Kaan Kavaloğlu'nun başarılarla dolu yaşam öyküsü

    17.11.2016 - 16:02:37

    TurizmdenPortreler'in yeni konuğu bir sektör profesyoneli; Kaan Kaşif Kavaloğlu. ''Yaptığı her işi en iyi şekilde yaparım'' diyen Kavaloğlu, ailesinden öğrecilik yıllarına, gönül yaşamından turizm macerasına ve basketbol yıllarına kadar hayatına ilişkin pek çok detayı TurizmdenPortreler'e anlattı.



    Arkadaşına Gönder | Ana Sayfa | Haberi Paylaşın :

    TurizmdenPortreler - TurizmGüncel



    Öğretmen bir anne-babanın çocuğu olan Kaan Kavaloğlu, 8 ocak 1971 tarihinde İstanbul Sarıyer’de doğdu. Baba Hakkı Kavaloğlu, ikinci çocuğu doğduğunda öğretmenliği bırakarak özel sektöre atılır. Öğretmen bir ailenin çocuu olduğu için kendini şanslı bulan Kaan Kavaloğlu ise, mesleki yaşamında öğretmen çocuklarına hep öncelik tanımış.

    ''ANNEM TAM BİR ATATÜRK KADINIYDI''

    Kavaloğlu’nun baba tarafı Trabzon Sürmeneli, anne tarafı ise Bolu Mengenli. Diğer memur çocuklarının aksine ailesinin mesleği sebebiyle çok şehir değiştirmemiş. Babası Yıldız Koleji’nde tarih öğretmenliği yaparken, annesi Nurşen Hanım ise Pertevniyal İlkokulu, ardından da Cumhuriyet İlkokulu’nda görev yapmış. Kavaloğlu annesini çantasız eğitim gibi oldukça ileri projeler için çalışan tam bir Atatürk kadını olarak tanımlıyor.



    ''HER ŞEYİMİZ AZ OLDU AMA TERTEMİZ OLDU''

    1970’ yılların zor ortamında bir öğretmen çocuğu olmanın hayatını nasıl etkilediğini sorduğumuz Kavaloğlu, şunları anlatıyor:

    ''Babam da annem de çok idealist insanlardı. Her şeyimiz az oldu ama tertemiz oldu. Rahmetli annemi çok erken kaybettik. Sahip olduğumuz şeyler yeri geldi eski oldu ama, hep pırıl pırıl oldu. Liseye hazırlık dönemlerinde rahmetli annem 5 gün çalışırdı, hafta sonu da beraber kursa giderdik. Sarıyer’den otobüse binip, Eminönü’ne kadar gider, oradan Cağaloğlu’ndaki İstanbul Erkek Lisesi’ne kadar yürürdük. Çok zor bir dönemdi, o dönemin faydalarını hala görürüm.''



    ''YÜZMEYİ BOĞAZDA ÖĞRENEN YEGANE JENERASYONUN BİR ÜYESİYİM''

    Doğduğu günden tut günümüze kadar İstanbul'a tanıklık eden Kaan Kavaloğlu'na, o günün İstanbul'unu anlatmasını istiyoruz, başlıyor anlatmaya...

    ''Sarıyer Yenimahalle’de bütün akrabalarımızın bir arada olduğu bir ortamda yaşadık. Çok rahat, çok korunaklı ve güçlü olduğumuz bir ortamdı. Genellikle Karadenizli ailelerin oturduğu bir muhitti ve herkes birbiriyle hısım akrabaydı. Aile yaşantısı olan herkes bunun kıymetini çok iyi bilir. Ben yüzmeyi Boğaz’da öğrenen jenerasyonun bir üyesiyim. Çocuğumu o dönemki Sarıyer’de büyütmek isterdim. O dönemki Sarıyer deniziyle, suyuyla muhteşem bir yerdi. Ben ağaçtan meyve koparmak, denizden balık tutmak ne demektir biliyorum. Güzel bir çocukluk geçirdim ancak 12 Eylül dönemindeki yaşamımız çok stresliydi. Babam Taksim’de çalışıyordu. Belli bir saatten sonra kız kardeşim, annem ve ben her akşam dua ederdik babam eve sağ salim dönsün diye. O dönemde sağ sol mahalleler vardı ve biz sağ kökenli bir aileydik. Babam işten gelirken en az  3 tane sol mahalleden geçerdi. Çocuk gözüyle bu dönem benim için çok travmatik bir dönemdi. Sağcı solcu olarak ayırmıyorum, o dönem aynı şeyi sol aileler de yaşıyordu. Babamın bir öğretmen arkadaşı öldürülmüştü, o dönemde ailecek kahrolmuştuk. Allah bir daha Türkiye’ye böyle dönemleri yaşatmasın.''



    ‘’ÖNCE DERSLERİMDE BAŞARILIYDIM, SONRA SOSYAL HAYATIMDA’’

    Kavaloğlu’nun eğitim hayatı ise ailesinin de etkisiyle ilk yıllarda oldukça başarılı geçmiş, sonrasında ise bu başarıyı sosyal alanda göstermiş. İlkokulu annesinin de öğretmenlik yaptığı Pertevniyal İlkokulu’nda okumuş. Anadolu lisesine hazırlık sınavlarına annesinin kurucularından olduğu İstanbul Erkek Lisesi’ndeki kurslarda hazırlanmış, daha sonra şimdiki adı Nişantaşı Anadolu Lisesi olan İngiliz Erkek Lisesi’ni kazanmış. Kavaloğlu, okul yıllarını şöyle anlatıyor.



    ''KÜÇÜKLÜĞÜMDEN BERİ HEP LİDER OLDUM''

    ''Ben küçüklüğümden beri içine girdiğim her alanda bir şekilde liderlik yapmayı başardım. Uzun yıllar basketbol oynadım. Önce Eczacıbaşı’nda, başladım. Ezacıbaşı’nın benim için önemi çok büyüktür, takım çalışmasını ve liderliği burada öğrendim. Ardından da Paşabahçe ve Taç Spor Ortaköy’de devam ettim. Bir aylığına da bir arkadaşımın aracılığıyla Almanya’da bir takımda oynadım. Her oynadığım takımda takım kaptanlığı yaptım, ilkokuldan itibaren de senelerce sınıf başkanı oldum.

    İlkokulda annemin de pozitif etkisiyle çok başarılıydım, liseyi de dereceyle kazanmıştım. Sonrasında derslerimdeki başarının yerini sosyallik aldı. Sürekli spor yaptım, derslerimde daha az başarılıydım ama çok sosyaldim. Hiç sınıfta kalmadım ama her dönem birer ikişer zayıf notum oldu. Ancak öğretmenlerimle aram çok iyiydi, düğünümde 7-8 tane lise öğretmenim vardı. Hala lise arkadaşlarımla, basketboldan arkadaşlarımla görüşüyorum...’’



    Orta halli bir ailenin çocuğu olan Kaan Kavaloğlu, daha öğrencilik yıllarında çalışma hayatıyla tanışmış. Dedesine ait su değirmeninde başlayan çalışma hayatı, o günden bugüne kesintisiz devam etmiş. Kavaloğlu çalışmaya başladığı yılları şöyle anlatıyor:

    BABA HAKKI BEY, KAVALOĞLU'NU YAŞAMA HAZIRLIYOR

    ''Aileme destek olmak için erken yaşlarda çalışmaya başladım. Bahsettiğim gibi, uzun yıllar basketbol oynadım, profesyonel oynamaya kadar gittim. Basketbol benim için bir yaşam tarzıydı. Ancak lisenin bittiği dönemde ayağım peşpeşe kırıldı ve basketbol mecburen geri plana itildi. Ortaokul dahil olmak üzere bütün yaz tatillerinde çalışmıştım. Bir yaz amcamla eniştemin işlettiği bir restoranda, bir yaz Sarıyer’de ailemize ait olan değirmende çalıştım. Büyükbabam değirmenciydi. Biz Sarıyer’de Değirmenci Embiya’nın torunları olarak biliniriz. Bütün kuzenlerim o değirmende çalışmıştır. Emeğin ne anlama geldiğini iyi biliriz. Babam özel sektöre geçtiğinde otomotiv sektöründe müdürlük yapmaya başlamıştı ama beni yanına almadı. Ben de yedek parçacılarda çalıştım. Bunlar yokluktan kaynaklanan bir çalışmanın dışında, özellikle babamın hayatı bir an önce öğrenmemle ilgili arzusundan kaynaklanıyordu. O zamanlar her çocuk gibi babama ‘bütün arkadaşlarım tatilde, ben neden çalışıyorum’ diye kızıyordum ancak şimdi ne kadar doğru yaptığını görüyorum.  Bunu baba olunca anladım, adamcağız beni hayata hazırlamak için ne kadar uğraşmış.’’



    OKUL, İŞ VE BASKETBOL AYNI ANDA YÜRÜMÜYOR...

    Kavaloğlu, 1988 yılında İstanbul Üniversitesi Maliye Bölümü’nü kazanan Kavaloğlu, aynı zamanda bir otelde güvenlik görevlisi olarak işe başlıyor. Basketbol hayatını devam ettirmeye  çalışsa da, bir süre sonra bir seçim yapmak zorunda kalıyor:

    ‘’Laleli ve Vezneciler’in benim hayatımda çok ciddi bir önemi vardır. Üniversiteye başladıktan sonra oradaki Ramada Otel’de güvenlik görevlisi olarak çalışmaya başladım. Gece çalışıp gündüz okula gidiyordum. O aralar babamın işleri çok bozulmuştu ve küçük yaştan beri yazları çalışmanın faydasını bu dönemde gördüm. Zor bir dönem başlamıştı benim için. Spor hayatım eskisi kadar yoğun olmasa da devam ediyordu, bir yandan da okul ve iş vardı. Üçü birden zor gelmeye başlamıştı. O arada bir de sakatlık yaşadım. Basketbol zaten hayatımda düşüşe geçmişti, ilk fedakarlığı da burada yapmak durumunda kaldım. O dönem çok üzülmüştüm ama şimdi iyi ki bu tercihi yapmışım diyorum.



    ‘’İDEOLİST EKONOMİST OLMA HAYALLERİM VARDI’’

    Üniversite eğitimim maliye üzerineydi. İktisat Fakültesi’ndeki arkadaşlarıma hala çok değer veririm. O dönemde çok idealist ekonomistler olacağımıza inanıyorduk ve sadece ekonomi alanında çalışmayı düşünüyorduk. Ancak ben o dönemde hayatımda çok önemli bir yeri olan Ramada’nın Güvenlik Personel Şefi Metin Günyol’un yanında çalışmaya başladım. Çalışmaya 1989 Ekim ayında başladım, sonrasında da sürekli hem okudum hem de işe devam ettim. O dönemden de çok güvenlik görevlisi arkadaşlarım vardır, hatta bir arkadaşım bizim otellerden birinde müdürlük yapıyor şu an. Oteldeki arkadaşlarım da beni çok severdi. Yaş olarak onlardan çok küçüktüm ve okumak için büyük emek veriyordum. Onlar da bana çok destek oldu, sınav dönemlerinde beni  gece vardiyasına yazıyorlardı.

    Sınavlarda uyuyakaldığımı bile hatırlarım. Filiz diye çok yakın bir arkadaşım vardı, diplomamın yarısı ona aittir derim hep. Çok yorucu ama zevkli bir dönemdi, ah vah edecek durumda değilim.



    EŞİYLE TANIŞIYOR, TURİZMDE KARİYER YAPMAYA KARAR VERİYOR...

    O dönemde Körfez Krizi başlamıştır ve işler oldukça kötüdür. Bir ay çalışan otel işçileri, 15 günlük maaş almaktadır. Kavaloğlu, ''Eşim Hacer ile o arada flört ediyorduk. O da aynı otelde benden daha üst bir pozisyonda çalışıyordu. Ben personel pozisyonundayken o yiyecek içecek departmanımda süpervizörlük yapıyordu. Eski müdürüm emekli MİT mensubuydu. O dönemde bir tercih yapmam gerekiyordu; ya hayatıma öyle bir yol çizecektim ya da turizmci olacaktım. İngilizce ve Fransızca biliyordum, sporcuydum... Güvenlik alanında da kendimi ileri taşıyabilirdim, ancak turizmci olmaya karar verdim ve aynı otelde ön büro departmanına geçtim.  O zamanki müdürüm olan Metin Bey kendi seçtiği yaşamın zorluklarını biliyordu, 50 yaşında baba olmuştu. O yüzden tercihime çok saygı duydu, hiç gönül koymadı. Ben her zaman yaptığım işi çok iyi yaparım, o işi seçseydim de o konuda çok başarılı olurdum, bundan eminim.'' diyor.

    HACER HANIM TENZİL-İ RÜTBE YAPIYOR

    ''Ben ön büroya geçince, Hacer de tenzil-i rütbe yaparak ön büroda santrale geçti. Çünkü diğer türlü çalışma saatlerimiz birbirine uymuyordu. Yani ilişkimizdeki ilk fedakarlığı o yaptı.  Çok cefakar bir kızdır, benim hayatımda çok önemli bir yeri vardır. Eşim bana görüşmeye başladığımız 1990 yılından beri her konuda muhteşem bir destek vermiştir.’’



    ‘’YÜKSEK TURİZM EĞİTİMİ ALDIKTAN SONRA ASKERLİK KAPIYA DAYANDI’’

    Kavaloğlu, otelin ön büro bölümünde bir süre çalıştıktan sonra ön büro şefi olmuş. 1992’de okul bittikten sonra turizm üzerine eğitimini sürdürmeye karar vermiş. Öte yandan ise askerlik gelip kapıyı çalmış:

    ‘’İstanbul Üniversitesi’nin kendi içinde açtığı Hotel Management & Proficiency isimli bir uzmanlık bölümünde ilave eğitim aldım. Çünkü ön büroya geçtikten sonra sadece İktisat Fakültesi’nde okumanın ve İngilizce, Fransızca bilmenin yeterli olmadığını, akademik anlamda da biraz güçlenmem gerektiğini düşündüm.  1993’te satış yönetimi üzerine bir eğitim daha almak istedim ve Marmara Üniversitesi Satış Yönetimi Bölümü’nde doktora yapmaya karar verdim. Bölüm Çemberlitaş’a çok yakındı ve işe kolay gidip gelebiliyordum. Şef olduğumdan kendi vardiyamı kendim yazabiliyordum. Bu okula yazıldıktan sonra askerliğimi tecil ettirebileceğimi düşündüm ancak sonra böyle bir hakkım olmadığını öğrendim. 2014 Mart ayında öğrendim, nisan ayında askere gittim. Askerlik o dönemde 6 aya inmişti. O dönemki İtalyan otel müdürümüz Benito Marcopoli  ‘6 ay yapacaksan ben bu pozisyonu senin için açık tutarım hemen git gel’ demişti. Ön büro müdürü arkadaşımız yeni evlenmişti, onun işten çıkışını ertelediler. Ben de hemen gittim, ancak devlet sözünü tutamadı. O dönemde terör olayları yoğunlaşınca askerlik 3 ay daha uzadı. Önce İzmir’e gittim ulaştırmacıydım. Eğitim bittikten sonra da İzmit Seğmenler’e gittim. Çok zor bir askerlik geçirdiğimi söyleyemem. Turizm eğitimim olduğu için ben kendim şartlarımı biraz daha zorlaştırdım. Hem eğitim bölünde hem de subay gazinosunda görev yapıyordum.''



    ‘’KEŞKE BİRAZ DAHA HIRSLI OLSAYDIM...’’

    1994’ün aralık ayının son günlerinde askerden döndüm, 31 Aralık’ta çalışmaya başladım. Genel müdürümün söz verdiği gibi ön büro müdürlüğü pozisyonu boştu ancak benim üst pozisyonum olan odalar bölümü müdürlüğü bölümüne yine çok sevdiğim saygı duyduğum bir müdür gelmişti. Az odalı bir otelde hem oda bölümü müdürü hem de ön büro müdürü olmayacağı için ben ‘guest relations & duty manager’ olarak görev yaptım. O dönemde otelimizin adı da Merit Antique Hotel olmuştu. Ben o otelde 18 yaşına bastım, okuldan o otelde mezun oldum, düğünüm o otelde oldu, ilk çocuğum o otelde doğdu. Otelin binası Teyyare Apartmanları olarak geçer ve Türk Hava Kurumu’na bağlıdır. Daha sonra o oteli kiralamak için ihaleye girdim ancak başka birisi kazandı. Ben de çok hırslı davranmadım açıkçası, biraz daha hırslı davranabilirdim. Çünkü benim için çok nostaljik, ehemmiyeti olan bir oteldi. Geçen çocuklarıma üniversiteleri dolaştırdım, ondan sonra da o otele gittik, onlara anneleriyle anılarımı anlattım. Otel çok renovasyon geçirmiş farklılaşmış ama hala eski yapısı aynı.’’

    ANNESİNİ GENÇ YAŞTA KANSERDEN KAYBEDİYOR...

    Kavaloğlu askerden döndükten sonra hızlıca iş hayatına geri dönüyor, o dönemde annesinin de rahatsızlığı ilerliyor. Annesiyle arasında sadece 19 yaş farkı olan Kaan Kavaloğlu annesi için, ''o mükemmel bir insandı, genç yaşta kanser oldu. Ben askerden döndüğümde hastalığı oldukça ilerlemişti, bir yıl sonra da kaybettik kendisini.'' ditor ve ekliyor:
     
    ''Annemin hala bağımızı sürdürdüğümüz çok öğrencisi vardır. Her çocuk için annesinden ayrılmak büyük bir travmadır, ancak ailemin benim üzerimde çok etkisi vardır ve bu durum beni çok daha derinden etkiledi doğal olarak. Eşim de o dönemde babasını kaybetmişti, birbirimize çok destek olduk.’’



    ‘’HEM ÇOCUK HEM KARİYER YALNIZCA FİLMLERDE VE REKLAMLARDA İŞLİYOR’’

    Kavaloğlu, eşi Hacer Hanım’la 5 Mayıs 1996’da evlenmiş. Sonraki dönemde eşinin turizm sektöründe çalışmaya devam edip etmediğini soruyoruz, şöyle yanıtlıyor:

    ''Çocuk da yaparım kariyer de sloganı filmlerde ve reklamlarda oluyor maalesef. Evlendikten sonra Laleli’de otelde çalışmaya devam ettik, evimizi ise Ataşehir’de tuttuk. Günde 1.5 saat gidiş, 1.5 saat dönüş İstanbul trafiğinde yol gidiyorduk. Ben o arada satış ve pazarlama departmanına geçmiştim ve tüm Merit otelleri ile ilgileniyordum. Görev ve sorumluluklarım artmıştı, oldukça da hırslıyım tabii... Oğuz İşbakan ve Teoman Ermete ile o dönemde tanıştım. İkisi de şimdi rahmetli oldu ve ikisinin de hayatımda çok önemli bir yeri vardır. O dönemde eşim ilk çocuğumuza hamile kaldı ve bir karar almak durumundaydık. Eşim 1997’de turizmi bıraktı, evimizde içişleri bakanı olarak görev yapmaya karar verdi. İyi ki de öyle yapmış, yoksa 2 tane erkek çocuğu hayatta büyütemezdik. Büyük oğlum Kerem Kaşifan 1998 Ocak ayında doğdu.''

    MERİT’TEN AYRILIP LİMAK’A GEÇİYOR

    Kavaloğlu, 1998 yılının haziran ayında Limak’ın yatırımcısı olduğu Merit Limra Hotel’in açılışını yapmak için Antalya’ya geçiyor. ..

    ‘’Limak’la ilk iş birliğimiz 1995 yılında olmuştu. Ben tüm Merit otellerinin satış ve pazarlama müdürüyken Limak’ın ilk oteli Belek’te bulunan Merit Arkadia’nın işletmesini almıştık. 1998’de Limra Hotel’i açmaya karar verdiğimizde ise ben Merit bünyesinden ayrılıp Limak’a geçtim. Ancak bu otelde Merit’le yönetim anlaşması değil, franchise anlaşması yapıldı. 2000 yılında ise Limak International Hotels & Resorts’u kurarak Merit ile bağımızı tamamen kopardık. Merit Limra 1998’de açıldığında Türkiye’nin en büyük ve iddialı oteliydi. Rahmetli Teoman Abi’yle birlikte orada çok güzel işlere imza attık. Otel daha sonra yoluna Limak Limra olarak devam etti.’’



    ''ÖZAL’IN VİZYONU OLMASAYDI TURİZM ASLA BU KADAR GELİŞEMEZDİ''

    Peki o dönemde otellerde nasıl bir hizmet veriliyordu, siz bir turizmci olarak bu dönemde nasıl piştiniz?

    ''O dönem kitle turizminin tam olarak başladığı yıllardı. Esas pazarlama stratejisinin deniz-kum-güneş ve aileler üzerine kurulu olduğu bir dönemdi. 1999-2000 yıllarında ise her şey dahil sistemi yaygınlaşmaya başladı. Biz Arkadia ve Limra’yı ilk açtığımızda yarım pansiyon çalışıyorduk, 2002 yılında Atlantis otelini de yarım pansiyon açtık. Ben aynı sistemle devam etmeye çok çalıştım. Ancak misafirin tercihi bu yönde olduğundan 2004 yılında tüm otellerimizi her şey dahile geçirdik. O dönemde kitle turizminin gelişmesiyle paralel olarak da pek çok otel yatırımı yapıldı. Ben, Rahmetli Turgut Özal’ı her zaman sevgiyle anarım ve bence turizmden geçinen herkesin rahmetliyi hayırla anması lazım. Yap-işlet-devret modelini geliştirmesiydi, o formülle bu arazileri turizm tahsislerine açmasaydı turizmin bu kadar gelişmesi mümkün değildi. Turizm bu noktaya Özal’ın vizyonu ve devletin tahsis ettiği bu arazileri alarak otel yapan ve iyi işleten müteahhit firmalar sayesinde geldi.''

    ‘’HER ŞEY DAHİLİ DEĞİL NASIL UYGULANDIĞINI TARTIŞMALIYIZ’’

    Sistemin ‘her şey dahil’e dönmesine ve Türkiye’nin oteller üzerinden pazarlanmasına eleştiriler de getiriliyor. Her şey dahil sistemi turizmi sıkıştırdı mı?

    ''Elbette 2000’li yılların başıyla 2016 yılını aynı kefede değerlendirmemek lazım. Bence her şey dahil sisteminin nasıl uygulandığını tartışmak gerekiyor. Elbette gönül otellerin oda-kahvaltı olarak satılmasını ve tüm ekstraların da hizmetinin en iyi şekilde karşılandığı bir sistem olmasını ister. Bir turizmci olarak benim de gönlüm bundan yana. Ancak ortada bir realite var: Türkiye’yi, Antalya’yı yüzde 70 aileler tercih ediyor, her şey dahil formülü tutmuş, rakiplerin gelip senin nasıl uyguladığını görmeye, bu sistemi ithal etmeye çalışıyorlar... Sen bu sisteme tartışmaya ve geliştirmeye açarak değil de yalnızca eleştirerek bakıyorsun. Her şey dahil sistemi Türkiye şartlarıyla örtüştü, esas mesele bunun nasıl daha iyi kullanılabileceğini tartışmak. Ben rekabet koşullarında bazen gereğinden fazla hizmet verdiğimizi düşünüyorum. Her şeyin ekstra fiyatlandırıldığı bir dünyada, biz sistemin içerisine ürünleri bol bol dahil ediyoruz ve fiyatını aynı derecede artırmıyoruz. Bunun kontrol edilmesi lazım, bu yüzden de sistemin nasıl işletildiğini tartışmaya açmalıyız. Kapsamı dar, daha kaliteli ve daha iyi hizmet veren bir her şey dahil sistemi hayal ediyorum şu an için. Ben aynı zamanda Akdeniz Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği’nin (AKTOB) genel sekreteriyim. Orada bu konuda ciddi bir çalışma yürütüyoruz. Çalışma genel olarak yıldızlama çerçevesinde tur operatörlerinin de kabul edebileceği bir her şey dahil standardizasyonu yapma amacını güdüyor. Sonuçları kısa vadede kamuoyuyla paylaşılacak.''



    ''YILLARCA OTELLERDE YAŞADIK, ÇOCUKLARIM OTELLERDE BÜYÜDÜ''

    Turizm sektöründe çalışmak insanın kendinden biraz daha fazla fedakarlık yapmasını gerektiriyor. Peki Kavaloğlu bu konuda ailesinden şikayet alıyor mu?

    ‘’Benim hayatım dengeler üzerine kurulu. Bu dengenin hiçbir zaman ailemin aleyhine olmasına izin vermedim. Eşim de sağ olsun çok uğraştı bu konuda ve benim eksikliğimi çocuklara hiç göstermedi. Bunu kolaylaştırmak için çok uzun bir süre çocuklarımla birlikte otellerde yaşadım, çocuklar otellerde büyüdü diyebilirim. Bunun da çok kolaylaştırıcı bir etkisi oldu. İki tatilim varsa birini eşimle birini de çocuklarla yaptım. Kendimden fedakarlık yaparak onların hiçbir eksiklik hissetmemesi için uğraştım... Büyük oğlum  Kerem şu anda Özyeğin Üniversitesi Uluslararası Finans Bölümü’nde yüzde 50 burslu okuyor, diğer oğlum TED Koleji’nde lise ikinci sınıfta. Küçük oğlum turizme çok meraklı ama bilgisayar mühendisliği okumak istiyor. Bence iyi bir eğitim alan ve sosyal yönü kuvvetli herkes turizm yapabilir. Büyük oğlum ise finans sektöründe olmayı arzu ettiğini söyledi, ben de bu konuda teşvik edici oldum. Çocuklarımı serbest bırakıyorum, ancak turizm çok güzel bir meslek ben yapmalarını arzu ederim. Anneleri de babaları da turizmci ve aslında turizmci olmak onlar için daha kolay. Ben onların daha zor olanı seçtiklerine inanıyorum, bu yüzden de oldukça mutluyum.’’



    İş hayatı oldukça yoğun olan Kavaloğlu’na özel hayatını ve hobilerini soruyoruz, işte aldığımız yanıtlar:

    ''KİTAPLAR KONUSUNDA EŞİMLE AYRIŞIYORUZ''

    ''Eşimle birlikte çok iyi birer sinemaseveriz. Ne yapıp edip zaman ayırarak Cannes’da, Berlin’de, Venedik’te film festivallerini takip ederiz. İyi bir kitap okuyucusuyum. Eşimle tek örtüşmeyen şeyimiz kitap zevklerimiz. Ben genel olarak tarih ve politika okurum, eşim de okuduğum kitapları çok sıkıcı bulur, daha çok romanları tercih ediyor. Çok iyi bir kütüphanemiz var.

    Onun dışında pek çok sivil toplum kuruluşunda faaliyet yürütüyorum: AKTOB Genel Sekreteri’yim, Kosova’nın Antalya Fahri Konsolosu’yum, Perge Rotary Kulübü üyesiyim, çok iyi bir Fenerbahçeli’yim kombine üyesiyim, TÜSİAD Turizm Çalışma Grubu’nda çalışma yürütüyorum, Türkiye-Amerikan İş Adamları Birliği (TABA) Yönetim Kurulu Üyesi’yim...''

    Kavaloğlu’nun 27 yıllık turizm yaşamında elbette başından ilginç olaylar da geçmiş. Hatta bu konuda yazmaya başladığı ancak bitiremediği bir kitabı da varmış:

    ''26 KERE BİZİM OTELDE KONAKLAYAN MÜŞTERİ, EŞİNİN KÜLLERİNİ DİKTİĞİMİZ AĞACIN DİBİNE DÖKTÜ''

    ‘’Sapanca’da büyük bahçeli bir evim var. İnşallah sağlıklı bir emeklilik hayatım olursa o zaman bu anılarımı kaleme aldığım kitabı bitirmek istiyorum. Bu sene iki tane beni çok derinden etkileyen iki olayı sizlerle paylaşabilirim. Limak olarak yılda 10 bin tane ağaç dikiyoruz. Bunu personelimiz ve misafirlerimizle birlikte yapıyoruz. Geçen sene ağaç dikerken yanıma bir anne-kız geldi. 26 kere bizim otellerde kalmışlar. İlk açtığımız otelle başlamışlar, sonra da her yıl bir otellerimizide misafir olmuşlar. Şu anda genel olarak Limak Lara’da kalıyorlar. Kadın eşini yeni kaybetmiş. Adamcağız vefat ettikten sonra yakmışlar, otelimizi çok sevdiği için gelip küllerinin bir kısmını da bizim ağacımızın altına dökmüşler. Bu benim için çok etkileyici bir olaydı. Belek’teki bir otelden iyi tanıdığımız bir başka ailenin üyesi de küllerinin Atlantis’in önüne dökülmesini istemişti.

    TARHANA İLE BESLENEN BALIKLAR ÖLÜYOR...

    Böyle duygusal anıların yanında komik anılarım da var. Çok büyük bir kongre merkezi yapmıştık ve gala yemeğinde masa düzenlemeleri için kullanabileceğimiz değişik fikirler arıyorduk. Benim yiyecek-içecek kökenli bir partnerim var, Hakan Saatçioğlu. Hakan her masaya birer kavanoz içinde balıklar koyalım dedi. Gala yemeği bittikten sonra o balıkları departmanlara zimmetledik, her departman kendi balığına bakıyordu. Havalar soğuk, bir arkadaşım tarhana göndermiş ısınalım diye. Bizim çocuklar da onu balık yemleriyle karıştırmışlar. Balık yemi gibi balıklara verince, hepsi ölmüş tabii. Bizim yiyecek içecek müdürüne ‘tarhana nerede’ diyorum, çocuk gülüyor. Dedim ‘oğlum ne gülüyorsun?’ dedi ki ‘Efendim bizim çocuklar onu balık yemi sanıp vermiş, balıkları öldürmüşler.’ Bazen komik şeyler de oluyor, trajik şeyler de oluyor. Hayatın içinde ne varsa turizm sektöründe o var...''

    ‘’KALBİM TURİZMDE ÇARPIYOR’’

    Peki Kavaloğlu hiç turizmci olmaktan pişman oldu mu. Ya da ‘keşke şunu yapsaydım’ dediği bir meslek var mı?

    ‘’Ben ne iş yaparsam yapayım iyi yapacağıma inanıyorum. İnsanların sevdiği işi yaparak mutlu olabileceklerini düşünüyorum, yoksa başka türlü başarıyı yakalayamazlar. Benim kalbim turizmde çarpıyor, turizmci olduğum için mutluyum. Turizm sayesinde tanıdığım insanlardan, turizm sayesinde gezdiğim 60 ülkeden mutluyum. Turizm insana özgüven veriyor, yüzlerce binlerce insan tanıyorsunuz. Ben şimdi bildiğim hangi şehre gidersem gideyim orada bir arkadaşım var.’’

    ‘’TURİZMCİ KAAN KAVALOĞLU’NUN OLUŞMASINDA 4 İNSANIN ETKİSİ BÜYÜK’’

    Turizm yaşamında özendiği turizmciler olup olmadığını sorduğumuz Kavaloğlu, şunları söylüyor:

    ''Çok iddialı olacak ama, biz farklı jenerasyonlarda turizmin çalışanlarını görebildik. Ben üst jenerasyonumdan ne yapmam gerektiği kadar ne yapmamam gerektiğini de öğrendim. Onların düştüğü hataları görüp aynı hataları yapmamaya, doğru yaptıkları şeyleri de örnek alıp geliştirmeye çalıştım. Benim hayatımda etkileyen insanların başında rahmetli annem, babam, kız kardeşim ve eşim geliyor. Kaan Kavaloğlu olmamda pek çok kişinin emeği vardır ama turizmci Kaan Kavaloğlu’nun oluşmasında en büyük etki Metin Günyol, Benito Marcopoli, Teoman Ermete ve Oğuz İşbakan’ındır.''



    NASIL TATİL YAPIYOR, NERELERE-KİMLERLE GİDİYOR?

    Kavaloğlu’na bir turizmci olarak nasıl tatil yapmayı tercih ettiğini ve en sevdiği 5 şehri soruyoruz: İşte verdiği cevaplar:

    ''Aile tatillerimizde son 6-7 yıldır kruvaziyer tatili yapıyoruz. Daha önce görmemiş olduğumuz destinasyonların ağırlıklı olduğu turları seçiyoruz. En son Karayipler’e gittik. Miami çıkışlı, turumuz; Georgetown, Cayman Adaları, Jamaika Meksika Cozumel ve Bahamalar duraklıydı. Aralarında daha önce gittiğim yerler vardı ancak görmediğim yerler de vardı. Kruvaziyeri seçmemizin nedeni ise şu: Kruvaziyer’de hem kendinize ait zamanınız olabiliyor, hem de bir arada vakit geçirmekten, yeni şehirleri ülkeleri keşfetmekten çok zevk alabiliyorsunuz.  Eşimle birlikte son tatilimizi ise şubat ayında Berlin Film Festivali’ne giderek değerlendirdik. Eşimin omurlarında bir rahatsızlığı var, bir ameliyat geçirdi. O sebeple uzun süre uçamıyor. O ağrıları azaldığı zaman da inşallah Kore-Japonya turu yapıp Sakura Festivali’ne gideceğiz.''

    EN SEVDİĞİ 5 ŞEHİR

    Geçmişte Güney Afrika’ya gidip safari de yaptık, Güney Asya’ya da gittik ve oldukça zevk aldık. Ancak belli bir dönemden sonra daha stabilize tatilleri tercih ediyorsunuz. Kısa süreli tatillerimi ise arkadaşlarımla değerlendirmeyi seviyorum. Benelüks’ü, Almanya’yı çok seviyorum ve arkadaşlarımla geçirdiğim bu kısa hafta sonu tatillerinde sık sık ziyaret ediyorum. Daha uzun tatil fırsatı elime geçince gitmek istediğim bir diğer yer de Yeni Zelanda.-Avustralya. Kız kardeşim gitti ve çok memnun kaldı.

    En sevdiğim 5 şehri Türkiye dışında sayacağım, çünkü İstanbul’un yeri benim için çok çok ayrıdır. İlk sırada tartışmasız şekilde San Francisco geliyor. Bir Türk’ün en rahat yaşayabileceği şehir bence San Francisco. İkinci sırada ise Berlin var. Genel olarak iş için gittiğim bir şehir olsa da sosyal yanını da çok seviyorum. Üçüncü sırada Barcelona, dördüncü sırada her ne kadar yine işle alakalı gibi gözükse de Brüksel ve son olarak da Viyana. En etkilendiğim kruvaziyer tatilim ise Fiyortlardır. Norveç Stavanger’e kadar gittik, doğal güzelliğine hayran oldum...’’



    ''2016 YILI KEŞKE HİÇ YAŞANMASAYDI''

    Kavaloğlu’na son olarak 2016 yılında Türkiye’nin başına gelenleri soruyoruz. Kısa vadede Türkiye normalleşebilir mi? Kavaloğlu turizmci şapkasını bir kenara koyarak şunları söylüyor:

    ''2016 yılı keşke hiç yaşanmasaydı. Biz turizmciler olarak her 2-3 yılda bir küçük-büyük bu tür krizler yaşadık, ancak 2016 bambaşka, hüzün dolu bir yıldı. Olumsuz yönden asla unutamayacağımız bir yıl yaşadık, Allah bir daha yaşatmasın. Türkiye bu bölgede her zaman güçlü olmak zorunda. İktidarda kim olursa olsun ben  ülkemin güçlü olmasını isterim. Türkiye’ye karşı yapılan bir algı yönetimi olduğunu, Türkiye’nin kendisini iyi ifade edemediğini ve dostumuz gördüğümüz ülkelerin bizi tam olarak anlayamadığını düşünüyorum. Bu yüzden çok üzüntülüyüm. Bu ülkede yaşananları biz bu ülkede yaşayanlar biliyoruz. Ancak Avrupa’dan görünenle bizim yaşadığımız şeyler aynı değil. Turizmciler olarak hepimiz bu ülkenin birer elçisiyiz. Dilimizin döndüğü kadarıyla bu ülkede yaşananları anlatmaya çalışıyoruz. Darbe girişimi bile Avrupa’da çok yanlış algılandı, ben 15 Temmuz gecesini Kavacık’ta yaşadım. sokakta bir arkadaşımı kurtardım. Bunu kahramanlık hikayesi olsun diye söylemiyorum. Ancak bu yaşananların çarpıtılmasını gerçekten büyük üzüntüyle karşılıyorum. Hangi partiden olursanız olun, kırgınlığınız ya da kızgınlığınız ülke sevdanızın önüne geçmemeli.''

     ''TÜRKİYE BU COĞRAFYADA NORMALLEŞEMEZ''

    Türkiye şu coğrafyada normalleşemez. İran ve Rusya ile ilişkiler, KTTC’nin durumu, Suriye’deki durum, AB ve ABD ile olan ilişkiler... Tüm bunların arasında normalleşme beklemek Polyannacılık olur. Türkiye bir kurtuluş mücadelesi veriyor. Bu ülkeye sevdalı olmak kimsenin tekelinde değil bence, önemli olan tek bayrak altında bu ülkede mutlu mesut yaşamak istememiz. Bunun sonucunda da etrafınızdaki olumsuz gelişmelere nasıl duyarsız kalabilirsiniz ki? Eskiden bomba patladığında bir olay olduğunda bunlar Türkiye’ye özgüydü. Ancak şu an terör de global. Bizi eleştiren insanlar aynı sorunları kendileri de birebir yaşıyorlar. Benim terörist kabul ettiğimi sen özgürlük savaşçısı kabul edersen seninle aynı ortamda buluşamayız. Terör kötüdür, masumları öldürenler kötüdür. Dünya bunda uzlaşırsa aynı yerde buluşabiliriz. ‘’

    Bu haber 17.11.2016 - 16:02:37 tarihinde eklendi.

    Kullanıcı Yorumları

    ATİLLA VURAL - 12.11.2016 02:02:05
    Kaan bey ile bir dönem çalışma fırsatım oldu hakikaten turizmde ender kaliteli insanlarda birisidir.Onunla çalışmak keyifliydi.


    Yorum ekleyin



    Adınız :  

     

    Güvenlik Kodu :
    Yenile


     
    Diğer Yazılar:
    Tavit Köletavitoğlu hem kendi hem de Türkiye turizminin hikayesini anlattı...
    Müberra Eresin yaşam hikayesini Turizmden Portreler'e anlattı
    Temel Kotil'in azim, kararlılık ve çalışmayla dolu yaşam hikayesi
    Ramazan Aslan'ın emek, sabır ve mücadeleyle dolu yaşam hikayesi
    Firuz Bağlıkaya'nın yaşam hikayesi
    Kaan Kavaloğlu'nun başarılarla dolu yaşam öyküsü
    Sektörün tanıdık yüzü çalışkan bir turizmci: Faruk Boyacı'nın yaşam hikayesi
    Üniversitenin devrimci öğrencisinden kültür turlarının duayenliğine: Faruk Pekin
    Turizmin güler yüzlü abisi Rıdvan Edebal
    Hayalleri, umutları, maceraları ve unutulmaz aşkıyla İskender Çayla
    TMGT'den Armada Otel'e uzanan bir yaşam öyküsü: Kasım Zoto
    Hikmet Atilla'nın yaşam hikayesi
    Turizmde yeniliğin, ilklerin ve inatçılığın ismi: Hüseyin Kurtoğulları
    Hülya Aslantaş'ın mücadele ve başarılarla dolu yaşam hikayesi
    Rehber deyince akla gelen ilk isimlerden biri: Şerif Yenen
    Türk turizminin öncü ismi: Ceylan Pirinçcioğlu'nun yaşam hikayesi
    Hayatı turizmle yoğurmuş bir duayen: Ersin Özgündoğdu
    Yıldıray Karaer'in yaşam öyküsü Turizmden Portreler'de
    Burhan Silahtaroğlu yaşam öyküsünü TurizmGüncel'e anlattı
    Kadir Uğur'un macera ve sürprizlerle dolu yaşam hikayesi
    Bir turizm aşığı, Hakkı Ülkü'nün yaşam hikayesi
    Antalya otelciliğinin kurucusu: Ali İhsan Barut
    Her şey dahilin babası: Cem Kınay
    Hayatı boyunca başkanlık yapmış başkan: Başaran Ulusoy
    Editör Yazı Arşivi
    HER HAKKI TURİZMGUNCEL.COM'A AİTTİR   ©   COPYRIGHT 2017  ||  Genel RSS  || Güncel RSS  || Sektörel RSS  ||  Marka INTERACTIVE
    Anket
    2017 sezonundan ne bekliyorsunuz?

    2016 yılı ile aynı olur
    2016'nın üzerine çıkarız
    2016'daki sayılara bile ulaşamayız
    Ücretsiz Abone Olun