Kelle paça

İşe başlar başlamaz giyotini kurduran yöneticilere gelsin!

Bugünlerde en çok konuştuğumuz şey sektördeki kriz değil aslında. Bizler ardı ardına gelen krizleri günlük ve hatta saatlik gelişmeler ışığında konuşuyor, kritiğini yapıyor, kendimizce çözüm yolları üretiyor ve hatta bir sonraki krizin ne şekilde gerçekleşeceği konusunda düşünüp gardımızı almaya çalışıyoruz. 

Pentagon'daki 'The her bir haltı önce biz düşünürüz' tayfasının bile bizim kriz bağımlısı olmuş turizmcimiz kadar hızlı çözüm üretemediğine kalıbımı basarım. Gerçi benim kalıp biraz küçük kalır ama olsun, elimizdekini değerlendireceğiz artık.
 
Yıllar boyunca irili-ufaklı yediğimiz kriz ve türevi kazıkların acısını halen mabadımızda hissederken, kesintisiz olarak her gün bir yenisinin servis ediliyor olması bizleri biraz hissizleştirdi mi ne? Mevzu derin, yaz yaz bitmez. Zaten herkes kriz yazıyor, ben ise bir iki satırla yetineceğim. Takıldığım konu farklı. Ben, millet krizle boğuşurken backstage'de yaşanan keyfi uygulamaları aktarmak istiyorum. 
 
Aktardım da, okuyun lütfen.


İş değiştirmeyi, yeni maceralara yelken açma isteğini anlarım. Hele ki bu zamanda 2 sezondan fazla bir otelde çalışana Oscar heykelciğini en kralından hak etmiş gözüyle bakar, tüm içtenliğimle tebrik ederim.
 
Ekibi ile çalışma isteğini de anlamakta zorlanmıyorum. Zira en doğal hak kontenjanından gayet güvenilir bir durum içermekte, talep eden açısından. Usturuplu bir şekilde gerçekleştirildiğinde elbette!

Yeni konsept geliştirme, kaliteyi artırma, yenilik yapma ya da moda deyimi ile 'inovatif bir şeyler yapma' çabasını da yatırımcı taifesine şirin görünme ve 'yahu bak ne iyi yapmışız da ŞEY bey ile anlaşmışız, ne de güzel yenilikler yapıyor otelimiz de' dedirtmek adına akıllı ve gerekli bir hamle olarak algılarım.
 
Elbette tüm bunları yaparken aynı zamanda bütçe ile ilgili bazı kalemleri an itibari ile lüzumsuz bulmayı, silmeyi veyahut azaltmayı da stratejik bir karar olarak görür, hak verme durumumu güncellerim.
 
Fakat daha işe başlar başlamaz, mevcutta bulunan ve yıllar boyu o işletmede görev yapmış kadrolara soykırım yapmayı, milleti işinden gücünden, ekmeğinden etmeyi, külliyen kazımayı ve ertesi sabah itibari ile önceden erketede bekleyen kırk haramiler tayfasını sistematik olarak bir yerlere sokuşturmayı anlamam, anlayamam.
 
Tüy mü dikeceksiniz, kuş mu konduracaksınız? Yanınızda çanta misali taşıdığınız bu adanmış kadronun meslekteki toplam tecrübeleri ile, kellesini aldığınız taifenin toplam tecrübe ve uzmanlık durumunun (zahmet edip de bakarsanız) nerede ise ve hatta kuvvetle muhtemel başa baş olduğunu görmek çok zor olmasa gerek. Bakmak ile görmek arasındaki fark burada net olarak ortaya çıkmakta, işinize geldiği oranda elbette!
 
Öncesinde kakafonik bir durum yaratmanın, bir miktar kaos yaşatıp ardından 'ben sükunet, sessizlik ve huzur getirdim, bakın işler eskisinden daha iyi gidiyor vallahi billahi' durumunun sistematik hale getirilmiş bir klişe olduğunu söylemek hiç de haksızlık olmasa gerek. Günümüz dünya politikacılarının sıkça uyguladığı bu popülaritesi yüksek yöntemi bizim 'turizm duayenleri' minimalist bir yaklaşımla ve keyif alarak uygulamakta.
 
Mevcut ekibi tanımanın, onların sizi tanımasının, onlarında lideri olmanın ne zararı, ne sakıncası var? Biraz sabırlı olmak, muhtemel şovlar için azıcık ağırdan almak, elbette çok da uzatmadan karşılıklı olarak zaman tanımak daha makul ve saygıdeğer bir davranış olmaz mı? Her cuma, zorla işinden edilmiş mağdur ve mağdureler tarafından gök kubbeye acil tarafından, iadeli taahhütlü iletilen bedduaların gün gelip makamınıza ulaşacağını düşünmez misiniz hiç?
 
Uzun lafın kısası, diyeceğim o ki, lütfen acele etmeyin, kötü adam olmayın, beddua almayın, zaman tanıyın, haksızlık yapmayın, bu ortamda insanları işinden gücünden alıkoymayın, keyfi davranmayın.
 
Balzac abi öyle güzel söylemiş ki; 'Her güç, sabır ile zaman birleştirilerek sağlanır.'

 
 


24.5.2017 - 10:45:27
TurizmGuncel.com Yazıcı Dostu Gösterim