarca devam ediyor ve lise bittiğinde sizi okutmak için Amerika'ya götürmek istiyorlar. O tarihlerde benim Amerika'ya gitme şansım doğmuştu. Otelimizde kalan bu aile beni okumam için Amerika'ya davet etti. Ancak gitme durumum yoktu çünkü İncekum'da çalışmaya başlamıştım. Ben de onlara 'Ben gelemiyorum ama o gün Nemrut'a gittiğimiz arkadaş gelse olur mu?' dedim. Kabul ettiler ve o gün dağa çıktığımız arkadaş Amerika'ya giderek orada üniversiteyi bitirdi.''



    KENDİ RESTORANINI AÇIYOR…

    Otelde hep bellboy olarak mı çalıştınız?

    ''Hayır, sonraki zamanlarda diğer departmanlarda da çalıştım. Lise son sınıftayken de otelin restoranının işletmesini aldım. Orayı içkili restoran olarak çalıştırdım. Otelin sahibi Alanya'ya tatile gidiyor ve orada Salih Çene ile karşılaşıyor. Salih Bey beni soruyor. Otel sahibi de 'Ramazan otele bakıyor' diyor. O zamanlar otelin her şeyiydim çünkü.



    Restoranı açtığım yıllarda Salih Çene'den bir mektup aldım. Birlikte çalışmak isteyip istemeyeceğimi soruyor. Ancak benim o restoranı açmamın bir nedeni vardı. O zamanlar 15-20 bin nüfuslu Kahta'ta içki içmek isteyenlerin gidebileceği bir mekan yoktu. Sokak aralarında içerlerdi. Ben de 'İçmek isteyen gelsin insan gibi otursun yesin içsin' diye düşünerek 1984 yılında o restoranı açmıştım.

    30 sene önce Adıyaman ve Kahta'da biri kapalı ikisi açık olmak üzere 3 tane sinema salonu vardı. Yani Adıyaman bundan 35 yıl önce daha modern bir kentti. Ben içki içen bir insan değilim ama içene de saygı duyarım. O mekanı da insanlar rahat ve özgürce içebilsin diye açmıştım.''

    Ne kadar süre çalıştırdınız o restoranı?

    ''İki hafta çalıştırabildim. İki hafta sonra şikayet üzerine gelip restoranda içki vermemi yasakladılar. Açtığımda karşıda bir restoran vardı, neredeyse müşterilerinin tamamını almıştım. İki haftada bile inanılmaz bir iş yapmıştım. Farklı talepler de geldi. 'Buraya içki sokma' diyenler de oldu ama benim bir hedefim vardı; İnsanlar içki içiyorsa rahat bir ortamda içsin, kimseyi de rahatsız etmesin.

    Ancak bilmediğim bir şey vardı: O tarihlerde otelin turizm işletme belgesi iptal edilmiş. Ben de belgeye dayanarak içki veriyordum. Emniyet geldi ve ‘Buranın belgesi yok, içki ikram edemezsin.’ dedi. Düşünün, o tarihlerde ne ilgili makamlara başvuru yapıp belge alabilecek bilgi-birikim ne de bir yol gösteren var. Dolayısıyla restoranı kapattım ve 30 Nisan 1985'te Alanya'ya gittim.’’



    ''ALANYA’DA PAHALI DİYE KALAMADIĞIM OTELİ 15 SENE İŞLETTİM''

    Restoranı kapatan Ramazan Aslan, bir miktar alacağını da geride bırakarak (senedi hala duruyor), Salih Çene'nin davetiyle Alanya'nın yolunu tutuyor. Otogar'da iner inmez karşısına 'Pehlivan' adlı bir otel çıkan Aslan, fiyat yüksek geldiği için burada konaklayamıyor ve hemen onun karşısında Oral Otel adında bir otelde konaklıyor. Aslan, o günleri şöyle anlatıyor:

    ''Bütçem anca yettiği için Oral Otel'de kaldım ilk başta. Daha sonra Allah nasip etti, param yetmediği için kalamadığım o oteli 15 yıl boyunca kiralayıp işlettim. Hırs yaptığım için almadım, denk geldi. Zaten Kahta'da kendi iş yerimi kapatıp çıkmıştım. Dolayısıyla hedefim kendi işimi kurmaktı.



    Ben geldiğim yıllarda Alanya'daki tesis sayısı iki elin parmağını geçmiyordu. Şimdi 150-200 bin yatakları konuşuyoruz...

    O dönemlerde İncekum bölgesinde toplasan 5-6 tane tesis vardı. Bunlardan bir tanesi de Club İncekum'du. O tarihte 3 yıldızlı ama 5 yıldız efekti olan bir oteldi. Bunun yanında, Alantur, Aspendos ve Alara ile şehir içinde birkaç tesis daha vardı. ALTİD de o tarihlerde kurulmuştu.’’

    ''OTELCİLİĞİN DİĞER AYAKLARINI ÖĞRENMEK İSTEDİM, 93 LİRALIK MAAŞA RAZI OLDUM''

    Siz Alanya'da ilk Salih Çene ile çalışmaya başladınız, hangi oteldi bu?

    ‘’Salih Çene Club İncekum'un müdürüydü. Ben de orada çalışmaya başladım. Daha sonra o tesisten ayrılıp askere gittim ve döndüğümde yine şef olarak aynı kadroda çalışmamı istediler. Askerden önce, mutfakta da çalıştım, bulaşık da yıkadım, yemek de yaptım, komilik ve garsonluk da yaptım. Ama ben serviste kendimi yeterli gördüğüm için işin muhasebe ve diğer ayaklarını da öğrenmek istiyordum.



    O zamanlar benim 160 lira maaşım vardı. Serviste çalışan bir personelin bunun 3-4 katı bahşişi olurdu. Hatta bazen maaş almayı unuturduk, muhasebe bize, 'Gelin artık şu maaşınızı alın' derdi. Dolayısıyla ben toplamda 800 liraya gelen gelir yerine, 93 liralık muhasebe maaşını tercih ederek o departmana geçtim. Bazı insanlar bana o zaman 'Deli misin ne yapıyorsun?' dediler ama hedeflerim vardı. O gün öğrendiğim işi bugün parayla satın almam mümkün değil.’’

    Başka hangi departmanlara geçtiniz?

    ''Muhasebe işini çözdükten sonra resepsiyona geçtim. Ben üniversite okuma şansı bulamadım. Buna rağmen 3 ay gibi kısa bir sürede resepsiyon şefliği görevini aldım. O zaman ön büro falan yok. Katlar, çamaşırhane… Hepsi resepsiyon şefine bağlıydı.



    O sorumluluğu ise bana tesisin sahibi verdi. Tesis sezon ortasında 2-3 tane resepsiyon şefi değiştirmiş. Tesisin sahibi, 'Ramazan'ı resepsiyonda gördüm, hayırdır?' diye sorunca, 'Ramazan resepsiyonda çalışıyor' yanıtını alıyor. Bunun üzerine, 'O zaman niye şef arıyorsunuz, kabul ederse şefliği Ramazan'a ver, tüm sorumluluk bana ait.' diyor. Bunun üzerine bana 'Bu işi yapabilir misin/yapmak ister misin?' diye sordular. Ben de 'yaparım' dedim ve göreve başladım.''

    ‘’BİZ NE ŞEFLER GÖRDÜK, HİÇBİRİNİN ÖMRÜ 1 AY OLMADI’’

    Peki zorlanmadınız mı bu işte?

    ''Resepsiyonda çalışan arkadaşlarla bir toplantı yaptık. Dedim ‘Arkadaşlar çalışma düzenimiz bundan sonra böyle’. Daha sonra katta çalışanları çağırdım ve onlara da anlattım yeni düzeni. Katta çalışanlardan Emine Demirel isimli arkadaşımız bana açık yüreklilikle, 'Ramazan Bey çok heveslenmeyin. Biz çok şefler gördük geçirdik. Hiçbirinin ömrü bir ay olmadı.' dedi.



    O tarihte ben 21 yaşındayım. Dedim ki, 'Emine hanım, size çok teşekkür ediyorum. Arkadaşlar siz de dürüst olun ve düşüncelerinizi açık yüreklilikle paylaşın. Kimin ömrü ne kadar olur, bunu zamana bırakalım ama artık bu şartlarda çalışacağız.' dedim. O tesiste tam 3 yıl resepsiyon şefi olarak çalıştım. Tesisin işletme süresi dolunca 24 yaşındayken başka bir tesise genel müdür olarak gittim ve bana 'Burada bir ay ömrün olmaz' diyen Emine Hanım’ı da yanımda housekeeper olarak götürdüm.''



    Askerliği aradan çıkarmıştınız herhalde bu sürede?

    ''Evet, askerliği uzun dönem olarak Tekirdağ Saray'da yaptım. İncekum'da çalıştığım tesisteyken gittim ve geldikten sonra yeniden aynı tesise devam ettim.''

    ASKERLİĞİNİ TOPÇU ÇAVUŞU OLARAK YAPIYOR…

    Gazinocu muydunuz askerde?

    ‘’Değildim. Ben askerde ileri gözetleme eğitimi aldım ve topçu çavuşuydum. O tarihlerde belli sayıda topçu çavuşu eğitimi veriliyordu. O eğitimi aldım ve gittiğim bölüğe de topçu çavuşu olarak gittim. Bu görevimden dolayı da ne gazinoya ne de başka bir göreve geçebildim. Benim görevimi verecek başka birini bulamadılar. İzin kullanmadan askerliğimi bitirdim ve döndüm. Yıl 1988... Döndükten sonra da, normalde sezonluk olarak çalışılan Alanya'da, bana kadro verip daimi personel olarak işe aldılar.’’



    BÖLGENİN EN GENÇ GENEL MÜDÜRÜ OLUYOR…

    Turizmin Türkiye'de yavaş yavaş büyümeye başladığı yıllar ve Ramazan Aslan Türkiye'ye yeni giren MP Gruba ait  Maritim Hotel'de genel müdür olarak göreve başlıyor...

    Nasıl genel müdür oldunuz böyle bir otele daha o yaşta?

    ''Tesiste Kurt Graft diye bir Alman vardı. Beni İncekum'dan tanırdı. Onun teklifi ile gittim. Muhtemelen o dönem bölgedeki en genç genel müdürdüm. Düşünün, bir kominin beyaz gömlek giyip garson olabilmesi için en az 5-6 yıl gerekiyordu. 2 yıl bardak yıkadıktan sonra salona çıkabiliyordun. Masa servisini bilmeyenin garson olma şansı yoktu.''



    EŞİ FADİME HANIM’LA TANIŞIYOR…

    İş yaşamı olanca temposuyla sürüyor bir yandan ama bir yandan da yaşam akıp gidiyor. Ramazan Aslan'dan biraz da özel yaşamından, eşi Fadime Hanım’dan ve çocuklarından bahsetmesini istiyoruz. Önce gülümsüyor, sonra olanca vakurluğu ile anlatmaya başlıyor:

    ''9 Ocak 1993 tarihinde evlendim. Eşimle o zamanlar genel müdürlük yaptığım Maritim'de tanıştım. Eşim Bolu Turizm Okulu'ndan mezun, İncekum'da staj yapmış meslektaşım. Benim daha önce çalıştığım tesiste bir sene stajyerlik yapmış. 1985'te tesise ziyarete geldi. Geldiğinde bir karşılaşmıştık sadece, herhangi bir tanışıklığımız olmadı.



    Daha sonra Maritim'de yollarımız kesişti. O ara ben bir süreliğine Avusturya'ya dil eğitimine gitmiştim. Şubat'ta dönüş yaptım, martta da eşim orada işbaşı yaptı ve orada tanıştık. Ben Maritim'de çalışırken Justiniano Club'ın açılışı oldu. Almanya merkez benim oraya genel müdür olarak gitmemi istedi. Önce kabul etmek istemedim. Çünkü daha yeni genel müdür olmuşsunuz, çok fazla deneyiminiz yok, bir sistem kuruyorsunuz. Gitmek istemedim ama 'ya gideceksin ya gideceksin' durumuna geldi iş. Gitmeseydim, 'Oteli açtı başarısız oldu' diyeceklerdi. Büyük bir risk alarak gittim ama Allah'a şükür alnımızın akıyla işin üstesinden geldik.

    Orada çalışmaya başladıktan 4-5 ay sonra da eşime evlilik teklif ettim. Evlendiğimiz yıl Buse adını verdiğimiz ilk evladımız dünyaya geldi. Daha sonra 1997'de Beste adında ikinci kızımız dünyaya geldi. Biz hep iki çocuğa bakabileceğimizi düşünürdük. Daha sonra bir çocuğa daha bakabileceğimize karar verdik ve 2003'te erkek evladımız Baran dünyaya geldi. 2007 yılında da dördüncü çocuğumuz Buket aramıza katıldı.



    ''OTELLERE ÇOCUKLARIMIN İSMİNİ VERDİM''

    Çocukların hepsinin ismi B ile başlıyor ve bu eski logomuzda gizliydi. Dahası, otellerden her biri bir çocuğumuzun adınaydı. Daha sonra Lara'daki otele başlayınca otellerden birini satmak durumunda kaldık. Baktık duygusallıkla ticaret bir arada olmuyor. Bir yandan da kurumsallaşmak adına otellerimizin isimlerini ve logomuzu tamamen değiştirdik, yolumuza devam ediyoruz.''

    ''EŞİMİN KATKISI BENDEN BÜYÜK''

    Ramazan Aslan'ın hayatı o kadar hareketli ve hızlı gelişiyor ki, ister istemez konular birbirini açıyor. Şimdi kendisi başarılı bir otelci, bir yandan yeni bir tesis daha yapıyor. Peki ilk ne zaman otel sahibi oldu, eşi onunla çalışmaya devam etti mi? Aslan anlatıyor....

    ''İlk iki çocuğumuz olduğu dönemde eşimle birlikte çalıştık. Kendisi muhasebe kökenlidir ve bugünlere gelmemizde katkısı benden daha büyüktür. Sonra üçüncü ve dördüncü çocuklar dünyaya gelince zamanının çoğunu çocuklara ayırmaya başladı ama bir yandan da yarım zamanlı ya da fırsat buldukça omuz vermeye devam etti. Şöyle bir gerçeklik var: İşinize ve evinize koşarak gitmiyorsanız başarıyı yakalama şansınız olmaz.



    ALMAN ŞİRKETİNDEN AYRILIYOR, RESTORAN AÇIYOR…

    1994 yılına geldiğimizde ben Alman şirketinden ayrılmaya karar verdim. Çünkü sistemle ilgili sıkıntılar vardı. Bizim dışımızda, bizi rahatsız eden kararlar alınıyordu. Beni rahatsız eden kararların içinde olmak istemediğim için ayrılmaya karar verdim ve Gülüm Cafe adında bir restoran açtım. Eşimle birlikte orada çalışmaya başladık.

    Daha sonra Alman MP Traveline Türkiye'den çıkma kararı alınca tesisin sahibinden tekrar teklif aldım. Ben bu sefer, 'Gelirsem iş yerimi kapatıp geleceğim. Dolayısıyla normal çalışan gibi gelmem. Sana da kazandırırım, kendim de kazanırım.' dedim. O da kabul etti ancak kısa süre sonra tesisi kiraya vermek zorunda kaldı ve ben kiracı ile bir yıl çalışmak durumunda kaldım.



    İLK OTELİNİ KİRALIYOR…

    İkinci yıl, yani 1995'te bir ortakla kendi adıma bir işletme kiraladım. Yalı Otel isimli 50 odalı o otelde çok güzel iş yaptık. Evim arabam yoktu, kiradaydım. Ev kiralarken çok büyük zorluklarla kiralamıştım. Dışarıdan birisiniz, ev sahibi ‘kirayı öder mi ödemez mi’ diye düşünüyor doğal olarak.

    ASKA KURULUYOR…

    1995’te bu otelden kazandığım parayla evimi arabamı aldım. Ortağım da ben de iyi para kazandık. Ancak o yıl ben oteli yanlış ortak seçimi diyebileceğim bir sebeple bırakmak durumunda kaldım. Sonrasında başka bir otele genel müdür oldum. 5 yıl orada çalıştım. Ben orada genel müdür olarak çalışırken, 1999 yılında da Aska’yı kurduk.’’



    İLK TESİS 2000 YILINDA

    Kendi markasını henüz genel müdürlük yaparken yaratan Ramazan Aslan, markanın ilk tesisini ise 2000 yılında İstanbul’da bulunan Metin Baylav’dan kiralıyor.

    Metin Bey’le hiç bir araya gelmeden telefon üzerinden Sun Queen Beach isimli tesisi kiralayan Aslan, Aska Hotels’in yola çıkış hikayesini şu şekilde anlatıyor:


    ‘’Oteli devralacağımız dönemde Metin Bey’in annesi vefat ettiğinden gelemedi. Ben gidip tesisi Metin Bey’in elemanlarından devraldım. O yıl ben başka yerde genel müdürdüm. Tesisi mayıs ayında kiralamıştık. Kendi çalıştığım işletmeyi sezon başlamışken zor durumda bırakmak istemediğim için bizim otelimizdeki işleri eşim yürüttü. Ben de çalıştığım tesise sezon sonunda ayrılacağımı bildirdim. O yıl bir tesis daha kiraladık.



    ''İKİNCİ TESİSİ İŞİMDEN AYRILABİLMEK İÇİN KİRALADIM''

    Ben genel müdürlük yaptığım otelden ayrılacağımı, eşimle beraber tesisin sahipleriyle yediğimiz yemekte açıklamıştım. Yemek sonunda tesis sahibi bana ‘Eşin zaten oteli yürütüyor, sen neden ayrılıyorsun?’ diye sordu. Otelin sahipleri  çok saygı duyduğum bir aileydi. Bu sebeple ikinci tesisi ‘Bakın 2 tesis oldu, müsade edin ben gideyim’ demek için açtım aslında… O mantıkla yola çıkarken, aynı yıl üçüncü tesisi de kiralama şansımız oldu ve sonuç olarak bu günlere geldik…’’



    İLK OTELİ DAYISINDAN ALDIĞI EV PARASIYLA KİRALIYOR

    Cebinde doğru düzgün para olmadan bu tesisleri nasıl kiraladığını sorduğumuz Aslan, sorumuzu şu şekilde yanıtlıyor:

    ‘’İlk tesis olan Yalı Otel’i kiralarken, Almanya’da bulunan dayım Abdullah Çelik’ten destek aldım. Ondan önce Avusturya’da dil eğitimine giderken Dortmund’da dayımı da ziyaret etmiştim. Bana, ‘Yeğen bir şeye ihtiyacın olursa çekinme’ diye bir teklifte bulunmuştu. Ben de eşimle evlendikten sonra, ‘Dayım bana böyle bir teklifte bulundu, deneyelim bakalım bir şey çıkacak mı. Ev alacağız diyelim, bakalım ne diyecek?’ dedim. Dayıma bir ev beğendiğimizi, 15 bin mark paraya ihtiyacımız olduğunu söyledim. Dayım ‘Kapat ben seni arayacağım’ dedi. Aradan bir saat geçtikten sonra hesap numaramı istedi. 15 bin markı o gün Alanya İşbankası'na yolladı. 15 bin mark parayı alınca, o fiyata bizim oturacağımız bir ev bulamadık. Dayımı arayıp ev bulamadığımızı ve parayı kendisine iade etmek istediğimi söyledim. Dayım da ‘Para kalsın, Türkiye’ye gelince alırım.’ dedi. İşte tam o dönemde ilk otelim olacak Yalı Otel’in kiralanması gündeme geldi. Ben de dayımı aradım, ‘Dayı eğer paraya ihtiyacın yoksa sana daha sonra versem olur mu?’ dedim, ‘Olur’ dedi. Bu şekilde bir işe girmiş olduk ve bir miktar para kazandık.



    ASKA OTELLERİNDE PEGAS NEDEN HEP ÖNCELİKLİ?

    Aska olarak birinci otelimiz Sun Queen’i kiralarken de Pegas’ın sahibi Ramazan Akpınar bana ‘Rusya pazarına şu kadar oda isterim, sana da iki taksitle olmak üzere 40 bin dolar para öderim’ dedi. O zamanki dönemde 20 bin dolar bugün bizim için 20 milyon dolar demek… Ramazan Bey’le o günden beri bir iş ortaklığımız, kardeşliğimiz var. O günden beri, Pegas’ın ihtiyacı varsa Aska otellerinde öncelik Pegas’ındır.

    Daha sonra karşımıza çok inanılmaz teklifler çıktı, inanılmaz paralar teklif edildi. Ancak bunlarda asla gözümüz olmadı. Her zaman Pegas’a öncelik verdik. Her sene ‘eğer sizi rahatsız eden bir otel varsa iade edin’ dedik. 'Hayır' dediler, devam ettik. O günden beri Rusya pazarında Ramazan Bey ile devam ettik. Çünkü o gün bize verdiği destek bizim için çok çok değerliydi.



    ''BARAN OTEL BANA HEDİYEYDİ''

    O yıl 3 otelle devam ettik, 2004 yılında ise ilk otelimizi satın aldık. Aslında Baran Otel adını verdiğimiz bu oteli satın almak için 6-7 sene evvel mülk sahibiyle masaya oturmuştuk. Oldukça ilginç bir hikayeydi. Elinde parası olup yatırım yapmak isteyen 20 kişiyi toplayıp her birinden 50’şer bin dolar alarak 3 yıl içerisinde tesisi kademeli olarak satın almak için bir sözleşme yapmıştık. Ancak daha işin ikinci-üçüncü hamlesindeyken olmayacağını fark ettim ve bu işten vazgeçtim.

    Allah nasip etti, ondan 5-6 sene sonra gidip yalnız başıma kademeli kiralama yöntemiyle oteli satın aldım. Otelin yüzde 89 hissesi İsviçre’de yaşayan Fizik Profesörü Mehmet Erbudak’ın, yüzde 11’lik hissesi ise Okan Bilgütay’ındı. Okan Bey’in hissesini hemen, Mehmet Bey’in hissesini ise peyderpey satın aldık. Mehmet Bey avukata talimat verdi ve ‘Bütün hisseleri devret. Benim paramı yiyecekse Ramazan yesin.’ dedi. 2-3 yıl sonra devredeceği hisseleri de bana o gün devretti. Bunlar parayla pulla alakalı şeyler değil, çok farklı şeyler… Ben o gün her ne kadar o tesise para ödediysem de, o tesis benim için hediyeydi. Çünkü insanlar paralarını almadan bana tapularını verdiler.

    Baran Otel’den sonra ise Club N’i Riva Group’tan Sayın Talha Görgülü’den satın aldım. O otelin de mazisi çok büyüktür. Çünkü Talha Bey’in de bana çok büyük bir jesti oldu… Aynı yıl Talha Bey’den  Riva Costa adındaki kiralık tesisini de devraldık.



    ''2009’DA MİSAFİRE YATIRIM YAPTIK, ERKEN REZERVASYONDA YÜZDE 300-400 ARTIŞ YAKALADIK''

    Sonuç olarak 2009’da bizim gündemimize 4 tane yeni tesis girdi. 2009 zor bir yıldı, biz misafire yatırım yaptık. Costa Hotel’de misafirlere o günün değeriyle kişi başı 3 euro bedel ödeyerek misafir memnuniyetini ön plana aldık. Allah’a çok şükür o sene her şeyin altından alnımızın akıyla kalktık ve bir sonraki sene erken rezervasyonlarda yüzde 300-400 artış yakaladık.‘’

    ANTALYA’DA ARSA SATIN ALIYOR…

    25 yıl Alanya’da yaşadıktan sonra, 2010’da Antalya’ya taşınan Ramazan Aslan, o dönemde Antalya’da bir tesisleri olmadığını söylüyor. Antalya’ya girişlerinin hikayesini ise şu şekilde anlatıyor:

    ‘’Çocukların okulu devam ediyordu, biz de ‘Antalya’da da bir şeyler yapalım’ diye düşünüyorduk. Bir sabah yürüyüş yaparken arkamdan biri ‘Evlat biraz yavaş yürü de ben de yürüyeyim’ diye seslendi. Biraz yürümeye başladık, beyefendi bana ‘Kimsin nesin?’ diye sordu. İşlerimden bahsettim. O da bana Alanya’da oteli olduğunu söyledi. O zaman tanıdım, Ömer Suna’ ydı. ‘Ömer Bey siz misiniz?’ dedim. ‘Benim’ dedi. ‘Ömer Bey ben de Ramazan Aslan’ dedim. Ömer Bey’in Alanya’daki bir arsasını almak istemiştik olmamıştı. Bana ‘Size Alanya’da bir arsa veremedim. Benim Lara’da bir arsam var. Gel sana vereyim.’ dedi. Öğlen birlikte yemek yedik, sonra arsaya baktık. Ömer Bey’e, ‘Benim param yok, kredim var. Sana Baran Otel’i vereyim, üstüne de nakit vereyim. Arsana istediğin bankadan ekspertiz yaptır, çıkan değerin yüzde 20 fazlasını vereceğim. Benim otelde de ekspertiz yap, ne kadar değer biçilirse o kadara sayalım.’ dedim.



    ALMANYA’DA OTEL ALIYOR...

    Ömer Bey sonrasında oteli satın almaktan vazgeçti, ödemeyi 3 yıl vadelendirdik. Ben vade dolmadan Baran Otel’i sattım. O parayı da inşaatta kullandık. Peşinden de Buket Otel’i satıp Almanya’da bir otel aldık. Oteli Berlin Belediyesi’ne işletmeye verdik.’’

    ''KİRALIK TESİSLERDEN ÇIKIYORUZ''

    Şu anda Aska Hotels bünyesinde kaç tesis bulunduğunu sorduğumuz Aslan, şunları anlatıyor:

    ‘’Şu anda mülkü bize ait 3 otelimiz var. İkisi Lara’da, birini henüz açmadık, seneye açacağız. Bir de Almanya’da var. Alanya’da 2 tane kiralık tesisimiz var. Birinin üst kullanım hakkı 2025 yılına kadar bize ait, diğeriyse benim zamanında genel müdürlük yaptığım, 7-8 yıldır Just In Beach olarak işlettiğimiz eski Justiniano Beach.

    Biz bu sene 4 tane tesisten çıktık. Riski azaltmak adına kiralık tesislerden çıkıyoruz. Costa, Washington, Beste ve İstanbul otellerimizi kapattık. Bu sene arzı kısarak talebe göre yol aldık. Bu sayede, açık bıraktığımız tesislerde geçen senenin seviyesinin altına düşmemeye gayret ettik.’'



    ‘’1996’DA ALDIĞIM KARARLARI  UYGULUYORUM’’

    Sosyal yaşamında nelere yer verdiğini ve hobilerini sorduğumuz Ramazan Aslan, şunları söylüyor:

    ‘’Öncelikle şunu söylemek istiyorum: Ramazan Aslan, ismini sermaye yapmış, yol almış bir kişidir. Sermayesi para değildir. Para olsaydı bugüne kadar 50 defa harcar çıkardım. Ramazan Aslan, 1996 yılında aldığı kararları uygulayan kişidir. 1996’da tek çocuğuyla başbaşayken, o güne kadar çocuğuna zaman ayırmadığını fark etmiş ve o gün 3 tane karar almıştır:

    1. Şartlar ne olursa olsun pazar günümü ailemle geçiririm.
    2. 2010’da cumartesilerimin yarısını da aileme vereceğim.
    3. 2015’te cumartesilerimin tamamını da ailemle geçireceğim.

    2010’da merkez ofisi Antalya’ya taşıdım ve bugün merkez ofisimiz bile cumartesileri kapalı. 2015’te ailemle sinemaya gittiğim kadar bütün hayatım boyunca gitmedim. 2015’te okuduğum kitap sayısı tüm yaşamım boyunca okuduğum kitap sayısına yakındır.



    ''KİTAP, HAVA GİBİ, SU GİBİ BİR ŞEY…''

    Kitap okumayı çok seviyorum ve günceli takip etmeye çalışıyorum. Şu anda elimde Adam kitabı var. Kitabı hava ve su kadar değerli buluyorum.

    Paylaşmayı seviyorum. Bugüne kadar birçok dernekte görev yaptım. Alanya SKAL’ın kuruluşunda yer aldım ve başkanlık görevini yürüttüm. ALTİD’de de görev aldım. Alanya’nın beldelerindeki bütün derneklerde ve Alanya’nın tanıtım vakfında görev aldım. Antalya’ya gelirken bütün bu görevlerimden geri çekildim. Şu anda Turizm Yatırımcıları Derneği yönetim kurulu üyesiyim.

    ‘’VAZGEÇMEK, KAZANMAK KADAR DEĞERLİ’’

    Ben vazgeçmeyi bilen bir insanım. Vazgeçmenin de kazanmak kadar değerli olduğuna inanıyorum. 2016’da birçok şeyden vazgeçtim, şartlar bunu gerektiriyordu. Daha güçlü çıkabilmek için vazgeçtim. Kangren olan bir parmağı kesebiliyor olmanız gerekiyor. Bugün TYD dışında birçok dernekle iletişimi kestim, çünkü benden sonrakilerin de devam etmesi gerekiyor. Ben Alanya’da SKAL Başkanı olduğumda, bir dönemden  fazla görev yapmayacağımı söyledim. Hülya Aslantaş dünya SKAL başkanı olacağı dönemde benden bir dönem daha kalmamı istedi. Ben ‘Benden sonrakiler de görev yapsın’ dedim. Bana ‘Dünya Başkanı olacağım, yardıma ihtiyacım var’ dedi. Ona destek olacağıma söz verdim. Başkanlığı devretmişken, Alanya oyunu kullanmak için bir günlüğüne Tayvan’a gittim, ama o koltukta kalmadım. Yapışmamak, sırayla herkesin yapmasına olanak tanımak gerekiyor.’’

    Binlerce insanın tatil hayalini gerçeğe dönüştüren bir turizmci olarak, sizin nasıl bir tatil alışkanlığını var?

    ''Tatili çocuklarımda gördüm. Çocuklarla olduğum her yer bana tatil tadı verir. Genelde sakin yerleri ve doğayla iç içe olmayı tercih ederim.''

    En sevdiğiniz 5 şehri sorsak?

    ''En sevdiğim şehirler doğduğum yer Adıyaman ve yaşadığım yer Antalya. Bu iki şehri çok seviyorum. Dünya’ya baktığımızda da İstanbul istisnasız büyüleyici bir şehir; Sarnen doğal güzellikleriyle ön planda, Berlin ise herkese kucak açmış bir şehir.''



    VERGİ REKORTMENLİĞİ HABERİNİ ALINCA 1 NİSAN ŞAKASI ZANNETMİŞ

    Turizmde canla başla çalışmış, kıt imkanları kullanarak konaklama sektöründe bir başarı hikayesi yazan Ramazan Aslan, çok sayıda ödül almış, Alanya vergi rekortmeni olmuş bir isim. 1 Nisan 2005'te Alanya Vergi Dairesi Müdürü Razaman Aslan'ı arayarak 'Alanya vergi rekortmeni olduğunuz' demiş. Bunun üzerine Ramazan Aslan 'Acaba 1 Nisan şakası mı yapılıyor diye düşünmüş. Mali müşaviriyle konuştuğunda gerçekten 2004 yılı Alanya vergi rekortmeni olduğunu öğrenmiş. Aslan, ''Bu duyguyu anlatmak çok zor. Çünkü yaşamak gerekir.'' diyor.

    Aslan'ın aldığı çok sayıda ödülden bazıları şunlar:

    *Antalya Aspendos Rotary Klübü Meslek Hizmet Ödülü
    *POYD Special One Ödülü
    *Skalite Özel Ödülü
    *Antalya Gazeteciler Cemiyeti Kurum Özel Ödülü



    ''’TURİZMİ BİLİNÇLİ SEÇMEDİM AMA…''

    Peki Ramazan Aslan bir kez daha dünyaya gelse yine turizmci olur muydu? Aslan, şunları söylüyor:

    ‘’İnsan sevdiği işi yapmalı. Sevmediğiniz bir işte başarı yakalama şansınız yok. Turizm benim bilinçli olarak seçtiğim bir sektör değil, ama bu sektörü çok seviyorum. Bu sektörde enternasyonel çalışıyorsunuz, dünyayla entegresiniz. Eğer ufak dokunuşlar yapabilirseniz, kendinizi geliştirebilirseniz, çevreye ayak uydurabilirseniz yol alabiliyorsunuz. ‘Çevreden bana ne’ derseniz, turizmde geride kalır, ilerleyemezsiniz..’’



    Bu haber 30.01.2017 - 11:29:08 tarihinde eklendi.

    Kullanıcı Yorumları

    Mehmet Güneli - 19.12.2016 18:35:57
    Ramazan Bey sektörün gerçek kahramanlarından biri. Kendisini kutluyor; başarılarının devamını diliyorum.
    tolga comertoglu - 19.12.2016 18:40:58
    daima gulen yuzu ,mutevazi durusu, samimi sert ve icten tokalasmasıyla her zaman takdir ettiğim guzel insan kıymetli abim zevkle okudum hikayeni
    vora bere - 20.12.2016 04:17:37
    kazançla ovünmek farklı bir duygu olmalı...
    Nevin Kalafatoğlu - 20.12.2016 04:38:49
    Ne güzelsiniz içtenliğiniz ve meslek sevginiz ve ailenize verdiğiniiz önem çok önemli ... Alanya da Antalya da Berlin de çok şanslı... Zevkle okudum öykünüzü... İnsan sevginiz ise muhteşem ...
    cengiz gökçe - 21.12.2016 16:44:34
    ramazan aslan kısa kısa anlatmam gerekirse çalışkan,mütevazi.vefalı,ailesi ile mutlu yani ADAM.başarısının sırrı da bu özellikleri.alanya kaymakamı iken 1997 den beri tanırım oğlum gökçen kadar severim.bütün gençlerin hele hele işadamı olma hedefi olanlar mutlaka bu yaşamını altını kalın çizgilerle çizerek okumalı ve örnek almalı.ramazanım size eşin,çocukların ve sevdiklerinle sağlıklı uzun yıllar dilerim.yolun açık olsun.
    Seyfi İmamoğlu - 22.12.2016 11:12:52
    Sevgili Ramazan Beyin , Mütevaziliği , samimiyeti, içtenliği ile birlikte büyük bir başarı öyküsüne imza atmıştır. Güzel insanların yolları açık , şansları bol olsun. Yolunuz hep açık olsun. Seviler
    Mustafa Fırat - 23.12.2016 18:53:03
    Sevgili Kardeşim Ramazan, gerçek bir başarı hikayesidir. Hayat seni daima başarılı kılsın, yüzünden gülümseme eksik olmasın. İyi ki varsın, iyi ki arkadaşımsın. Sen gibi bir arkadaşa sahip olduğum için mutluyum.40 yıllık arkadaş zor bulunur.
    Emre TATAR - 1.01.2017 20:38:23
    Hikayenizi çok ilgi ile okudum. Gerçekten heyecan verici ve başarılarla dolu . Çok etkilendim. Başarılarınızın ülkemiz için ,aileniz için artarak devam etmesini temenni ediyorum.
    beytullah - 8.01.2017 00:54:39
    Baba adammıssın anlattıklarına göre inşAllah iyi bir insansındır ağam
    Ayhan KILAVUZ - 26.01.2017 17:04:16
    Sn. Aslan ile uzun zamandır çalışmaktayız. Tüm turizim sektörü kötü bir sezon geçiriyorken kendisi bu sektörün çalışanlarının işsiz kalmaları sorununa işaret eden. Ve reğman ülkemize Antalyamıza gelen önce ki sezona göre %60 turisti nasıl getirmeyi başardık diyerek olumsuzluklar içinde olumlu bakış ve duruş sergileyen mesleki etik değerlere bağlılığı, gayret, azim ,iyi niyet, vizyon, kelimlerinin somut masalsı hakikati olmuş örnek bir şahsiyettir. Allah sağlık versin uzun yaşasın var olsun soy ismi kendisine çok yakışmakta kanımca ASLAN...
    Erkut OZEN - 29.01.2017 23:29:53
    Harika bir insan olduğunu biliyordum. Hayatından kareleri görüp hikayelerini duyunca daha da hayran kaldım. Nefis.. Yolunuz açık olsun.


    Yorum ekleyin



    Adınız :  

     

    Güvenlik Kodu :
    Yenile


     
    Diğer Yazılar:
    Yusuf Duru'nun yaşam hikayesi: Sektörde raconu biz keserdik
    Kerkük'ten İstanbul'a: Cüneyt Mengü'nün yaşam hikayesi
    Tavit Köletavitoğlu hem kendi hem de Türkiye turizminin hikayesini anlattı...
    Müberra Eresin yaşam hikayesini Turizmden Portreler'e anlattı
    Temel Kotil'in azim, kararlılık ve çalışmayla dolu yaşam hikayesi
    Ramazan Aslan'ın emek, sabır ve mücadeleyle dolu yaşam hikayesi
    Firuz Bağlıkaya'nın yaşam hikayesi
    Kaan Kavaloğlu'nun başarılarla dolu yaşam öyküsü
    Sektörün tanıdık yüzü çalışkan bir turizmci: Faruk Boyacı'nın yaşam hikayesi
    Üniversitenin devrimci öğrencisinden kültür turlarının duayenliğine: Faruk Pekin
    Turizmin güler yüzlü abisi Rıdvan Edebal
    Hayalleri, umutları, maceraları ve unutulmaz aşkıyla İskender Çayla
    TMGT'den Armada Otel'e uzanan bir yaşam öyküsü: Kasım Zoto
    Hikmet Atilla'nın yaşam hikayesi
    Turizmde yeniliğin, ilklerin ve inatçılığın ismi: Hüseyin Kurtoğulları
    Hülya Aslantaş'ın mücadele ve başarılarla dolu yaşam hikayesi
    Rehber deyince akla gelen ilk isimlerden biri: Şerif Yenen
    Türk turizminin öncü ismi: Ceylan Pirinçcioğlu'nun yaşam hikayesi
    Hayatı turizmle yoğurmuş bir duayen: Ersin Özgündoğdu
    Yıldıray Karaer'in yaşam öyküsü Turizmden Portreler'de
    Burhan Silahtaroğlu yaşam öyküsünü TurizmGüncel'e anlattı
    Kadir Uğur'un macera ve sürprizlerle dolu yaşam hikayesi
    Bir turizm aşığı, Hakkı Ülkü'nün yaşam hikayesi
    Antalya otelciliğinin kurucusu: Ali İhsan Barut
    Editör Yazı Arşivi
    HER HAKKI TURİZMGUNCEL.COM'A AİTTİR   ©   COPYRIGHT 2017  ||  Genel RSS  || Güncel RSS  || Sektörel RSS  ||  Marka INTERACTIVE
    Anket
    2018 sezonunda Avrupa'da durum ne olur?

    Daha da geriye gider
    Bu yılla aynı olur
    2016 rakamlarına ulaşır
    2015 rakamlarına ulaşır
    Belirsizlik hakim
    Ücretsiz Abone Olun